Kenan Başaran
Tüm Yazıları
Mamak’a İlkbahar Gelecek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mamak’a İlkbahar Gelecek

Çocukluğumun en güzel yılları Ankara’da geçti. Ne gariptir ki benim o güzel yıllarım, ülkenin karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasına denk gelir. Darbeden kısa bir süre sonra, okumam için köyden Ankara’daki akrabalarımın yanına gönderilmiştim. 6 yaşına henüz basmadığım için o yıl okul kayıt yapılmasını reddetmişti. Okula ertesi yıl başladım ve dördüncü sınıfın […]

Çocukluğumun en güzel yılları Ankara’da geçti. Ne gariptir ki benim o güzel yıllarım, ülkenin karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasına denk gelir.

Darbeden kısa bir süre sonra, okumam için köyden Ankara’daki akrabalarımın yanına gönderilmiştim. 6 yaşına henüz basmadığım için o yıl okul kayıt yapılmasını reddetmişti. Okula ertesi yıl başladım ve dördüncü sınıfın sonuna kadar da başkentte yaşadım. Bu beş yıllık dönem, çocukluğuma dair neredeyse tüm belirleyici anılarımı kapsar. Bilinçaltım Ankara’da şekillendi diyebilirim. Benim için çocukluk demek, Ankara demektir.

Ama Ankara dediğim öyle merkez falan değildi. Biz ‘Mamak bebeleri’ydik. ‘Şirin gecekondu evleri’yle dolu Mamak’ın Dostlar Mahallesi…

Hane olarak büyük fakat imkânları kısıtlı bir mahalleydi: Üç bakkal, bir fırın… Ekmek fırını, bakkala gelen toptancı ile sebze-meyve satan seyyar satıcıların küçük kamyonetleri dışında mahalleden doğru düzgün araç bile geçmezdi. Tepecik Mahallesi ile bizim mahalleyi ayıran asfalt yolu araçlardan çok biz çocuklar kullanırdık; tornetlerimizle. O tornetler, bizim için adeta Formula 1 arabalarıydı.

Mahallemiz dışarıdan bakıldığında bir mahrumiyet bölgesiydi. Ne büyükler ne küçükler için bir park vardı. Ancak ne gam! Tüm mahalle bizim için bir oyun parkıydı. Üstelik adıyla müsemma bir yerdi; insanlar komşudan öte, gerçekten dosttu. Kapılara kilit vurulmazdı. Saatlerce sokakta oynadıktan sonra rastgele bir kapıdan içeri girer, mutfaktaki toprak küplerden tasla su içerdik.

Kışın da eğlenirdik ama baharın yeri bambaşkaydı. Bahçeler, yazın izinsiz dalıp koparacağımız meyvelere çiçek açarken, mahallenin ardında yükselen Hüseyin Gazi dağının etekleri çiğdemle kaplanırdı. Biz çocuklar için Mamak’ta bahar demek, çiğdem toplamaya gitmek demekti.

Düşünün, bugün çocuklar evden elli metre uzaktaki markete dahi tek başına gönderilemezken biz, ailelerimizden habersiz mahallenin dışına çıkar, saatlerce çiğdem toplardık. Korku üzerine kurulu ‘güvenlik endüstrisi’ henüz hayatımıza girmemişti.

O yıllarda öğrencilerin ensesinde boza pişiren sınavcı ebeveynlerin baskısı da yoktu. Çantayı eve fırlatır, önlüğü de çıkarır çıkarmaz kendimizi sokağa atardık. Onlarca çocuktuk; oyunlarımız da öyle kalabalıktı… Saklambaç, ip atlama, körebe, misket, gazoz kapağı, beş taş, kovboyculuk, yakar top, istop ve elbette futbol…

Yoksun ama mutlu baharlar yaşayan çocuklardık. Hatırlıyorum; araba lastiklerinden yaptığımız çemberleri, üzerinde sokak numarası yazan elektrik direklerine bağlayarak basketbol oynardık. Hey gidi 81. Sokak’ın tabelasını taşıyan o elektrik direği…

Baharla birlikte mahalle futbol turnuvaları başlardı. Tabii sahaya abiler çıkardı, biz izlerdik. Kale direkleri olan tek sahada, hafta sonları sabahtan akşama kadar maç oynanırdı. Meşin topu yalnızca o maçlarda görürdük. Hepimiz top toplayıcı olurduk; sırf bir kez olsun o topa vurabilmek için. Abiler gözümüzde birer futbol yıldızıydı.

Benim için Ankara’da çocuk olmak, hep bir bahar duygusudur. 12 Eylül’ün ağır iklimine denk gelen o yılları, çocuk olmanın aymazlığıyla bugün bile bir bahar gibi hatırlıyorum. Duvarlara kireçle yazılmış o devrimci sloganların pek farkında değildik. Mahalledeki bazı abilerin hapiste olduğunu ise ancak bayram havasına dönen tahliyeleri sırasında öğrenirdik.

Çiğdem toplamaya gittiğimiz Hüseyingazi Dağı’nın tepesinde türbe olduğunu bilirdik; ama bir yanında cezaevi kurulduğundan habersizdik. “Askeriye var” derlerdi, sadece. O yüzdendi o taraftaki çiğdemlere gitmeyişimiz demek ki. Çok sonra öğrendik: Bizim için bahar olan o yıllar, nice şirin gecekondulardaki büyükler için uzun bir sonbaharmış… 

Ama elbet silinecek o izler ve Mamak’a yeniden ilkbahar gelecek, çocuklar neşe dolacak…

Yazarın Diğer Yazıları
Cumhuriyet’e götüren bir futbol maçı

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra spor, ortaya konulan vizyon ve yapılan yatırımlarla tarım, sanayi, finans, sanat gibi diğer birçok alanla birlikte atbaşı gitmiştir. Bir yandan spor teşkilatları kurulmuş, diğer yandan da hızlı bir şekilde tesisler inşa edilmiştir. Kulüplerin teşvikinin yanı sıra toplumsal sağlıkta spor önemli bir araç olarak görülüp,  kullanılmıştır. Bu noktada sporun, ‘beden eğitimi’ tanımıyla, toplumsal […]

Devamını Oku
2026 Amerikan Kupası

Dünya Kupası, dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük festivali. Bu festival, kupayı kazanmak gibi sportif hayallerin yanı sıra ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasal hesaplaşmalarına da sahne olan bir nevi “Silahsız Dünya Savaşı”. 2026 Dünya Kupası’na ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yaptı. UEFA gibi FIFA da organizasyonları birden fazla ülkede yapmayı tercih etmeye başladı. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku