Genç Cumhuriyet’in başkenti Ankara başta olmak üzere ülkemizde yapılarıyla iz bırakan, Türkçe yayımlanan ilk mimarlık kuramı kitabının yazarı, modern mimarlığın önemli isimlerinden Prof. Bruno Julius Florian Taut, 24 Kasım 1938’de İstanbul’da vefat etti… 4 Mayıs 1880, Königsberg doğumlu olan Yahudi asıllı Alman mimar ve şehir planlamacısı Bruno Taut, Königsberg İnşaatçılık Okulu’ndan mezun olduktan sonra Charlottenburg […]
Genç Cumhuriyet’in başkenti Ankara başta olmak üzere ülkemizde yapılarıyla iz bırakan, Türkçe yayımlanan ilk mimarlık kuramı kitabının yazarı, modern mimarlığın önemli isimlerinden Prof. Bruno Julius Florian Taut, 24 Kasım 1938’de İstanbul’da vefat etti…
4 Mayıs 1880, Königsberg doğumlu olan Yahudi asıllı Alman mimar ve şehir planlamacısı Bruno Taut, Königsberg İnşaatçılık Okulu’ndan mezun olduktan sonra Charlottenburg Teknik Yüksekokulu’nda sanat tarihi ve şehircilik eğitimi alır. 1933 yılına dek Almanya’da binlerce toplu konut yerleşimi gerçekleştirir. Hitler’in 1933’te iktidara gelmesiyle birlikte ilk olarak İsviçre’ye sığınan ardından Japonya’ya giden Taut, 1936’ya kadar da burada kalır.
10 Kasım 1936’da aldığı davet üzerine İstanbul’a gelen Taut, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Mimarlık Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Mimarlık Bölümü yöneticisi olur. Türkiye’de yaşadığı iki yıl boyunca 24 projeye imza atar. Bu projeler arasında inşa edilen Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ankara Atatürk Lisesi, Ankara Cebeci Ortaokulu, Trabzon Lisesi, İzmir Cumhuriyet Kız Enstitüsü, Ortaköy’de kendi evi, İzmir Fuarı Kültür Pavyonu bulunmaktadır. Taut’un Mimarlık Bilgisi isimli kitabı, Güzel Sanatlar Akademisi tarafından 1938 yılında basılır. Son çalışması ise Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesi için bir katafalk hazırlamak olacaktır…
10 Kasım 1938’de Atatürk’ün vefatı üzerine, Ankara’da şimdi Cumhuriyet Müzesi olan II. TBMM Binası önünde düzenlenecek olan cenaze töreninin katafalkını yapmayı hasta olmasına rağmen kabul eden Taut, katafalkı 20 Kasım’a yetiştirir. İstanbul’dan getirilen Atatürk’ün cenazesi, törenle katafalka konulur. 21 Kasım’da düzenlenen görkemli cenaze töreninin ardından da geçici olarak Etnografya Müzesi’ndeki kabrine taşınır.
Cenaze töreninden birkaç gün sonra Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, katafalkın yapımındaki gayretleri için Bruno Taut’a içinde 1.000 lira bulunan bir zarfı verir. Taut, zarfı “Bunu almam imkânsız. Atatürk gibi bir kahramana, bir devlet büyüğüne yapılacak katafalkla, sadece benim görevlendirilmiş olmam bile bana verilen en büyük mükâfattır. Bu emeğin karşılığı olarak, bana küçük bir teşekkür mektubu yazılırsa, bu benim için büyük bir şereftir. Böyle bir mektubu çocuklarıma bırakmak isterim.” diyerek geri verecektir.
Kronik astım hastası olan Taut’un hastalığı, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin inşası sırasında artmış, Atatürk’ün cenaze töreninden sonra da giderek ağırlaşmıştır. 24 Aralık 1938’de Ortaköy’deki evinde 58 yaşında aramızdan ayrılır. Vefat ettiğinde hiç parası olmayan Taut’un cenazesi, 25 Aralık’ta akademi hocalarının desteğiyle kaldırılır. Güzel Sanatlar Akademisi’nde yapılan törenden sonra vasiyeti üzerine Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilir.
“Eskinin gelenekleriyle çağdaş uygarlık arasında tek taraflı olmadan bir sentez yakalamaya çalışan” Bruno Taut, yapıtlarıyla mimarlık tarihinde silinmez izler bırakır…
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920 Cuma günü Ankaralıların katıldığı büyük bir törenle açılır. Toplantı en yaşlı milletvekili olan Sinop milletvekili Mehmet Şerif (Avcıoğlu) Bey’in konuşması ile başlar: “Bu yüksek Meclis’in en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan yüklenip, kendi kendisini yönetmeye […]
Devamını Oku
Yeni bir yıla daha merhaba dedik. Yılbaşı ya da eski deyişiyle sene başı yine umutlarla, dileklerle karşılandı. Ekonomik durumu elverenler balolarda, gazinolarda, barlarda girdiler yeni yıla, bütçeleri uygun olmayanlar ise evlerinde… 1920’lerin sonundan başlayarak Ankara, Cumhuriyet balolarının yanı sıra yılbaşı baloları ile de ünlenir. Gazino ve lokantalardaki eğlenceler de İstanbul’u aratmayacak kadar renklidir. “Ankara Palas”, […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku