Ayşen Şahin
Tüm Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Özel Günler
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hayal Kurma Atölyesi: Özel Günler

Mayısta Anneler Günü kutlanır, haziranda babalarınki. Evlatlara düşen hatırlamak olur, hatırladığını göstermek. Yaşına göre resim yaparsın, mektup yazarsın büyüdükçe elin ekmek tutuyorsa bütçene uygun jestler vesaire. Toplumsal cinsiyet rolleri kavramı konuşulur olduğundan beri biraz bilinçli olan artık annesine mutfak aleti almaz olmuştur, yerine ne konuluyor bilinmez, herkesin meşrebince. Özel günler kapitalizmin değirmenine su taşımaktadır elbet […]

Mayısta Anneler Günü kutlanır, haziranda babalarınki.

Evlatlara düşen hatırlamak olur, hatırladığını göstermek.

Yaşına göre resim yaparsın, mektup yazarsın büyüdükçe elin ekmek tutuyorsa bütçene uygun jestler vesaire.

Toplumsal cinsiyet rolleri kavramı konuşulur olduğundan beri biraz bilinçli olan artık annesine mutfak aleti almaz olmuştur, yerine ne konuluyor bilinmez, herkesin meşrebince.

Özel günler kapitalizmin değirmenine su taşımaktadır elbet ama birbirimizi bazı günler özel hissettirmenin de tüketimle ilişkisi olmaması gerek.

Dönelim toplumsal cinsiyet rollerinin alt başlığı analar ve babalara.

Anne deyince, çilekeş, cefakar, şefkatli, koruyucu kollayıcı, yemeyip yediren, uykusunu doğurduğu gün azletmiş, yol açıcı, acil durumda hava yastığı, sırt dayanılası, dizlerine baş koyulası insan akla gelir.

“Annen kurban olsun sana” cümlesinde saklı bir kurban rolüdür bizim gibi toplumlarda annelik.

Sosyal medyaya bakarsanız, anneler mutlu olsun diye mutfakları yenilenir, camları siliniverilir, yorgunluğunu almanın vereceği mutluluk hediye edilir. Neden o mutfak ve o camlar anne için kıymetlidir diye düşünülünce, yanıt “oralardan çıkamadığı için” olabilir.

Babalık bir otoritedir bu coğrafyada. Ortadoğulu babalık kavramından tutarlılık beklenmez. Evlatlarını eşit sevmemiş olabilir, bugün güldüğü yaramazlığa yarın bir tokat bile aşkedebilir.

Sinirlendiğinde pısmak, damarına basmamak, itiraz ve inat etmemek gerekir. Baba evin idare edilenidir. 

Bu sınırlar içinde kalsa da arada başını okşuyorsa, hal hatır soruyorsa, çalışıp seni okutuyorsa iyi ki var denilir. Minnet edilir.

Eğer bu sınırlardan taşmış, bebekken altını almış, ocağın altını yakıp bir tencere yemek yapmayı başarmış, kucağında uyutmuş, okul kapısında beklemiş, sınavlarının sonuçlarını sormuş, ödevlerine yardım etmiş, boyunu ölçmüş, sen uzadıkça gözleri dolmuşsa, evladına “senin canın sağ olsun” diyebilmişse şanstır. Nimettir. Bu ülkede çok az çocuk koşarak babasına sarılabilmiş, başına dert geldiğinde çekinmeden, korkmadan babasını arayabilmiştir.

Ana ve babadan dünyaya çocuk getirdiğinde hayallerini artık park etmesi beklenir ya da evlada havale etmesi.

Bundandır belki yeni nesil ebeveynlerin çocuklarını eskrim, tenis, piyano, keman, drama kurslarına taşıyıp durması ve çocuğun hepsine inat en çok ağaca tırmanmaktan zevk alması.

Hayal kuralım, toplumsal cinsiyet rollerinden, kapitalizmin tuzağından uzak, nasıl kutlanırdı bu özel günler?

O bize havale edilmiş hayallerinden birini paketleyip sunmak mesela güzel olmaz mıydı? Neyi başarmamızı hayal ettilerse ondan bir bukle ile sürpriz hazırlasak ya da kendi gerçekleştirilmiş hayallerimiz üzerinden teşekkürlerimizi bir buket yapsak? En sevdikleri yemeği bildiğimizi, sayelerinde bir yemeğini elinin lezzetini katarak pişirebildiğimizi göstermek adına güzel bir sofra kursak. Bir özenli konuşma hazırlasak, neler kazandık sayelerinde, nerelerden güçlendik, en güzel anılarımız nelerdi, zorlandıklarını fark ettiğimiz anların hakkını versek metnimizde, emeklerinin değerini bildiğimizi anlatsak, sevgimizi beyan etsek bir de özenilmiş, düşünülmüş, yazılmış cümlelerimizle ve sorsak “Anne ve baba kimliklerinizi bırakalım bir kenara, en baştan tanışalım mı?”

Tanımıyoruz çünkü gerçekten onları. Hep güçlü durmak zorunda hissettirildiler, hep bir yetiştirme kaygısıyla kurdular cümlelerini. Gözyaşlarını sakladılar bazen de alaylarını. Hiç genç olmamış, asilik yapmamış, kurallara basmamış, engellere takılmamış, batırdığını hissetmemiş, çökmemiş gibi durmak zorundaydılar.

Bilmedik ilk aşklarını, kırılmış heveslerini, tarihe bir not olarak düşülme isteklerini, bırakmak istedikleri en büyük eserin muhteviyatını, en özendikleri insanı, olmak istedikleri yeri, bastırdıkları öfkeyi, gizledikleri korkularını.

Koca bir sevgi ile sarmalama ve yargılamama sözü armağan etsek, açıkça dökebilseler şu ahir ömürde bir kez olsun kendilerini.

Tartışma olmadan, savunmaya geçmeden, eteklerde hiç taş kalmasın diye uzun uzun anlatsa herkes kendini. Bir evlat olarak kırıldığımız sözleri, karşılanmayan beklentileri, onlardan ötürü ukdeleşmiş hayalleri biz de seslendirsek.

Özgürleşsek böylece karşılıklı, tüm yüklerinden arınsa titrlerimiz, geride sadece yalın ve güçlü bir sevgi kalsa.

Ve biz “kol kırılsın yen içinde kalsın bir aile” olmayı emreden muktedire rahatlıkla diyebilsek: Aile öyle değil, böyle olunur işte, tüm yasaklar, tabular, kurallardan azade, içimizden geldiği gibi, özgürce ve safi sevgiyle.

Yazarın Diğer Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Gençliğimiz Var

Namık Abi sayesinde başladı her şey. Apartmanımızın ortak bahçesine kendi elleriyle kameriye yapan o. İlk yaptığı pek bir şeye benzememişti ama inat etti öğrendi marangozluğu; düzelte düzelte bayağı güzel ahşap bir kameriye yaptı, boyadı. Bizden de katkı payı falan istemedi. Kutlama için bir piknik istedi sadece, herkes kısır, börek, kek hangi tarifine güveniyorsa yapıp getirsin […]

Devamını Oku
Hayal Kurma Atölyesi: Çocukluk Hayalleri

Sanki hep hayatındaymış gibi hissettiğinden nerede ne zaman tanıştığını unuttuğun arkadaşların vardır hani? Genelde hayatı kolaylaştırıcı olurlar, derdini sen anlatmadan anlamış da kapında çözümle bitivermiş olurlar. Sonsuz bir anlayış ve sabırla donanmış olurlar. Bir o kadar da dobradırlar. Başkası söylese alınırsın o söyleyince iyi niyetinden şüphe etmediğinden kaale alırsın. Neşesi iyidir ama inceden de durgun […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku