Hüseyin Can Güner
Tüm Yazıları
Cumhuriyet ve Barış
Ana Sayfa Tüm Yazılar Cumhuriyet ve Barış

Yine bitti yaz. Hafızalarımızda iyi ve kötü anılarla, sıcak ve kurak zamanlarıyla, telafisi olmayan hatalar, heyecan verici başlangıçlar, bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla saydığımız günlerin hızına yetişemiyoruz artık. Ve yeni bir mevsimi “BARIŞ” diyerek selamlıyoruz… Bu sayımızla Karanfil dergi, artık bir yaşında. Birinci yaşımızı barış diyerek, sevgi ve saygı diyerek, adalet ve hukuk diyerek, umut […]

Yine bitti yaz. Hafızalarımızda iyi ve kötü anılarla, sıcak ve kurak zamanlarıyla, telafisi olmayan hatalar, heyecan verici başlangıçlar, bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla saydığımız günlerin hızına yetişemiyoruz artık. Ve yeni bir mevsimi “BARIŞ” diyerek selamlıyoruz…

Bu sayımızla Karanfil dergi, artık bir yaşında. Birinci yaşımızı barış diyerek, sevgi ve saygı diyerek, adalet ve hukuk diyerek, umut diyerek kutluyoruz. Dilimizden her dökülen sözcük, kaleme aldığımız her yazı, her tanışıklık, her karşılaşma, her merhaba, aydınlık güzel günlere olan inancımızla mümkün. Ve biz o inancı barış içinde, hiçbir ayrımcılığın olmadığı bir dünya için korumak zorundayız. Büyük düşlerin peşinden giden, imkânsızlık ve karanlıklar içinden çıkıp aydınlık bir geleceğe adım atabilen halkımız elbette bu düşü yaşatacak olandır. “Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” şiarıyla büyük bir kültür-sanat devrimi gerçekleştiren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserim dediği Cumhuriyet’imizin yaş gününde ilk sözlerini söyleyen Karanfil dergi, asırlık bir düşün parçası olarak okurlarıyla buluşuyor. Bir şehrin yaşam kültüründe sanat ve edebiyatla yer almanın mutluluğunu sizlerle paylaşırken, Karanfil adına da teşekkür ederim.

Barış; insanlığın bilinen en eski arayışıdır. Savaşlar ve yıkımlarla yoğrulmuş dünyamızda umudumuzu büyüttüğümüz bir arayıştır. Ve kazanılması en zor, en değerli hazinemiz de barıştır. Bir kelimeye sığan tüm anlamlara bakarsak var oluşumuzun da mayasında barış yatmaktadır. Bu kadar engin ve derin anlamlar taşıyan barışın geçmişte olduğu gibi yaşadığımız çağda da içinin boşaltılmaya çalışılması kabul edilemez gerçeğimizdir. Oysa savaşın bile “Barış için” denilerek çıkarılması, sürdürülmesi ve masum insanların yaşama hakkının elinden alınması nasıl kabul edilebilir ki? Elde etmenin çok zor olduğu barış için en kolay yolun, yani savaşın seçildiği bir dünyada büyük insanlık düşüncesini nasıl yaşatabiliriz? Sevginin ve saygının yitirildiği bir iklimde barıştan bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Halbuki barışın en büyük adımı sevgi ve saygıyla atılmalıdır. 

Koca bir yazı ormanlarımızın katledilmesine şahit olarak geçirdik. Doğaya karşı saygıyı ve sevgiyi kaybetmenin sonuçlarını kestiremeyen bir dünyada savaşların sona ermesiyle barışın sağlanması mümkün olmayacaktır. Olamaz. Çünkü insan önce çevresiyle, içine doğduğu doğayla bütünleşir. İlk ve en önemli gerçeği o doğadır. Üretmenin, bir anlam kazanabilmenin yolu da doğadır. Doğa ile küs kalıp gerçek  barıştan söz etmek, anlamsız ve çaresiz bir girişimden başka bir şey olamaz. 

İnsanlığın gözünün önünde yaşanan savaşların acısı her an daha derin yaralar, izler bırakırken barışın anlamını ne yazık ki kaybetmekteyiz. Tarih sayfalarında yerini alan, yüzyıllardır bitmek tükenmek bilmeyen savaşların acı sonuçlarıyla bizim de yüzleşiyor olmamız fikren mağlup olmuş bir insanlığı işaret etmekte. 

Sevgili dostlar;

“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in 102’nci yaşını kutlayacağız. Büyük bir karanlığın ardından sonsuz güneşimiz olarak doğan Cumhuriyet’imizin temellerinde “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışının olduğunu bilerek ülkemizi geleceğe taşıyabiliriz. Temellerinde barışın, adaletin, bilimin ve aklın dolduğu Cumhuriyet’imizi bu bilinçle yaşattık ve yaşatmaya devam etmeliyiz. Sahip olduğumuz her şeyin mayasında olan Cumhuriyet’imizi yurt ve millet sevgisiyle, bilim ve fenle, hukuk ve adaletle, liyakat ve akılla yüceltebiliriz. 

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Bahar Günü bir Çocuk Gülüşü

Nisan, bu memlekete yalnızca baharı getirmez. Biraz ferahlık, biraz hatırlayış, biraz da içimizi usulca yoklayan bir umut getirir. Kışın içimize sinen ağırlık çekilirken, dallar hafifçe yeşile döner, rüzgâr sertliği bırakır, gökyüzü yeniden bir açıklık kazanır. Sonra takvim usulca 23’ü gösterir. İşte o gün nisan, yalnızca bir ay olmaktan çıkar; bir milletin hafızasına, bir çocuğun gülüşüne, […]

Devamını Oku
Çankaya Kalbiyle Yenilenir

Sevgili Dostlar, Bazı şehirler vardır; zamanla birlikte yürür, sahip olduklarını aydınlık bir geleceğe taşıyarak yaşar. Çankaya böyledir. Sokaklarında geçmişin sesini duyarsın ama her adımda o sesi geleceğe taşır. Bu neden bizim şehrimizde yenilenmek, eskiyi geride bırakmak değil; onu yeniden anlamak, yeniden anlatmak demektir. Kültür ve sanat, tam da bu yüzden Çankaya’nın kalbinde yer alır. Çünkü […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku