Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramları

Kurtuluş Savaşı’nın son noktası Duatepe’nin sırtındaki köyde doğdum. Bizim kuşağın şanslılarındanım. Atatürk’e inanan ana babayla, Cumhuriyet’in devrimlerine bağlı öğretmenlerle büyüdüm. Duatepe, Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün düşmandan geri aldığı tepedir. O tepeye her çıkışımda Atatürk’ün savaş sürerken eteğindeki ovanın dört yanını görebildiğimiz o tepeyi seçmesine hep şaşırdım. Şimdi 29 Ekim’deki Cumhuriyet Bayramı’yla 26 […]

Kurtuluş Savaşı’nın son noktası Duatepe’nin sırtındaki köyde doğdum. Bizim kuşağın şanslılarındanım. Atatürk’e inanan ana babayla, Cumhuriyet’in devrimlerine bağlı öğretmenlerle büyüdüm. Duatepe, Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün düşmandan geri aldığı tepedir. O tepeye her çıkışımda Atatürk’ün savaş sürerken eteğindeki ovanın dört yanını görebildiğimiz o tepeyi seçmesine hep şaşırdım.

Şimdi 29 Ekim’deki Cumhuriyet Bayramı’yla 26 Eylül’deki 93. Dil Bayramı’nı düşünüyorum.

1950’lerden bu yana sözde milliyetçiler Cumhuriyet Bayramı’nı tek gözle kutlar, halkın da böyle bakmasına çabalarken Dil Bayramı okullarda yok… 

“Nerde eski bayramlar” diye yakınmayı sevmem; bizim kuşağın üzüntüsü, 102 yaşındaki Cumhuriyet’in son çeyreğinde çocuklarımızın ulusal bayramları doya doya yaşamaması… Çocukların, okullarda bile kutlayamadığı bayramlar gelip geçiyor. 

Bizim kuşak, 1950’den biraz önce, biraz sonra doğanlardır. Cumhuriyet devrimlerinin ışığında ulusal ve dinsel bayramları bilinçle kutlayan, yerli malı haftalarında bir dilim ekmeği bir avuç fındığı paylaşan Atatürk Türkiye’sine merhaba demişti. Biz küçükken laik eğitimle, Atatürk’le, devrimlerle hesaplaşanlar da orun, çıkar, ün sanla büyüyordu. Bizim kuşak bize Amerikalıların süt tozundan süt içiren, “ince demokrasiye paydos” diyen, “ileri demokrasi”yi batıran çok iktidar gördü. Bir yanda laik Cumhuriyet’e, ussala, bilimsele inananlar, öte yanda karşıdevrimin çocukları da büyüyordu; birbirimizle hem yoldaş hem düşman olduk. Düşünce özgürlüğü, hukukun üstünlüğü kâğıt üstünde kalırken acılı çatışmalara itildik. Ortak dil Türkçeyle anlaşamıyorduk. 

Çocukluğum bağımsızlık savaşçılarının öyküleriyle doluydu. Köyle ilçe arasındaydık. Bizimki gibi köylerde komşularından varlıklı olan, yoksulla öksüz yetimle ilgilenen, yol su sıkıntısına çözüm arayanlar “ağa”ydı. Kimi Kurtuluş Savaşı’na katılmış, çocukluğunu savaş yıllarının zorlukları kapsamıştı. Duatepe’deki savaşın top sesleri bizim köyden duyulurmuş. Analar gece gündüz var olan un yağla ekmek yufka yapar; çeyizlerinden askere don içlik diker, sepetlere torbalara doldurur, köyde erkek kalmadığı için bunları kadınlarla çocuklar cepheye yakın Basri köyüne taşırmış. 

Babamın babası sağlığı yüzünden savaşamamış; anamın babası gaziydi; aileleri Atatürk’ün “Tekâlifi Milliye Emirleri” (Ulusal Yükümlülük Emirleri) doğrultusunda elde avuçta olanı vermişler. Savaş bitince devlet karşılığını ödemiş. O dedeler, o parayla Polatlı’da ortaokul yaptırmaya girişmişler. O ortaokulun öğrencisi abim, ulusal bayramlarda şiir(ler) okur, çok alkışlanırdı.

Babama göre ağalar buyurmuş, köycek Demokrat Parti’ye oy vermişler. ABD’nin Marshall Planı’yla köylerde her kapı önüne borçla traktörler, kamyonlar çekilmiş. Dedemle babam köyün ağalarındandı; DP’nin açtığı musluktan akana bedavaymış gibi dalmışlar. Buğday, zirai donatımdan alınan tohumla üretilirken harman sonu yeni ayakkabı giysi beklerdik. Biz çocuklar mutluyduk. Cumhuriyet Bayramlarında ya römorklara doluşur ilçeye giderdik ya da köyde toplaşırdık. Köydeyken ulusal bayramların izleyicisi, ilçede çocuk oyunlarının dansçısı, oyuncusu, şiir okuyanıydım. 

Polatlı’da ilkokul azdı; 23 Nisan’larda gündüz alanda gece salonda ortak etkinlik yaparlardı. Bu törenlerde benim gibi giyinen yoksul çocukları okulların aile birliği, öğretmenler, aileler, esnaf sevindiriyormuş. Her 13 Eylül’de, Polatlı’nın kurtuluş gününde, biz ilkokullular İstasyon Meydanı’nda sıralanır, ortaokullu abilerin ablaların, Topçu Okulu’ndaki askerlerin gösterilerini alkışlardık. Yağmur yaş yoksa, çoluk çocuk o yıllarda düzgün yolu olmayan Duatepe’ye tırmanırdık. Oradaki konuşmalar bizi çok heyecanlandırır, ağlatırdı. İlkokulun beşinde başkente göçtüğümüzde benim için ulusal bayramlar, siyah önlüklü beyaz yakalı okul törenleri oldu. Ortaokul ve lisede her özel günün, her ulusal bayramın şiir okuyucularından biriydim.   

Büyük aşkım Türkçe için çalışırken gördüğüm şu, bizim ülkeye özgü biri inanç, ırk ayrımı gözetmeksizin aklın, düşüncenin özgürlüğü, hak adalet, bilim sanat için bedel ödeyenlerin dünyası… Öteki de Cumhuriyet’in olanaklarını sömürerek yalan üretenlerin dünyası… Bizim kuşak yetmişi yarıladı. Yüzümüzde çizgiler çoğaldı; iş aşk sahibi olduk, hiç ikiyüzlü olmadık. Ben de hâlâ her 23 Nisan’da, 19 Mayıs’ta, 26 Ağustos’ta, 29 Ekim’de, her Dil Bayramı’nda çocuklaşırım. Üzüntüm; varlıkta yoklukta ulusal bayramları yaşayan bizim kuşağın torunlarının dedeleri nineleri gibi ulusal bayramları yaşayamaması…

Yazarın Diğer Yazıları
Angaramın yazı güzü

1961 Ağustos’unda Angara yanıyor. İki gün sonra 30 Ağustos… Burada bayrama nasıl gideceğiz? Geldiğimiz ilçede mahallenin bütün çocukları yola düşer… Gazi Mahallesi’nden istasyon önündeki alana koşar büyükleri beklerdik. Okullar kapalı olduğundan 30 Ağustos, Topçu Okulu’nun rütbeli rütbesizlerinin… Askeri araçların şahane gösterileriyle başlar biterdi.  Babam, “Akşamüstü Hipodrom’a gidelim çocuklar…” dedi abimlerle bana. Başkentteki ilk ulusal bayramımızdı. […]

Devamını Oku
Ankara’nın Güçlü Sesi Kerim Afşar

Çok özlediğim(iz) canım arkadaşım Kerim…  Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi’ni sürdürmek için 22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurduk. Derneğin amacı, Türkçe için çalışmak… Kurulması yasak dernek sayıldı, iyi mi? Bir süre arkadaş evlerinde, işyerlerinde çalıştık. Ormancılar Derneği önce küçük, sonra büyükçe iki odasını açtı. Odalar çıplak… Cumhuriyet’e, “Olanaksızı Olanaklı Kılmak” diye yazdım. Bir müdür çalıştığı bankanın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku