Haydar Ergülen
Tüm Yazıları
Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, […]

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, bütünsel etkisi parçalarından daha fazla olan özgün ve benzersiz bir bireşim çıkar ortaya.

Bunlardan, Zülfü Livaneli’ye açtığı ilk alan olan müzikle yetinseydi ya da kendini, coşkusunu müzikle sınırlandırsaydı bile, yine o kişi olurdu. Hangi kişi? Ahmet Kaya, Cem Karaca, Ruhi Su, Selda Bağcan diye ilk akla gelenleriyle bile müziği bir ruh, ruhu bir ses, sesi bir duyuş ve duyuşu bir deyiş olarak yaşayıp yaşatanlara karışır, adları onlarla bir ve onların hizasında anılırdı. Çünkü her ülkenin değilse de, dünyanın kıyısındaki her ülkenin bir ‘Yeni Türkü’sü vardır, Livaneli o türkünün yenisini çığıran adamdır. Onu bir türkü kadar yeni kılandır. 

Ruhi Su türküleri gök katına çıkarmıştır, tam da Anadolu Aydınlanmasının bir Cumhuriyet Rönesansı olarak evrenselleştiği yıllarda, dönemlerde, hemen ardından 68 gelecektir, ilahinin, nefesin, deyişin hem sözlü hem de sazlı karşılığının, anlamının derin, yoğun, katmanlı olduğunu, sırlı sesiyle söyleyendir Ruhi Su. O sese yetişen, onun sesinde yetişen, yeşerenlerin başında da bence Sümeyra Çakır gelir ki kulaklarım duysa da kalbim öyle bir ses duymadı daha. Bir seste çok sözü olmak, Türk’ten Kürt’ten, Ermeni’den, Balkan’dan kaç halkın dili olmak. Ruhi Su ve Sümeyra Çakır müziğin ‘şan’ı ve sol anahtarıdır.

Zülfü Livaneli ise dededen, nineden toruna ya da kuşaktan kuşağa diyebileceğimiz kuşaklararası bir bağlantı kurmuştur. Romanları, çocuk ve gençlik anlatıları da böyledir ama asıl olarak müzikte ve müzikle kurduğu bağ, ironik biçimde, Cumhuriyet’in temsili manzumesi de olarak “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” biçiminde dile gelen anlayışın sesli halidir, seslendirilmesidir, zaman zaman çoksesli olduğunu da söylemek gerekir. 

Yalnızca sınıfsal değil, özellikle 1990’lardan başlayarak belirginleşen kimlik sorgulamaları, aidiyet arayışları, 2000’lerde ise laik/seküler-dindar farklılaşmaları aşamalarında, süreçlerinde de Neşet Ertaş, Ahmet Kaya’yla birlikte Zülfü Livaneli de ulusal değil, ulusu aşan değerler arasına katılmıştır. Bu her zaman dinleyici bireyin bilinçli, istekli tutumunun sonucu olmayabilir, ses ve söz belleği de bir ülkenin, ulusun, ulusların belki de hem en kolay hem de en saf biçimde taşıyacağı, mırıldanacağı, içinden geçireceği bir birikimle canlı kalır, yenilenir, sürdürülür. Andığım adlar şimdiden ortak şarkılarımızı, türkülerimizi, yine ironik anlamıyla “O Ses Türkiye” kılan, belleğin ortak sesi yapan besteciler, yorumcular, ozanlardır.

Halk aşığından kent ozanına uzanan bir serüven. Halkın türkülerini kente duyuran, geleceğe taşıyan ve bir hazırlık olarak evrensel aşamaya getiren bu ilerleyiş, yenileniş ve yükselişin bence en öndeki adı Zülfü Livaneli’dir. Bu kentli sesin, sazı eşliğindeki yorumu bile senfonik bir etki uyandırıyor, çoksesli bir doluluk, zenginlik, çeşitlilik sunuyorsa, bu ‘yeni’ bir ‘türkü’nün,  ve ‘başka’ bir ‘şarkı’nın duyulduğunu gösterir. 

Sonraları genel olarak ‘protest’ diye adlandırılan müziğin genç öncüsüdür Livaneli. Şarkışlalar, Sıvaslar, Gemerekler, Deniz Gezmişler, Dede Sultanlar, Akdeniz kıyısı Aydın illeri bir yandan, Paul Eluard’ın okulda defterlere, sıraların üzerine yazılacak “ey özgürlük” şiiri bir yandan, çoktur kopuk olan bir şeyi onarmıştır Zülfü Livaneli. Dükkânlarda saz tamiri yapılır, söz tamirini de şairler yapar, ses tamiri için de hocalar vardır herhalde, fakat gelenek tamirini de yapması gereken birileri vardır, bir lehim gerekmektedir, kaynak yapmak, kaynaştırmak, bir daha kopmayacak, kırılmayacak bir hale getirmek. Yoksa “bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir!” 

Zülfü Livaneli, halk ozanlarının tekil çabaları, avazları, çığlıkları, seslenişleriyle, fedakârca yaşatılmaya çalışılan büyük geleneğe, halkların sesleri, sözleri, sazlarının oluşturduğu ezgiler gölüne maya çalıp onu deryalara, okyanuslara dönüştürmüştür. Hem birikime söz kulak olmuş hem de bu hazineye yenilerini eklemiştir. Yorumunu, söyleyişini, sazını, havasını, edasını, tavrını beğenmeyenler, kendi müzik zevklerine uygun bulmayanlar vardır, olabilir, ama yine benzer biçimde, seveni kadar da eleştireni olan Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasından sonra Türkçe dünyada nasıl daha çok duyulur olduysa, edebiyat yapıtlarımız eskiden yeniye başka dillere daha çok çevrilmeye başladıysa, Zülfü Livaneli’den sonra halk müziğimiz, türkü, semah, nefes ve deyişlerimiz daha çok ilgi görmeye, dinlenmeye, gençler arasında yaygınlaşmaya başlamıştır. Livaneli’nin 1970 başlarından beri süren bu girişimi, kızlı erkekli pek çok genci saza, söze, halk müziğine yöneltmiştir. 

Bunlar Livaneli’yi bir öncü, kurucu yapmaya yeter elbette, lakin bir ülkede halkın müziğinin yeniden canlanması, yaşaması, yükselmesi, kaynağını zenginleştirmesi ve hemen her döneminde baskının tek ses olarak işitildiği bir ülkede, çoksesli, çokrenkli bir müziğin direniş olarak söylenmesi, yaygınlaşması, yeni klasiklerimizin yazılmaya, yorumlanmaya başlamasında Zülfü Livaneli’nin tamirciliği, onarıcı olmakla kalmamış, Cemal Süreya’nın “Bu Bizimki” şiirine nazire sayılacak biçimde yenileyici, düzeltici, en değerlisi de ‘devrimci’ bir eylem olmuştur.

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, […]

Devamını Oku
Gençlik

Gençtik, geldik, geçtik… Güzel bir uyum içinde sözcükler. Öteyandan “gençliğin insanın en güzel çağı olduğunu söyleyenin alnını karışlarım” diyen eski gençler de var. Her birine biraz hak vererek ben yine de bir gençlik güzellemesi yapmak isterim. Galiba gençlik deyince, hele  Ankara deyince de yaptığım hep budur. Çünkü ikisinin birbirine bunca yakıştığı bir gençlik ve kent […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Devamını Oku
Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, […]

Devamını Oku