Pelin Batu
Tüm Yazıları
Barışın Sembolüne Dönüşen Guernica
Ana Sayfa Tüm Yazılar Barışın Sembolüne Dönüşen Guernica

Guernica sadece haritada gitmediğim bir yer değil – ve bu yazımda her zamanki gibi hayalini kurduğum, gezmeyi umduğum bir  yeri anlatmakla yetinmeyeceğim zira Guernica benim için açık bir yara, bir fikir, bir sözü temsil ediyor. Burası Gazze’den önce, Hiroşima’dan bile önce İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmaya başlanan savaş taktiklerinin, blitzkrieg denen “Yıldırım Harekâtının” prova sahnesiydi. Guernica […]

Guernica sadece haritada gitmediğim bir yer değil – ve bu yazımda her zamanki gibi hayalini kurduğum, gezmeyi umduğum bir  yeri anlatmakla yetinmeyeceğim zira Guernica benim için açık bir yara, bir fikir, bir sözü temsil ediyor. Burası Gazze’den önce, Hiroşima’dan bile önce İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılmaya başlanan savaş taktiklerinin, blitzkrieg denen “Yıldırım Harekâtının” prova sahnesiydi. Guernica uçaklardan atılan bombalarla yok edilen ilk yerdi. Burada ne bir askeri üs vardı ne de stratejik bir ehemmiyet. Halk ilk kez alenen hedef alınmıştı. 26 Nisan 1937’de bir pazar günü, insanlar pazarda alışveriş yaparken kendi halindeki bu sessiz Bask kasabası bir anda cehenneme döndü. Faşist Franco’nun faşist dostu Hitler, Franco’ya karşı direnen Frente Popular ya da Halk Cephesi’ne bir ders vermek ve moral bozmak için böyle bir hamlede bulundu. Yeni uçakların ve savaş oyuncaklarının denendiği üç saatlik bombardımanın ardından çoluk, çocuk, halk ve Guernica tamamen haritadan silinmişti. Dünya dondu kaldı. Kendisi de bir Katalan olan Picasso meşhur savaş tablosunu yaptı. Çığlık atan kadınlar ve atlarla bezeli vahşetin siyah, beyaz gri resmi bugün çok ironik bir şekilde tüm benzer soykırımlara ve savaşlara izleyici kalan Birleşmiş Milletler’in “babalar kulübü” olan Güvenlik Konseyi Salonu’nun girişinde asılı. Tablo, Guernica’nın kendisi gibi savaş karşıtlığının sembolüne dönüştü. Barışı dillendirdiğimiz bu sayıda ilk aklıma gelen yer de o yüzden Guernica oldu çünkü Guernica demek; barış demek.

Bugün yüzlerce yıldır Bask liderlerinin yemin ettiği yüzlerce yıllık “Gernikako Arbola” adlı meşe ağacının etrafını saran duvar resimlerinde Picasso’nun yadsıdığı tüm renkleri görebiliyorsunuz. Orada çocukların yüzlerinde savaş ve yok oluş değil, haksızlık ve kötülük değil, direnç ve direniş var. Bu yüzler bize bugün tanıdık geliyor; onları Gazze’de de, Yemen’de de Sudan’da da görüyoruz. Artık Guernica bir intikam değil daha çok bir cautionary tale ya da “uyarıcı masal”a,  bu şirin kasabanın trajedisiyse bir anıta dönüşmüş; buna bir daha asla izin vermeyeceğiz diyorlar adeta. Güncel dünya siyasetini takip edenleriniz, Bask ve Katalan diyarlarında gezme/yaşama şansına erişmiş olanlarınız mutlaka görmüştür; benzer haksızlıklara karşı en net tavrı alanlar ilk onlar oluyor. Guernica’yı yaşayanlar bir başka Guernica’yı gördüklerinde hemen tepki koyuyor. Zaten mevcut hegemonyaya karşı dik duran Basklar ve Katalanlar her yere Filistin bayraklarını asmış. Geçen sene St. Sebastian ve Bilbao sokaklarında gezerken böyleydi. Geçenlerde Barcelona’da gezerken de duvarlar müthiş bir başkaldırıya işaret ediyordu. Parlamentolarında gün geçmiyor ki soykırımcılara karşı ambargo kararını dillendirmesinler. Sömürgecilerden çekmiş olan İrlanda gibi ülkeler de insanlık suçu işlenirken sessiz kalmama şerefine erişiyorlar. Masa altından yardım edip, savaşları destekleyip timsah gözyaşı dökenleri de tarih elbet yazacak. 

Benzer zulümler görmüş Şilili şair Neruda’nın yazdığı gibi… Bask şair Gabriel Aresti’nin Harri eta Herri (Taş ve Halk) kitabında Franco’ya ve yasakladığı Euskara dilinde faşistlerin zulümlerine tercüman olduğu gibi… İngiliz şairler Stephen Spender ve W. H. Auden’ın bu savaşın çirkefliğini bir gölge tiyatrosu misali resmettiği gibi yazılacaklar. Guernica tüm bu şairler vasıtasıyla vicdanın turnusolüne dönüştü. Dün Guernica için yazılanların çok daha sertinin bugün yazılması gerek çünkü bugün canlı yayından izleyip kılını kıpırdatmak bir tarafa, bu savaşı sağlayanların dünyasında seyirci kalmak zorunda kalıyoruz. Sonunda bir şeyler değişecek -biliyorum. Bunu biz görecek miyiz emin değilim ama Gernikako Arbola ağacının göreceğine inanıyorum.

Geziler normalde benim için şiir topladığım, kaçışın getirdiği ferâhlıkla daha bir rahat düşündüğüm, mesafenin doğurduğu berraklıkla daha bir sükûnetle karar aldığım faaliyetlerdir -gitmediğim, gidemediğim yerleri düşlerken bile, yani Huysmans’ın dediği gibi odamda seyahat ederken de günümden ve günlerin köpük ve dertlerinden uzaklaşıp daha derin sulara akarım. Ama bu “hayali Guernica” seyahatim hayaletli bir gezi. Ve bunlar Marx’ın hayal ettiği gibi hayaletli bir büyük değişime işaret ediyor. Ünlü eleştirmen ve yazar Northrop Frye’ın mitlerin geçmişte yazılmış masallar değil şimdi olanı anlattığını söyler. Katılıyorum. Şu anda olanlar, Gılgamış, İlyada, Mahabharata’da yazılanları aratmıyor. Topal ve ölü ördekli birliklerin çatladığını görüyoruz, lağvolduğuna da tanıklık edeceğiz. Büyük imparatorluklar elbet bir gün çökecek ve artık kendini iyice hissettiren iklim krizi ve kaçınılmaz göçlerle bambaşka demografiler, bambaşka gelecekler inşa edilecek.

Perdeler kapanmadan tiyatrodan çıkıyorum. Hayalimde, Guernica’ya Basklar gibi Gernika diyerek, ağacı çevreleyen tholos’un karşısında bir yere oturuyor, kendime bir tabak bacalao al pil pil söylüyorum. Bask dilinin gırtlaktan gelen seslerine bir gitar karışıyor. İnsanların kahkahasını dinliyorum. Ve yaşanmışlıklardan ders çıkarma umuduyla ruhumun kargaları ve güvercinleri havalanıyor. Dünyanın sessizliği Picasso’nun Guernica’sındaki çığlığa dönüşüyor. Bu çığlığı bir şarkıya örüp Ciao Bella’ya dönüştürüyorum. Hayallerimin Guernica’sı dünyada bir ders mahiyetinde dimdik duruyor. Ve hâlâ anlatacak çok şeyi var.

Yazarın Diğer Yazıları
Sözün İnceliği, Haysiyetin Vücut Bulmuş Hali: Ahmet Telli’nin Ardından

Ben dedemi hiç tanımadım. Belki o yüzden tanımadığım dedemi hep ince ruhlu şairlerde aradım. Onun gibi idealist, kitap meftunu, öğrencilerine sadece edebiyatı değil sorgulamayı öğreten, vicdanlarının sesini dinleten bir hoca figürünü aradım. Onu Ahmet Telli’de buldum. O da dedem Selahattin Batu gibi hiç gösterişe ihtiyaç duymadan, kendini gereksiz yere öne çıkarmadan sözleriyle ve duruşuyla saygı […]

Devamını Oku
Umursamaz Bir Kadın Olarak İstanbul

Kadim bir şehirde yaşarken, kentin ihtiyarlığını her yerde hissedersiniz. Bu gibi yerlerde neolitik insanların ne yiyip içtiklerini kayıkların içinde bulunan testilerden, nasıl raks edip yıkandıklarını saraylarından ve hamamlarından, karanlık dehlizlerinde ne vebalı yolculuklara çıktıklarını adeta dinlersiniz. Ama binlerce yıldır ayakta kalmış bir şehirde ankebut fısıltılarının dışında akan hayatın davulu ve zurnası, gençlerinin ve martılarının cıvıltısı […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku