Yine bitti yaz. Hafızalarımızda iyi ve kötü anılarla, sıcak ve kurak zamanlarıyla, telafisi olmayan hatalar, heyecan verici başlangıçlar, bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla saydığımız günlerin hızına yetişemiyoruz artık. Ve yeni bir mevsimi “BARIŞ” diyerek selamlıyoruz… Bu sayımızla Karanfil dergi, artık bir yaşında. Birinci yaşımızı barış diyerek, sevgi ve saygı diyerek, adalet ve hukuk diyerek, umut […]
Yine bitti yaz. Hafızalarımızda iyi ve kötü anılarla, sıcak ve kurak zamanlarıyla, telafisi olmayan hatalar, heyecan verici başlangıçlar, bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla saydığımız günlerin hızına yetişemiyoruz artık. Ve yeni bir mevsimi “BARIŞ” diyerek selamlıyoruz…
Bu sayımızla Karanfil dergi, artık bir yaşında. Birinci yaşımızı barış diyerek, sevgi ve saygı diyerek, adalet ve hukuk diyerek, umut diyerek kutluyoruz. Dilimizden her dökülen sözcük, kaleme aldığımız her yazı, her tanışıklık, her karşılaşma, her merhaba, aydınlık güzel günlere olan inancımızla mümkün. Ve biz o inancı barış içinde, hiçbir ayrımcılığın olmadığı bir dünya için korumak zorundayız. Büyük düşlerin peşinden giden, imkânsızlık ve karanlıklar içinden çıkıp aydınlık bir geleceğe adım atabilen halkımız elbette bu düşü yaşatacak olandır. “Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” şiarıyla büyük bir kültür-sanat devrimi gerçekleştiren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserim dediği Cumhuriyet’imizin yaş gününde ilk sözlerini söyleyen Karanfil dergi, asırlık bir düşün parçası olarak okurlarıyla buluşuyor. Bir şehrin yaşam kültüründe sanat ve edebiyatla yer almanın mutluluğunu sizlerle paylaşırken, Karanfil adına da teşekkür ederim.
Barış; insanlığın bilinen en eski arayışıdır. Savaşlar ve yıkımlarla yoğrulmuş dünyamızda umudumuzu büyüttüğümüz bir arayıştır. Ve kazanılması en zor, en değerli hazinemiz de barıştır. Bir kelimeye sığan tüm anlamlara bakarsak var oluşumuzun da mayasında barış yatmaktadır. Bu kadar engin ve derin anlamlar taşıyan barışın geçmişte olduğu gibi yaşadığımız çağda da içinin boşaltılmaya çalışılması kabul edilemez gerçeğimizdir. Oysa savaşın bile “Barış için” denilerek çıkarılması, sürdürülmesi ve masum insanların yaşama hakkının elinden alınması nasıl kabul edilebilir ki? Elde etmenin çok zor olduğu barış için en kolay yolun, yani savaşın seçildiği bir dünyada büyük insanlık düşüncesini nasıl yaşatabiliriz? Sevginin ve saygının yitirildiği bir iklimde barıştan bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Halbuki barışın en büyük adımı sevgi ve saygıyla atılmalıdır.
Koca bir yazı ormanlarımızın katledilmesine şahit olarak geçirdik. Doğaya karşı saygıyı ve sevgiyi kaybetmenin sonuçlarını kestiremeyen bir dünyada savaşların sona ermesiyle barışın sağlanması mümkün olmayacaktır. Olamaz. Çünkü insan önce çevresiyle, içine doğduğu doğayla bütünleşir. İlk ve en önemli gerçeği o doğadır. Üretmenin, bir anlam kazanabilmenin yolu da doğadır. Doğa ile küs kalıp gerçek barıştan söz etmek, anlamsız ve çaresiz bir girişimden başka bir şey olamaz.
İnsanlığın gözünün önünde yaşanan savaşların acısı her an daha derin yaralar, izler bırakırken barışın anlamını ne yazık ki kaybetmekteyiz. Tarih sayfalarında yerini alan, yüzyıllardır bitmek tükenmek bilmeyen savaşların acı sonuçlarıyla bizim de yüzleşiyor olmamız fikren mağlup olmuş bir insanlığı işaret etmekte.
Sevgili dostlar;
“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in 102’nci yaşını kutlayacağız. Büyük bir karanlığın ardından sonsuz güneşimiz olarak doğan Cumhuriyet’imizin temellerinde “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışının olduğunu bilerek ülkemizi geleceğe taşıyabiliriz. Temellerinde barışın, adaletin, bilimin ve aklın dolduğu Cumhuriyet’imizi bu bilinçle yaşattık ve yaşatmaya devam etmeliyiz. Sahip olduğumuz her şeyin mayasında olan Cumhuriyet’imizi yurt ve millet sevgisiyle, bilim ve fenle, hukuk ve adaletle, liyakat ve akılla yüceltebiliriz.
Sevgili Dostlar, Bazı kentlerin sokaklarında yürürken bir ülkenin hikâyesine dokunursunuz. Çankaya’da bu hikâyenin bir parçası oluruz. Bir pencereden uzanan bayrakta, okul yolundaki çocukların sesinde, kuşaktan kuşağa aktarılan bir hatırada Cumhuriyet’le yaşarız. Bizim için Cumhuriyet’le yaşamak ebedi bir sorumluluk, bitmeyen bir heyecan ve büyüyen umutlardır. Bu şehrin Cumhuriyet’le olan bağı coğrafyanın ötesinde bir anlam taşır. Bu […]
Devamını Oku
Sevgili Dostlar, Yaz, kentin kapılarını ve pencerelerini ardına kadar açtığı mevsimdir. Günler uzar, sokaklar kalabalıklaşır, parklar çocuk sesleriyle dolar. İnsanlar gölgeli bir bankta soluklanır, bir meydanda karşılaşır, açık havada dinlenen bir şarkının çevresinde birbirine biraz daha yaklaşır. Çankaya’da ise yazın kendine özgü bir hali vardır. Kuğulu Park’ın serinliğinden Seğmenler’in yamaçlarına, mahalle aralarındaki küçük parklardan akşamları […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku