Metin Turan
Tüm Yazıları
Az Gittik Uz Gittik Bir Boratav Yol Gittik…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Az Gittik Uz Gittik Bir Boratav Yol Gittik…

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”  yahut da “Bir varmış, bir yokmuş” diye başladığımız o söz cümbüşünün süregelmesini sağlayanlar kimlerdir diye sorduğumuzda, bu alanın mimarlarının başında  Pertev Naili Boratav’ın olduğunu görürüz. Büyük çoğunluğumuzun düş evreninin renklenmesinde olduğu gibi, Boratav’ın söz dünyasının zenginleşmesinde de annesinin büyük payı vardır. Daha […]

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”  yahut da “Bir varmış, bir yokmuş” diye başladığımız o söz cümbüşünün süregelmesini sağlayanlar kimlerdir diye sorduğumuzda, bu alanın mimarlarının başında  Pertev Naili Boratav’ın olduğunu görürüz.

Büyük çoğunluğumuzun düş evreninin renklenmesinde olduğu gibi, Boratav’ın söz dünyasının zenginleşmesinde de annesinin büyük payı vardır. Daha yaş almadan, benlikten belleğe geçirilenlerin yaratıcısı annedir.  Anne, her bakımdan besleyici, taşıyıcı, yoğurucu ve aktarıcıdır. Hani nasibi açılmayan kişiye hakikat gün ortasında apaçık parlasa da görünmez ya, annenin fısıldadığı masal deryasından damla almayana da söz bir palavra gelirmiş. Anne cenneti vaat etmiyor, hayal olanın sonsuzluğunda cennetin de olabileceğini kavratmayı başarıyordur. Annenin dilindeki tılsım ve büyü anlattıklarını inanarak aktarma içtenliğinde saklıdır.

Darıdere’den Mudurnu’ya

Türk folkloruna ömrünü adayan ve halk kültürünün akademik bir disiplin halinde ele alınmasını sağlayan Pertev Naili Boratav’ın annesi, aslen Antalya, İbradi kazasından “Türegünler”, baba ise İbradılı “Haceli” diye bilinen aileye mensuptur.

Baba Abdurrahman Naili, mülkiye mektebini okumuş, kamu yönetiminde çeşitli görevlerde bulunmuş bir idarecidir. 

Havza ve Derik’te kaymakam olarak görev yaptıktan sonra Darıdere’ye (Zlatograd) atanır. Pertev Naili Boratav, 2 Eylül 1907 yılında burada dünyaya gelir. Güzellik adına doğadan ne beklenirse, deniz hariç, tamamının olduğu bir coğrafya Darıdere. Oradan biraz yukarıda, yani yaklaşık 45 km uzaklıkta ise şimdiki adı ile Ardino, eski adı ile Eğridere bulunuyor. 

Eğridere’yi niye mi andım? Orası da yolları neredeyse hayatın her aşamasında kesişen, kendisinden birkaç ay büyük olan Sabahattin Ali’nin doğduğu yerdir de ondan. 

Boratav ve Sabahattin Ali’nin yolları -Ankara, Almanya, Konya, İstanbul- o kadar çok kesişir ki,  çeşitli nedenlerle sürekli adres değişikliğine zorlanan Sabahattin Ali’nin kuzeni Reşit M. Ertüzün’ün not defterine bizzat kendisinin yazdığı ve Ertüzün Ailesi tarafından kendisine yollanacak mektupların aksamadan güvenle ulaşması için verdiği  adres de Pertev Naili Boratav’a aittir.

Boratav,  ilk öğrenimini kaymakam olan babasının atamalarını izleyerek İstanbul, Arapsun, Develi ve Mudurnu ilkokullarında tamamlar.  Bu yer değiştirmeler  günümüzün ulaşım ve bilgiye erişim olanaklarının olmadığı dönemde memleketi tanımak kadar yoğun bir öğrenme sürecidir. Kimselerin bahşetmeyeceği hayat hikâyesine eklenen deneyim biriktirmektir.

Okulların okul olduğu yıllarda, Kumkapı Fransız ve Gelenbevi Orta Mektebi’nde ve ardından 1927 yılında da İstanbul Lisesi’nde okur. Öğretmenleri arasında Hasan Âli Yücel ve onu folklor derlemelerine yönlendiren Hilmi Ziya Ülken gibi adlar vardır. İlk folklor araştırması da lise son sınıftayken, çocukluğunun geçtiği Mudurnu’ya dairdir.

1927-1928 döneminde İstanbul’da Dârülfünûn’da Edebiyat Fakültesi’nde öğrenime başlar. Bir taraftan da Yüksek Muallim Mektebi’nde de burslu olarak okumaktadır. Burada öğrenciler yatılı olarak kalmakta ve yemekhaneyi kullanmaktadırlar. 1928 yılı yazından itibaren, o zaman Yozgat’taki öğretmenliğinden ayrılmış olan Sabahattin Ali de bu yatakhanenin kaçak misafiridir.

Bu arkadaşlığın Ankaralı yıllarda güzel bir ürünü de Boratav’ın Büchner’den çevirdiği Danton’un Ölümü adlı tiyatro eserinde Sabahattin Ali’nin yardımını görür olmasıdır. Sabahattin Ali sadece çeviride kimi yardımlarda bulunur ama, oyun sergilendiğinde, afiş ve duyurularda çevirmen olarak Sabahattin Ali’nin adı kayıtlıdır.  Pertev Hoca’dan ziyade eşi Hayrünnisa Hanım öfkelenir buna. Böyle de olsa aralarındaki samimiyet nedeniyle Boratav sorun yapmaz ve dostlukları devam eder.

Boratav başarılı bir öğrencidir.  Dârülfünûn’da edebiyat tarihi, halk edebiyatı, tarih ve Türkolojiye ilişkin oldukça yetkin bir öğrenim görür. Hocaları arasında Fuat Köprülü,  Georges Dumezil, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan, Ragıp Hulûsi, Ali Ekrem Bolayır, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu gibi isimler vardır. Öğrenciyken kazandığı bir bursla Paris’e gider ve orada bir ay kalır. Fransız ve uluslararası bilim çevreleri ile ilişkileri o yıllardan itibaren başlar ve Dârülfünûn’dayken 1928-1930 yılları arasında Georges Dumezil’in çevirmenliğini üstlenir.

1930’larda Almanya’ya giden Türk öğrenci sayısında ciddi artış vardır. Boratav da 1936 yılında Önasya Dilleri öğrenimi için Almanya’da eğitim bursu kazanır. Burada, 1936 Kış Olimpiyatları filminin seslendirimesinde diğer Türk öğrencilerle birlikte görev alır.

Ankara-DTCF Dönemi, Yurt ve Dünya Dergisi

Almanya’dan döndükten sonra  bir dönem Siyasal Bilgiler Okulu’nda İdare Muavini olarak görev yapar ve Yüksek Öğrenim Umum Müdürü Cevat Dursunoğlu’nun yönlendirmesiyle 1938 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde göreve başlar.

Onun çabalarıyla Türkiye’de ilk kez, halkın yarattığı edebiyat ürünleri; türküler, destanlar, halk hikâyeleri, atasözleri, maniler üniversitede bir izlencenin içine dahil edilir.  Yunus Emre, Karacaoğlan, Kaygusuz Abdal, Köroğlu, Dertli, Seyrani, konu edilirken, bir yandan da yurdun değişik bölgelerinden gelenler derlemeler yaparak zengin bir folklor arşivinin oluşturulmasına başlarlar. Sesleri DTCF’nin amfisine sığmaz, oradan Hasanoğlan Köy Enstitüsü oradan da dergi ve forumlara taşar.

Bilimsel çalışmalarını üniversite içerisinde sürdürürken bunların yaygınlaşması için yayın organına gereksinme duyarlar. Ocak 1941’de, sahipliği ve neşriyat müdürlüğünü, aynı dönemde DTCF’de öğretim üyesi olan Behice Boran’ın üstlendiği Yurt ve Dünya yayımlanır. Dergi sayfalarında o dönem henüz yolun başında olan ama sonraki yıllarda Türk edebiyatı ve düşünce hayatının önemli isimleri Orhan Kemal, Kemal Bilbaşar, Melih Cevdet Anday, Cemil Meriç’i de görürüz.

Bilim bir çoğaltma işidir. Boratav folklor gibi laboratuvarı halk olan bilim disiplinini dersliğin dışına çıkarmaya, yaratıcıları ile zenginleştirmeye çalışan biridir.

Boratav, DTCF’de çalıştığı yıllarda,  Hilmi Ziya Ülken’in İnsan ve Halil Vedat Fıratlı’nın Oluş dergilerinde de yazmaktadır.

Bilinir ki kültürel belleği zayıf olan toplumlar kolay unutmaya, kolay kandırılmaya, olmayana inandırılmaya meyilli toplumlardır. Halkın bin yıllardır var etmiş olduğu zenginliğin anlaşılması da bilimi yol gösterici olarak kabullenmiş toplumlarda olduğu gibi halkbiliminin gereklerine göre çalışmakla olanaklı olacaktır. Boratav, Türkiye üniversitelerinde bu öncülüğü üstlenen bilim insanıdır.

Anne ve Masal
Denen Büyülü Dünya

İnsanın sütdişlerinin büyümesi gibi, düş dünyasının büyümesinde de anne önemlidir. 

Masal, halk hikâyesi, türkü, destan bugünü yaşayan insan için içine doğduğu, tarihsel olarak da düşünsel birikimini, yaşamsal ve sanatsal kazanımlarını sağladığı birikimdir.

Boratav’ın estetik dünyasının zenginleşmesinde annesi Sıdıka Boratav’ın önemli katkısı vardır.  Örneğin, önce 1967 yılında Fransa’da yayımlanan, sonra Türkçe ilk basımı 1968 yılında Ankara’da yapılan Az Gittik Uz Gittik adlı çalışmasında yer alan “Ayağına Diken Batan Karga”, “Ayşe, Fatma Kuzular”, “Can Kuşu”, “Çor Kuşu”, “Eşek Kafası”, “Ütelek”, “Mehmed Eşkıya”, “İlik Sultan”, “Balıkçı Güzeli”, “Tık Sopam”, “Tencerecik”, “Allah Kerim Padişahın Oğlu Erim”, “Kaz Yollasam Yolar mısın?” “Zengin Hamamı” annesi Sıdıka Boratav’dan derleyerek çalışmasına aktardığı masallardan bazılarıdır. Eşi Hayrünnisa Boratav’ın vurguladığı üzere, bunları “Anamın Masalları” diye kitaplaştırmayı da düşünmektedir. 

Pertev Hoca, 18 Mart 1998 yılında Paris’te hayata gözlerini yumdu.

Arkasında, toplumuna ve insanlığa karşı sorumluluk duygusu ve bilim insanı erdemiyle oluşturduğu binlerce belgeden oluşan “Boratav Arşivi”ni bıraktı. Ayrıca, önemli bir bölümü alanın ilk örnekleri olan Köroğlu Destanı (1931), Folklor ve Edebiyat I (1939) Halk Edebiyatı Dersleri (1942), Halk Hikâyeleri ve Hikâyeciliği(1946), Zaman Zaman İçinde (1958), 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (1969), 100 Soruda Türk Folkloru (1973), Nasreddin Hoca (1996) gibi çalışmaları ile yurtdışında yaptığı yayınlar, bu çalışkanlığın somut örneğidir. Bu yapıtlardan kimilerinin Almanca, Fransızca, Macarca, İngilizce, baskılarının yanı sıra Wolfram Eberhard’la hazırladıkları, 3000 Türk halk masalının 378 tip olarak kataloglandığı Typen Türkischen Veysel ärchen (Türk Halk Masallarının Tipleri) gibi alanında başyapıt olan çalışmaları da anımsarsak küçümsenemeyecek bir bilgi ve belge birikimini ulusuna kazandırdı.

Toplumların sanatçıları gibi o toplumun ruhunu kavramış, kültürel kalıtı ile bellek oluşturmuş bilim insanları da bütün ulusun karakterini ifade eder.  

Pertev Naili Boratav, Türkiye’nin zengin folklor ürünlerinin derlenmesi, işlenmesi ve bilimsel bir disiplin halinde ele alınması yolunda gösterdiği olağanüstü çabayla bunu hak etmiş bilim ve kültür insanlarının başında gelenlerden biridir.

Yazarın Diğer Yazıları
Birikimle Direnmek

27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinde, onu Dikmen sırtlarında karşılayanlar başında Seymen Alayı geliyordu.  Cumhuriyet’e bir kala başkent ilan edilen Ankara, yalnızca siyasi bir merkez olmanın ötesinde, yeni Türkiye’nin kültürel ve bilimsel dinamiklerini de taşıyan bir merkez haline geldi. Bu dinamizmin önemli bir boyutu da halk edebiyatı ve folklor alanında gerçekleşen akademik ve uygulamalı […]

Devamını Oku
Sabırtaşının Bilediği Çığlık

9-25 Şubat 2018 tarihleri arasında  gerçekleşen, adını  Güney Kore’nin aynı kentinden  alan Pyeongchang Kış Olimpiyatları öncesinde uluslararası “Barış Paneli”ne davet  edilmiştim. Dikkat çekti. Otuzdan fazla dile çevrildi, yayımlandı.   Seul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bu konferansta yaptığım konuşmanın izleğini  dedemin tohum ekerken,  annemin ekmek pişirirken özenle yerine getirdiği  yakarı oluşturuyordu. Tohumu toprakla buluştururken, hamuru ekmeğe dönüştürürken niyet […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku