Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]
Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, kendisiyle doğrudan yaptığımız sohbetler ve internetten erişilebilen bazı söyleşileridir.
Ahmet Telli için vicdan yalnızca bir olay, bir durum karşısında bireyin vereceği tepkiyi belirleyen bir kelime değil. Bizzat bireyi ve bireylerden oluşan toplumları, dolayısıyla da insanlığı kuran bir kelime. Kapsamı, içerdiği anlamlar itibarıyla bireye, başkaca hiçbir aidiyet arama ihtiyacı bırakmayacak ve bireyi bireye ait kılabilecek kadar güçlü imgeler içerir. Telli’ye göre bireyin adaletli ve etik olması için kendi vicdanına ait olması yeter. Çünkü vicdanı da oluşturan bireyin yine kendisidir. Bunun için insanın kendi dışında herhangi bir güç aramasına gerek yoktur. Böyle bir arayış, bireyin insana ve insanlığa olan yükümlülüklerinden kaçması için de bir arayış anlamına gelebilme tehlikesi barındırır.
Arkadaşlık, isyan ve direniş de bu yükümlülüklere dahildir. Direniş de vicdana. Ona göre bir yerde haksızlık varsa, insanların dünya görüşleri, dilleri veya etnik kökenleri nedeniyle uğradıkları bir zulüm varsa orada direniş vardır. Orada vicdanı olan her bireyin itirazı olmalıdır. Ama şiirle, ama kavgayla. Aksi vicdansızlıktır. Aksi, insanı insan kılan bilinçten uzaklaşmak anlamına gelir. Telli için şiir, direnişi; direniş de şiiri içerir. Onları birbirinden ayırmaz. Arkadaşlık, dostluk ise bunların içinden kurulur. Ortak kaygılardan, ortak mücadelelerden ve birlikte ödenen bedellerden. Bu onun için aynı dili konuşmak gibidir.
Bir iki yıl önce bir yaz akşamı Ankara Konur Sokak’taki Mülkiyeliler Birliği Kafe-Restoran’da şairin arkadaşlarının da bulunduğu bir sohbette Telli, direnişte dilin ve kelimelerin öneminden bahsediyordu. Dilin, kelimeler aracılığıyla nasıl siyasileştirilebileceğinin ve aynı siyasi görüşü taşımayanların dil aracılığıyla nasıl ötekileştirilebileceğinin, öteki hissettirilebileceğinin tehlikesine dikkat çekti. Sürekli, kararlı, kalıcı ve güçlü bir direniş hareketinin sürdürülebilmesi için dile hâkim olmanın gereğinden bahsetti ve “bu tür siyasi eğilimlerin kelimeleri birer payanda olarak kullanmalarını engellemek için kelimeleri dışlamak yerine onları sahiplenmeli, kullanmalıyız” dedi. Bu sözleri doğrultusunda örnek verdiği ilk kelime de “vicdan” oldu.
Ahmet Telli’nin şiirlerini incelediğimizde onun kelimeleri, ideolojik yüklerine göre değil de taşıdığı anlam yüklerine göre kullandığını görebiliriz. Dilin ve kelimelerin yaşayan varlıklar olduğunu bilen ve onları en güzel biçimde kullanan şairlerimizden biridir Telli. Şiirlerinde dili, kelimeleri dışlayarak değil kuşatarak kullanır. O da yetmez; iç dünyasında kopan isyanları, aşkları, kavgaları daha yetkin daha güçlü bir sesle yansıtmak, yaşadığı toplumun ve coğrafyanın tam ortasından seslenmek için “zilsiyah”, “gencömrümüzde”, “ateşarabaları”, “sabahadek”, “karşıçıkılacaktır” gibi yeni kelimeler, bileşik yapılar türetir.
Bu noktada şairin şiirlerinde kullandığı kelimelerden herhangi bir sınıflama yapmadan bazı örnekler vermek istiyorum: Arkadaş, barikat, devriyeler, siyahkâr, duvar, nisyan, malûl, fabrika, grev, gül, hafıza, nida, hançer, işçiler, karartma, kardeş, kimlik, kimliksizlik, ricat, tansık, yılkı, istiap, had, sapak, mavzer, mermi, miting, namlu, öfke, aysar, velhâsıl, vicdan, münzevi, gâh, eşkin, kızıl, kalemkâr, buruk, çiçek, dergâh, efkâr, kekeme, şimâl, cenûb, pey, kavga, yoldaş… Kelimelerden de görüleceği üzere Ahmet Telli, kelimeleri sınıflandırmaz. Onları bir tarafa ya da bir görüşe ait kılmaz. Anlamları ve anlam zenginlikleri üzerinden sahiplenir, kullanır ve yeni anlamlara doğru genişletir. Simgeleştirmek yerine kelimelerin içerdiği anlamlar üzerinden imgeleştirmeyi tercih eder. Çünkü dili ve şiiri zenginleştiren de şiire, dilin sınırlı kaldığı yerde, anlamı dilin ötesine taşıma imkânı veren de budur ve Telli’nin şiirleri bu bilinçle örülmüştür.
Aşk da bu berrak, geniş, kendinin ve kendiliğinin farkında olan bilincin içinden süzülür şiirlerine. Çünkü aşk da direnişin, mücadelenin ve kavganın dışında değildir. Aksine bütün bunların tam ortasındadır: “Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider (…) Gidersen kim sular fesleğenleri / Kuşlar nereye sığınır akşam olunca (…) sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor (…) geriye mapusaneler kalır, paslı soğuklar (…) Gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün (…) bir tufan olurum sustuğun her yerde” (Vedâ Divanı/Toplu Şiirler 2018, 300-302) dizelerinde aşkın, âşık olunanın gittiği yerde, yalnızca kent değildir yaşanılası vasfını kaybeden. Şairin söyleyişiyle geriye mapusaneler kalır ki onlara da katlanmak güçleşir. Haksızlıklara, hızla metalaşıp çürüyen kentlere, her gün biraz daha büyüyen yalnızlıklara ve hapishanelerin paslı, soğuk hücrelerine katlanmayı mümkün kılan sevgilinin sımsıcak varlığıdır. Direnmenin bir nedeni de aşkın bizzat kendisidir. Bu yüzden “bir tufan olurum sustuğun yerde,” der şair. Bu dize ile aşkı ve ayrılığı bireysel olandan kolektif olana yükseltir ve politikleştirir.
Şiirlerinde gerçekçi ve lirik bir üslup kullanan Ahmet Telli, sesi ve ritmi de aktif bir şekilde kullanarak dinamik bir şiir dili yaratmıştır. Şiirlerinin temel izlekleri emek sömürüsü ve bu sömürüye karşı verilen direnişler ve bu direnişlerin evrensel tarihçesidir. Aşk, gurbet, ayrılık, hasret, sürgün, arkadaşlık da diğer önemli izleklerdir. Yukarıda da vurgulandığı üzere kelime, söz öbeği, ikileme gibi şiirsel ögeleri seçerken oldukça titizdir. Şiirin temel duygusuna ve onu besleyen yan duygulara göre ritmi ve duygusu yüksek canlı bir dil kurar. Şiir dilinin özgünlüğü ve bu özgünlüğün devamlılığı çok önemlidir şair için. İçinde yaşadığı coğrafyanın masallarından, türkülerinden ve destanlarından da yararlanan Ahmet Telli, dünyada olup biten direniş hareketlerini ve direnişçileri de şiirlerine taşıyarak kendine özgü, güçlü bir aşk ve direniş şiiri yaratmıştır.
Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]
Devamını Oku
Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]
Devamını Oku
Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık. Ancak […]
Devamını Oku