Hande Çiğdemoğlu
Tüm Yazıları
Sen Ne Kokuyorsun? Leksikon Öyküler 6
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sen Ne Kokuyorsun? Leksikon Öyküler 6

Sıcağın henüz tepeye varmadığı bir yaz sabahıydı. Aralık mutfak penceresinden içeri, baş döndürücü bir leylak kokusu girmişti. Derin bir nefes alıp ocağa yöneldim. Bir süre sonra cezveden, leylağınki ile yarışan başka bir koku yükseldi. Fincanı masaya bırakıp pencereye yaklaştım. Leylağın içeri uzanan eflatun boynunu, bir araya geldiğinde başka bir mucizeye dönüşen tomurcuklanmış çiçeklerini sevdim. “Ne […]

Sıcağın henüz tepeye varmadığı bir yaz sabahıydı. Aralık mutfak penceresinden içeri, baş döndürücü bir leylak kokusu girmişti. Derin bir nefes alıp ocağa yöneldim. Bir süre sonra cezveden, leylağınki ile yarışan başka bir koku yükseldi.

Fincanı masaya bırakıp pencereye yaklaştım. Leylağın içeri uzanan eflatun boynunu, bir araya geldiğinde başka bir mucizeye dönüşen tomurcuklanmış çiçeklerini sevdim.

“Ne güzel kokuyorsun.” dedim.

Leylak, böbürlenerek masadaki kahveye baktı. “Kendi kokumu duyamıyorum. Ama bildiğim başka kokular var.”

“Mesela?” diye sordum.

“Arılar.” diye yanıtladı. “Onların kokusu, bildiğin hiçbir çiçeğinkine benzemez. Kanatlarında, her duraktan topladığı kokular saklıdır. Çok hızlı uçtuklarında etrafa yayılıverir. Öyle cazibelidir ki büyülenirsin.”

Sözünü bitirince boynunu içeri daha da uzattı. Masadaki fincanı göstererek: “Şu siyah şeyin kokusunu da biliyorum. Kibirli, inatçı bir koku.” dedi.

Fincandaki kahve kıpırdandı. Sahte bir şaşkınlıkla: “Öyle mi?” dedi. Heyecanlanmıştım. Onun da kokuları duyup duymadığını sordum.

“Ben daha çok insanlardan yükselenleri bilirim.” dedi. “Mesela yalnızlık kokusu. Kibirli ve öfkelidir. Yanına kimseyi yaklaştırmaz, hiçbir kokuyla karışmaz. İnsanlar ondan ölümüne korkar yine de sadakatle yanında durur.”

Bir an içim ürperdi. Kahve haklıydı. “Başka?” dedim. Köpüğü bilgece kıpırdandı.

“Diğer koku, başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar güçlü. Kımıl kımıl, delişmen. Dünya neden dönüyor, insanlar bunca eziyete neden katlanıyor diye sorsalar, bu koku için derim. Gizemli ve derindir. Nereye gitse oraya yayılır, her köşeye siner.”

Leylakla birbirimize baktık. Bir ağızdan: “Aşk kokusu.” dedik.

Kahve, gururla fincana yayılırken leylak bana döndü: “Sıra sende!”

Neşeyle belleğimi yokladım. Mutluluk veren kokuların hepsi çocukluğuma aitti. İçinde henüz hastane odalarının, sarsıntıyla böğüren toprağın, kabaran denizin, ihanetin, nefretin, ölümle ayrılmanın kokusu yoktu.

Bir hamlede sıçrayıp mutfak tezgâhına oturdum. “Çocukken kanepede oturunca ayaklarımı böyle sallardım. Dizimdeki tepsiden yükselen sabırsız kokuyu anlatayım size. Yaz akşamlarında sokaktan eve döndüğümde, beni ta sokak kapısında karşılardı. İçeri girdiğimde sarı buharından çıkan coşkunun tüm eve yayıldığını görürdüm.”

Leylağın çiçekleri can kulağıyla açılmıştı. Kahve ise hayal eder gibi dalgın, kıpırtısızdı. Gülümseyerek yutkundum. Sonra ağzımdan iştahla üç kelime döküldü:

“Haşlanmış mısır kokusu!”

Bu iş hoşuma gitmişti, devam ettim: “Huzurlu kokular da anımsıyorum. Mesela ıslak yüzüme yapışan deniz kokusu. Ya da solucan ararken eşelediğim toprağın, yaz günlerinde öğle uykusuna yattığım çarşafın, çaya batırdığım bisküvinin, dedemin kitaplarının kokusu. En çok da…”

Göğsümden yüzüme bir alev yükseldi. Durakaldım. Merakla yüzüme baktılar. Leylak, “En çok da?” diye yineledi. Sohbeti böyle bitiremezdim. Usulca devam ettim:

“Babamın kokusu. Babam, dalları göğe yükselen bir çam gibi kokardı. Güvenilir ve kudretli. Bazen de kokusu, serin ve sevecen bir denize dönüşürdü. Kış geceleri, radyodaki şarkılarla sobadan gelen sesler birbirine karışırken göğsüne yatardım. O zamanlarda babamın kokusu şefkatin ta kendisi olurdu.”

Bunca güzel şeyden sonra “Şimdi toprak kokuyordur.” diyemedim. Annemle devam ettim:

“Annem ise dünyada iyi, güzel ne varsa onun kokusunu taşırdı. Binlerce çiçekten derilmiş bir buket gibi. Kendinden bir renk daha eklediği gökkuşağı, tertemiz bir nehir gibi. Biliyor musunuz, beni kucakladığı bir gün, anneme nasıl koktuğumu sordum.”

Kahve, merakla sordu: “Ne dedi peki?”

Yüzümü buruşturarak yanıtladım: “Tarçın!”

Kahve fincanda kıkırdadı. “Sen tarçın sevmezsin ki!”

“Evet. Sütlaçın, bozanın, kurabiyenin tadını kendine benzeten o pervasız şeyi duymak hiç hoşuma gitmemişti. Vanilyalı kek ya da karamelli dondurma dese iyiydi.”

Gülüştük. “Sahi siz söyleyin, ben ne kokuyorum?”

Leylak düşünmeden yanıtladı: “Senin kokun mavi.”

“Mavi mi? Bir renk nasıl kokar?” dedim.

“Niçin kokmasın? Tüm renklerin kokusu vardır, tüm kokuların rengi olduğu gibi. Mavi, yumuşacık kokar. Sevgiyle kuşanmıştır, küsmeyi bilmez. Deniz gibi, senin gibi.”

Kahve araya girdi: “Bence lacivert. Karanlık, yalnız ve öfkeli. Deniz gibi, senin gibi. Korkuyorum bazen senin kokundan.”

“Ama lacivert de mavi.” dedi leylak. “Dokunulursa açılır, masmavi olur.”

Leylak ile kahve hararetli bir tartışmaya girmişti. Aralarından sıyrılıp gözlerimi kapadım. Şimdi önümde masmavi bir deniz uzanıyordu. Hevesle renklerini koklamaya koyuldum.

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Şarkıya Eşlik Eder Gibi ‘Livaneli Edebiyatı’

Zülfü Livaneli sanatını müzik, sinema, edebiyat olarak bölümlendirmek, herhangi bir eserini tek bir çerçevede ele almak çok zor. Çünkü onun sanatı, bireysel bir dışavurum meselesi değil müzikle, sözle ve edebiyatla kurulan bir düşünce dünyasından oluşuyor. Livaneli’nin yarım asrı geçen sanat yolculuğunda zamanlar, nesiller ötesi güçlü bir özellik var. Bu, tıpkı müziği gibi edebiyatında da öne […]

Devamını Oku
Çiçek Açan Badem Ağacı

Sevgili Arkadaşım Bahar, Bundan tam 26 yıl evvel sana ilk mektubumu yazarken de böyle demiştim. Oysa henüz arkadaş değildik; birbirimiz hakkında öğretmenlerimizin elimize verdiği kâğıtta yazan kadarını biliyorduk. Bahar Çelik, 4. Sınıf Öğrencisi, Ankara’da yaşıyor. Mahalle arkadaşı ya da sınıf arkadaşının ne demek olduğunu biliyordum ama mektup arkadaşını ilk kez duyuyordum. Yüzünü hiç görmediğin, birlikte […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku