Işıl Çalışkan
Tüm Yazıları
Aydilge

Aydilge, “Her gün o kadar çok ateş düşüyor ki bu ülkede içimize. Her ne kadar ben de zaman zaman çok umutsuz hissetsem de, şarkı yazarken yine de umut vermeyi tercih ediyorum” diyor. “Yalnız değilsin, yalnız değilsin/Sesimi duysan hissedersin”… Bu sözler, alternatif pop müziğin güçlü sesi Aydilge’nin “Yalnız Değilsin” şarkısında yankılanıyor. Yalnızlığımızı duyup, hislerimize dokunan müzisyen, […]

Aydilge, “Her gün o kadar çok ateş düşüyor ki bu ülkede içimize. Her ne kadar ben de zaman zaman çok umutsuz hissetsem de, şarkı yazarken yine de umut vermeyi tercih ediyorum” diyor.

“Yalnız değilsin, yalnız değilsin/Sesimi duysan hissedersin”… Bu sözler, alternatif pop müziğin güçlü sesi Aydilge’nin “Yalnız Değilsin” şarkısında yankılanıyor. Yalnızlığımızı duyup, hislerimize dokunan müzisyen, sadece şarkılarıyla değil, toplumsal konulara duyarlılığıyla da adından söz ettiriyor. Rap müzisyeni Anıl Piyancı ile çıkardıkları son şarkısı “İçime Düştü Ateş” de bunun bir örneği. Çocukların ve kadınların yaşadığı şiddete sessiz kalamayan Aydilge, içimize düşen o acı ateşi notalarla anlatıyor; müziğiyle umut veriyor. Ankara’da büyüyen Aydilge ile son şarkısını ve müzikle örülü içsel yolculuğunu konuştuk.

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Budistlerin şöyle bir sözü var: “Ayaklarınız acımasın diye tüm dünyanın yüzeyini deriyle kaplayamazsınız; ama kendi ayaklarınızı sarabiliriz.” Yani, dış dünyayı tamamen güvenilir ve bizi üzmeyecek bir hale getirmemiz mümkün değil ama en azından kendimizi acıya karşı daha dayanıklı hale getirmeye çalışabiliriz. İşte ben de buna çalıştığım bir dönemdeyim.

Kendinizi kariyerinizin neresinde görüyorsunuz?

Kariyerimin neresindeyim acaba diye düşünmeye ihtiyaç ya da gerek duymadığım bir yerindeyim (Gülüyor). Şarkılarımı bestelemeye, yazmaya, söylemeye devam ediyorum. Bu, varılan bir yer gibi değil de sanki yükselip alçalan dalgalarla okyanusta yüzmek gibi bir his.

Anıl Piyancı işbirliğiyle hazırladığınız “İçime Düştü Ateş” aşkı ve tutkuyu anlatıyor. Bu hikâyeyi müziğinize yansıtırken size ilham veren en güçlü duygu ne oldu?

Her gün o kadar çok ateş düşüyor ki bu ülkede içimize. Özellikle çocuk ve kadınların uğradığı şiddet ve cinayet vakaları gündelik hayatın bir parçası haline geliyor ama şarkıda da söylediğim gibi, “yıkılır sanma içim, çamura batmaz güneş.” Her ne kadar ben de zaman zaman çok umutsuz hissetsem de, şarkı yazarken yine de umut vermeyi tercih ediyorum. Güneş, ateşten korkmaz, aslında hepimiz güneşiz diyorum. Düşünsenize ateş, güneşe ne yapabilir? İyiliğin kazanmasını istiyorum artık ama umutsuzluk yayarak olmaz bu. O yüzden bu şarkımda da buna vurgu yapıyorum. 

Sizin içinize aşk ateşi düşüren bir hikâyeniz var mı?

Aşk ateşi olarak ele alırsak, tabii ki aşk acısı çektiğim zamanlar oldu benim de herkes gibi. İyi ki de oldu. O yangında, kül olup, küllerinden tekrar doğuyor insan. Bu şarkımda da anlatmaya çalıştığım gibi, varlığımızın farkında olmayana aslında yokluğumuzu vermek en doğrusu. O yokluktan da yeni bir “ben” doğuyor.

“İçime Düştü Ateş”in klibinde yapay zekâ destekli sahneler ve gerçek çekimlerin harmanlanması, sizin sanata olan yaklaşımınızda bir dönüşüm yarattı mı?

“İlacı, zehirden ayıran şey dozudur.” sözünü çok severim. Yapay zekâ da böyle bir durum aslında. Onu nasıl ve ne şekilde kullandığımız önemli. Biz burda normalde asla yapamayacağımız şeyleri yani o bilimkurguvari ve kıyamet sonrası bilim kurgu filmlerini andıran sahneleri yapay zekâ sayesinde yapabildik ama bunları yapmak için de çok ciddi bir çaba ve yaratıcılık ortaya kondu. Yapay zekâ görsel teknolojileri konusunda uzman Ozan Sihay sayesinde, Türkiye’de ilk defa olan bir iş ortaya çıkmış oldu. Utku Barış Andaç da gerçek görüntülerimizle, yapay zekâ görüntülerini muhteşem bir şekilde harmanladı.

Sanatta teknolojinin yükselişiyle birlikte, insan emeği ve duygularının yerini makinelere bırakma tartışmaları gündemde. Sizce sanatın en saf ve derin hali, insan emeği ve duygularından mı beslenir?

Sanat kavramı o kadar genişledi ve o kadar farklı yorumlar yapılıyor ki, artık üzerinde konuşmak bile gelmiyor içimden. Ben bestelerimi yapıp, sözlerimi yazarken bunları hiç düşünmüyorum. Bunu şöyle bir mesel ile açıklayayım: Kırkayağa sormuşlar, “Sen nasıl böyle yürüyorsun ya kırk tane ayakla” diye. Kırk ayak durmuş ve düşünmüş ve bir daha yürüyememiş… 

Ülkede kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri her geçen gün artıyor. Bir paylaşımınızda müziğin kadın düşmanlığının bir aparatı haline geldiğini ifade etmiştiniz. Müziğin, kadınlara karşı önyargıları kırma ve şiddeti azaltma konusunda nasıl bir rol oynayabileceğine inanıyorsunuz?

Kadınların cinsiyetçi küfürlerle aşağılandığı, hayattaki en değerli şeylerin para ve araba olduğu konusunda hemfikir olan yüzlerce şarkı dolaşımda. Hatta dile pelesenk olmuş durumda… Bunu tersine çevirmemiz gerekiyor. Kadınların küfür nesnesi haline getirildiği, değersizleştirildiği, objeleştirildiği şarkılar, tabii ki yaşadığımız bu korkunç zulmün tek sebebi, suçlusu değil ama pekiştiricisi. Yasaların yeterli olmayışı, “göster amcalara…” şeklinde “errrrrkek” alkışlayıcılığı, başlık parası, namus kriterinin sadece kadın bedeni üzerinden değerlendirilmesi gibi pek çok yasal ve kültürel konuda sorunlarımız var.

Ankara dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor?

Çocukluğum, gençliğim…

Ankara’da geçen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Ben Ankara’da büyüdüm. Üniversitede lisansımı bitirene kadar da Ankara’da yaşadım. O yüzden bir değil, bin anı paylaşırım ama röportaja sığmaz. (Gülüyor) 

Sizce Ankara’nın sanat ve sanatçılar için nasıl bir önemi var?

Hep Ankaralı müzisyenler farklıdır, kalitelidir derler, sağ olsunlar. Ben henüz sekiz yaşındayken TRT Ankara Radyosu çocuk sanatçı sınavlarını kazandıktan sonra 5 sene o kültür ve saygı ile büyüdüm. Belki onun etkisi vardır ama yine de bence her şehrimizin ayrı bir kültürel niteliği var. Önemli olan kendine yakışanları alıp geliştirebilmek.

Yazarın Diğer Yazıları
Emre Kongar: Ahlâka Dayanmayan Cümle Benden Geçmez

Prof. Dr. Emre Kongar, yeni kitabı Hayat Yaşadığına Değsin’de, kişisel gelişim kalıplarının dışına çıkarak hayat, aşk, başarı ve mutluluk üzerine ilkelere dayalı sade ve derin bir düşünme yolu öneriyor. Kongar, “Bir cümlenin ‘Kongarizma’ olabilmesi için, benim ahlâk anlayışıma uygun olacak, yüzyıllar sonra da geçerli olabilecek bir ilkeyi dile getirecek ve gerçeği, iyiyi, güzeli, doğruyu, haklıyı […]

Devamını Oku
Barış Önce Kendimizde Başlar

Usta sanatçı Zülfü Livaneli, Hacı Bektaş Veli Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nde ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ne layık görülerek, hoşgörü ve insan sevgisi mirasıyla kurduğu köprüyü bir kez daha gösterdi. Karanfil’e konuşan Livaneli, “İnsanı insan yapan en önemli duygu empatidir. Empati sanat yoluyla diğer insanlara ve canlılara çok daha kolay aktarılabilir. Zaten onun için sanat vazgeçilmez […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku