Ankara, kimilerine göre bozkırın sıkıcılığını, binaların resmiyetinin boğuculuğunu taşıyan bir siyaset ve bürokrasi kenti olabilir. O algı ancak, Ankara’nın detaylarına dalınca değişebilir. Yıllardır gelip gittiğim, bir dönem de yaşadığım Ankara’nın bendeki en özel bölgesi Ulus’tur. Anafartalar Çarşısı seramikleri Ulus Meydanı’ndaki Anafartalar Çarşısı, hiç şüphesiz bilmeyenler için dışarıdan bakıldığında sıradan bir bina gibi gözükebilir. Oysa binanın […]
Ankara, kimilerine göre bozkırın sıkıcılığını, binaların resmiyetinin boğuculuğunu taşıyan bir siyaset ve bürokrasi kenti olabilir. O algı ancak, Ankara’nın detaylarına dalınca değişebilir. Yıllardır gelip gittiğim, bir dönem de yaşadığım Ankara’nın bendeki en özel bölgesi Ulus’tur.
Anafartalar Çarşısı seramikleri
Ulus Meydanı’ndaki Anafartalar Çarşısı, hiç şüphesiz bilmeyenler için dışarıdan bakıldığında sıradan bir bina gibi gözükebilir. Oysa binanın içerisi bir sanat galerisi gibidir. Nadir Avşaroğlu’nun, “Ankara Seramikleri” ismini verdiği çalışmasında, Anafartalar Çarşısı ve seramiklerine dair önemli bilgiler yer alır. Avşaroğlu, “Anafartalar Çarşısı, Ankara İmar ve Emlak İşletmesi TAŞ tarafından açılan bir yarışma sonucu, Ferzan Baydar, Affan Kırımlı, Tayfur Şahbaz’ın projeleriyle elde edilen çarşı ve büro binasının sade kübik yapıları, katıksız Mies Vander Rohevari tavırları, gerek o dönem için çok yeni olan giydirme cephe malzeme ve teknolojileri ile döneminin tasarım anlayışını ustaca yansıtan birer belge niteliğindedir. Öte yandan, Ankara’nın ilk yürüyen merdivenli süpermarketi olan Gima Mağazaları’na yıllarca ev sahipliği yapmış olması yapının bir diğer önemli yanı olan anı değerine işaret etmektedir. Günümüz Ankara’sında alabildiğine hızlanan alışveriş merkezleri furyasının ilk köşe taşı olması sebebiyle de artık tarihi önemde bir yapıdır. Yapının ekonomik değeri de görece önemlidir ve yabana atılmamalıdır.” diyor.
Kültür envanteri sayfasında, çarşının seramik çalışmalarına dair, “1964 yılında inşa edilen çarşının içinde mimarlık ve sanat birlikteliği çerçevesinde Füreya Koral, Attila Galatalı, Cevdet Altuğ, Arif Kaptan, Nuri İyem, Adnan Turani ve Seniye Fenmen gibi dönemin önemli sanatçılarına ait seramik panolar ile soyut duvar resimleri bulunur. Cevdet Altuğ’un bir adet seramik panosu çarşının tavanından zeminine kadar büyük bir alanı kaplamaktadır. Sonradan bu seramik pano önüne yürüyen merdiven inşa edilmiştir. Çarşının bir girişinde Attila Galatalı’nın panosu, diğer girişinde ise Füreya Koral’ın pembe ve lacivert renk ağırlıklı yaptığı seramikleri karşılamaktadır. Nuri İyem ve Arif Kaptan’ın akrilik duvar resimleri ile Adnan Turani’nin kazıma tekniği rölyef panosu birinci, ikinci ve üçüncü katın kolonlarının çevresinde yer almaktadırlar.” bilgileri yer alır.
Avşaroğlu, bu tarihi çarşının önemini şu sözleriyle pekiştirir: “Anafartalar Çarşısı ile kamusal sanat eserleri Türkiye’de 1960’lı yılların çağdaş sanatının gelişim sürecinin önemli parçalarıdır ve çağdaş sanatın gelişim araştırmalarında temel kaynak niteliği taşımaktadırlar. Cumhuriyet Dönemi’yle başlayan modernleşme süreciyle başlayan çağdaş sanat ve modern mimarlık birlikteliğini sergilemesi bakımından da binanın özel bir yeri vardır. Günümüzde kamusal sanat adı altında kente yerleştirilen çirkin nesnelerle kıyaslandığında çarşıdaki eserler kendileriyle etkileşime girebilen kentliye o mekânda sanatın varlığını vurgulamakta, bu eserler aracılığıyla insanlık değerleriyle ilişkilendirmeye çalışmakta, bu ilişkilenme kentli olma bilincini artırmakta ve kentin mekân kullanım değerini de oldukça zenginleştirmektedir.”
Samanpazarı’na doğru
Ankara dostlukların, muhabbetin, demlerin kentidir. Modern yaşamın gürültüsünden, grisinden ve karmaşasından sıkılanlar için, eskiye yolculuk yapılabilecek, zamanın durduğu bir yer var. Ulus’tan içlere doğru yol alıp Kaleiçi’ne çıkan yokuşa geldiğinizde Samanpazarı bölgesindesiniz. Ulus, memleket insanının yelpazesi gibi; renkli ve çeşitli. Balık halinden yukarılara doğru tırmanmaya başlamadan evvel, görülmesi gereken yerler var: Birinci Meclis ve İkinci Meclis binaları, Ankara Palas Oteli, çeşitli bankalara ait eski binalar, Hacı Bayram Veli Camii, Roma Hamamı, Augustus Tapınağı kalıntıları…
Tarihe kısa ve uzun yolculukların ardından sadece kentin değil Anadolu’nun belleğine doğru gitmek için Anadolu Medeniyetleri Müzesi en iyi seçenek. Hititlerden Friglere, Ankara’nın kurulu olduğu topraklarda iz bırakmış tüm medeniyetlerin izlerini sürmek mümkün. Bir başka önemli yapı ise yapımına 14’üncü yüzyıl sonlarında başlanan Sulu Han. Osmanlılar döneminde kervansarayken şimdilerde birçok dükkânın da yer aldığı bir çarşı olarak kullanılıyor. Kumaştan giyime olan ürünler için Çıkrıkçılar Yokuşu, elektronik eşyalar için Konya Sokak, baharat ve bakliyat için At Pazarı’nın tercih edildiği Samanpazarı, bugünkü haliyle dükkânlardan oluşan bir eski zaman yolculuğu aslında. Samanpazarı’ndaki önemli duraklardan biri Pirinç Han. Handa, eski pikaplardan plaklara, fotoğraf makinelerinden hediyelik eşyalara, artık gündelik hayatta kullanılmayan birçok şeyi bulmak mümkün. Yorulanlar ise avluda kahve içerek dinlenebilir.
Pirinç Han’ın hemen yanı başındaki sokaktan devam edildiğinde sağlı sollu çok sayıdaki dükkândan birinden ise güzel nağmeler yükseldiğini duyacaksınız. Bu, Gramofoncu Ali’nin dükkânı. Oradan Kale’ye doğru yürüyüp meydana geldiğinizde, 1884 yılında dönemin valisi Sırrı Paşa tarafından yaptırılan dokuz metrelik saat kulesi gözünüze çarpacak. Kimbilir nelere tanıklık etmiş saat kulesinin baktığı meydandaki önemli yapılardan biri de Çengel Han. Handa müze ve antikacılar yer alıyor. Şehrin zulası Ankara Kalesi ise başka bir yazının konusu. Unutmadan… Gelmişken yakın zamanda açılan Kelime Müzesi ile Rahmi Koç Müzesi’ni gezmeden dönmeyin.
Kısaca anlatmaya çalıştığım ama mutlaka sizin keşfinizi bekleyen, tamamıyla açık hava müzesi gibi gezebileceğiniz bu değerli semti keşfetmekte geç kalmayın. Hatta Ankaralılar olarak daha çok sahip çıkıp, bu binaların kaybolmasına izin vermeyin. Bir Ankara sever olarak sizden ancak bunu isteyebilirim.
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku
Karanfil dergideki ilk yazımda, Ulus’un benim için çok önemli bir yer olduğunu yazmıştım. Öyle ki iki yazıdır devam eden Ulus sevdasına, üçüncü yazımla devam ediyorum. Bir süredir Ankara’ya gelemiyorum, dolayısıyla Ulus’tan da uzaktayım ama illaki kalbimin bir yerinde fotoğraflarına bakarak avunuyorum. Ulus’la ilgili bu yazımda, elbette sınırlı tutarak gezip gördüğüm ve fotoğrafladığım bazı mekânları anlatmak […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku