TBMM’nin açılış tarihinin Cumhuriyet’in çocukları için bir bayram ilan edilmiş olmasının günümüz için tek bir anlamı var: Önce çocuklar. Bu anlama uygun davranıp davranmadığımıza göre kendimizi değerlendirebiliriz. Çocuklara ne kadar değer verdiğimizi nasıl ölçebiliriz? Kaç para harcadığımızdan daha iyi bir ölçü yok. Yeni doğanlar, bebekler, küçük çocuklar, anneleri-babaları… Eğitim şart, ama nasıl bir eğitim? Çocukların […]
TBMM’nin açılış tarihinin Cumhuriyet’in çocukları için bir bayram ilan edilmiş olmasının günümüz için tek bir anlamı var: Önce çocuklar. Bu anlama uygun davranıp davranmadığımıza göre kendimizi değerlendirebiliriz.
Çocuklara ne kadar değer verdiğimizi nasıl ölçebiliriz? Kaç para harcadığımızdan daha iyi bir ölçü yok. Yeni doğanlar, bebekler, küçük çocuklar, anneleri-babaları…
Eğitim şart, ama nasıl bir eğitim? Çocukların okula hazır oluşundan ziyade okulların hazır oluşu ile ilgili derdimiz var. Eğitimin içeriğinin bilimsellikle ilişkisinin giderek zayıflaması, öğretmen esenliği, çocukların öğrenmesi için uygun ortamların oluşturulması, yoksulluğun etkilerinin azaltılması için gösterilen çabalar etkisiz ya da yanlış yönde…
Çocukları tehlikelerden koruyabiliyor muyuz?
23 Nisan’da çocuklara karşı saldırıları önleme görevini bir günlüğüne üstlenseler ne olurdu acaba?
Geçmiş on yıllara göre haklarını kullanabilirliklerinden çok daha fazlasını haklarının farkındalığında gördük desem. Çocuk hakları savunucularının sayısı da haklar çiğnendiği ölçüde artıyor… Acayip bir dünya.
Çocukların temel haklarından birisi (adı öyle konmamış olsa da) çocuk olduklarının unutulmaması… Çocukların ihtiyacı olan sınırları onlara sunmamak, özgürlük tanımak ile karışıyor; başkalarıyla beraber kurulan bir yaşamdan ziyade kendisi için ve kendi önemini kanıtlamak, bir biçimde hayatta kalmak için uğraştığı bir ‘mücadele alanı’ oluyor.
Bitmeyen bir büyüme süreci. Oğuz Atay’ın günlüğüne “bana öyle geliyor ki, çocuk kalmış bir milletiz” diye başlayan notunda çok daha iyi açıkladığı gibi…
Oysa, çocukların güvenle ve güvenilerek gelişim haklarını kullanmaları için gereken toplumsal koşullar yüzlerce yıldır belli: Özgürlük, Eşitlik, Adalet…
Çocukların söylemek istediklerini duymak için onları dinleyecek yetişkinlerin sağlayacağı bir söz söyleme güvenliği mümkün mü? Zira söyleyecek çok şey biriktiriyorlar, susturdukça…
Yapay Zekâ ve insan olmak isteyen robotlar çağına girdiysek, insan kalmak isteyen çocuklar için ne yapacağımızı düşünmemiz gerek. Kendimizin insan kalma çabasından farksız…
23 Nisan 1920’de TBMM ilk toplantısını yaptığındaki ruh halini, âdeta bir çocuğun ilk adımlarındaki heyecan, gerginlik ve neşesini çocukların bayramından daha iyi ne hatırlatabilir?
OECD-PISA raporlarını duymuş olabilirsiniz; OECD üyesi ülkelerden 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, fen bilimler ve matematik gibi alanlardaki bilgi ve becerilerini, bu kazanımlarını kendi gelişimleri yönünde kullanabilirliklerini ve toplumda yer alabilirliklerini ölçen bir değerlendirme sistemi. Katılımcı ülkelerin eğitim sisteminin ihtiyaçlarını ve geldiği noktayı yansıttığı düşünülen PISA’nın bu yıl açıklanan raporunda Türkiye’deki öğrencilerin ortalama skorlarının geçtiğimiz değerlendirmeleri […]
Devamını Oku
“Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız / Dudaklarımın hüzün kıvamına”— Ahmet Telli On üç yaşındaydım sınıf arkadaşım Kemal’in öldüğünü duyduğumda. Bir çocuğun, benim gibi birisinin ölebileceğini ilk kez o zaman fark ettim. Babaannem, büyük dedem başka tanıdıklarım ölmüşlerdi, geri gelmeyecek şekilde ‘aramızdan ayrılmışlardı’, biliyordum. Ama 13 yaşında bir çocuğun ölebileceğini, hele Kemal’in, haziranda “Eylülde görüşürüz” diye […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku