Hüseyin Can Güner
Tüm Yazıları
Beni Görmek Demek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Beni Görmek Demek

Sevgili Dostlar; Büyük bir heyecanla açanKaranfil’imizin ikinci sayısından hepinize merhaba…  Sayfalarında 10 Kasım’la hüznü, Öğretmenler Günü’yle minneti, anılarıyla, tarihiyle, bilinmeyenleriyle yaşadığımız şehri, öykü ve şiirlerle edebiyatı ve sanatı gördüğünüz Karanfil’i “elden ele” sevgiyle büyütüyoruz. İlk sayımıza gösterdiğiniz ilgi için siz değerli okurlarımıza içtenlikle teşekkür ederim… Dünyanın hiçbir coğrafyasında kasım ayında bizim ülkemizdeki gibi açılmaz hüzün […]

Sevgili Dostlar;

Büyük bir heyecanla açan
Karanfil’imizin ikinci sayısından hepinize merhaba… 

Sayfalarında 10 Kasım’la hüznü, Öğretmenler Günü’yle minneti, anılarıyla, tarihiyle, bilinmeyenleriyle yaşadığımız şehri, öykü ve şiirlerle edebiyatı ve sanatı gördüğünüz Karanfil’i “elden ele” sevgiyle büyütüyoruz. İlk sayımıza gösterdiğiniz ilgi için siz değerli okurlarımıza içtenlikle teşekkür ederim…

Dünyanın hiçbir coğrafyasında kasım ayında bizim ülkemizdeki gibi açılmaz hüzün kapıları. Her veda erkendir fakat dünyanın hiçbir coğrafyasında bir veda, bizim ülkemizde olduğu gibi kalpleri bu denli acıtmaz. 86 yıldır dinmeyen acının, her geçen gün artan özlemin başka bir yerde örneğinin olmayışını fikren ve kalben açıklamak mümkün olsa da inanılması güç olan; sebepler arasında “SEVGİ”nin nesilden nesle artan bir özlemle taşınıyor olması. Elbette dünya tarihinde saygınlık kazanmış büyük kumandanlar, minnet duyulan siyaset insanları vardır ve olmaya devam edecektir fakat milletle “SEVGİ” bağını bu denli güçlü kurabilmek, hatta ve hatta ölümsüzlüğe intikalinden 86 yıl sonra dahi bu bağı kuvvetlendirmektir zor olan. 

Pençesine düştüğümüz karanlığı fikirleriyle dağıtan, içine düştüğümüz umutsuzluğu cesareti ve üstün dehasıyla umuda dönüştüren, başardıklarıyla, yaptıklarıyla ve yapmak istedikleriyle çağının çok ilerisinde yaşamış olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hâlâ sürdürmeyi başardığı mücadelenin bir parçası olmak, onun izinde ve gösterdiği hedefe yürümek sevginin gücü ve yolun doğruluğuyla mümkündür. O; karanlığın karşısında durabilme cesareti, aydınlanma çabamızın ilhamı olmaya devam etmektedir. İşte bu cesareti ve ilhamı kalbimizden ve fikrimizden söküp atabilecek hiçbir kuvvet yoktur. 

Sevgili Dostlar,

Ulu Önder Mustafa Kemal
Atatürk’ün ordu kumandanlığının, devlet liderliğinin yanı sıra
BAŞÖĞRETMEN kimliği ile milletini aydınlık bir geleceğe taşıma gayreti, ondan bize kalan en büyük miras ve sorumluluktur. Ona duyduğumuz sevginin her geçen gün büyümesinin en önemli sebeplerinden biri; milletine öğretmen olmasıdır. Kutsal öğretmenlik mesleğini dinmeyen bir heyecan, büyük bir aşk ve sorumlulukla yerine getirmekten duyduğu mutluluğa bakmak, onun yaptıklarının yanı sıra yapmak istediklerini anlamamız hususunda bize ışık olacaktır.

Sevgili Dostlar,

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk,  “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” diyor.

Fikirlerini takip ederek, onu anlayarak ve varlığını her daim hissederek büyük bir saygı, dinmeyen bir özlem ve sonsuz bir sevgiyle anıyoruz…

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Bahar Günü bir Çocuk Gülüşü

Nisan, bu memlekete yalnızca baharı getirmez. Biraz ferahlık, biraz hatırlayış, biraz da içimizi usulca yoklayan bir umut getirir. Kışın içimize sinen ağırlık çekilirken, dallar hafifçe yeşile döner, rüzgâr sertliği bırakır, gökyüzü yeniden bir açıklık kazanır. Sonra takvim usulca 23’ü gösterir. İşte o gün nisan, yalnızca bir ay olmaktan çıkar; bir milletin hafızasına, bir çocuğun gülüşüne, […]

Devamını Oku
Çankaya Kalbiyle Yenilenir

Sevgili Dostlar, Bazı şehirler vardır; zamanla birlikte yürür, sahip olduklarını aydınlık bir geleceğe taşıyarak yaşar. Çankaya böyledir. Sokaklarında geçmişin sesini duyarsın ama her adımda o sesi geleceğe taşır. Bu neden bizim şehrimizde yenilenmek, eskiyi geride bırakmak değil; onu yeniden anlamak, yeniden anlatmak demektir. Kültür ve sanat, tam da bu yüzden Çankaya’nın kalbinde yer alır. Çünkü […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku