Bir yola çıkıyoruz. Heyecanı, sevgiyi ve umudu elden ele taşıyoruz. Bir çiçektir gönlümüzü coşturan, bir çiçektir bin anlamı yüklenip hayatımıza karışan. Açar bozkırın ortasında, kalbinde insan. Yaşanmışlıkların hatırası, yaşanacakların iyilik temennisidir. Sokaktır, şehrin güzel anılarına… Ozanın ruhundan hayata damlayan bir şiirdir. Bir çiçektir roman kahramanına ismini veren. Bir çiçektir özlemle anıları canlı kılan. Bir çiçektir, […]
Bir yola çıkıyoruz. Heyecanı, sevgiyi ve umudu elden ele taşıyoruz.
Bir çiçektir gönlümüzü coşturan, bir çiçektir bin anlamı yüklenip hayatımıza karışan. Açar bozkırın ortasında, kalbinde insan. Yaşanmışlıkların hatırası, yaşanacakların iyilik temennisidir. Sokaktır, şehrin güzel anılarına… Ozanın ruhundan hayata damlayan bir şiirdir. Bir çiçektir roman kahramanına ismini veren. Bir çiçektir özlemle anıları canlı kılan. Bir çiçektir, saygıyı renklerinde saklayan. Yola çıkıyoruz dostlar! Bir çiçektir bu yolculuğa ilham olan.
Veda ettiklerimize özlemle açıyor, yeni dostlarla merhabalaşıyoruz. Okuyoruz; kitaplarda yeni dünyalar keşfediyoruz. Anlatıyoruz; unutulanları hatırlıyor, bilinmeyenleri paylaşıyoruz. Güneşin doğduğu yerde toprakta; umudun büyüdüğü yerde gökyüzünde oluyoruz.
Adımız saygı,
Adımız özlem,
Adımız hatıralar bizim.
Adımız dost,
Adımız edebiyat,
Adımız şiir,
Adımız Karanfil bizim…
1. Karanfil Hayatı Yakalamaktır
Geçip gidiyor günler, insanlar, beklentiler… Değişiyor hayaller, gerçekler… Gitmek istediğimiz yerler, görmek istediklerimiz ve hatta hiç farkında olmadan yanı başımızda olup bitenler…
Karanfil hayatı ıskalamayalım diye açıyor.
2. Karanfil Hafızadır
Unutuyoruz. Güzel günleri, önemli zamanları unutuyoruz. İnsanları, mücadeleyi, inadı unutuyoruz. Unuttukça ağırlaşıyor yaşadıklarımız. Yalnızlaşıyoruz unuttuklarımızla.
Oysa biriktirmektir yaşam. Bir şiirin dizesiyle, bir şarkının nakaratıyla, bir kitabın ön sözüyle birikmektir. Birikmektir sevdiklerimizle, özlediklerimizle yazdıklarımız, okuduklarımızla birikmektir. Kentin kendisidir hafıza; bir sokak lambasıdır belki ilk aşka. Kitapçıdır belki, aldığın en önemli kararı tozlu raflarıyla hatırlatan. Bir parktır belki, ilk kez şahit olduğun kar yağışında yüzünü gökyüzüne serdiğin. Bir şairdir, hiç görmediğin kahvehanenin hiç oturmadığın taburesinde demli çayını yudumlayan…
Karanfil, şehrin hafızası hep aydınlık kalsın diye açıyor.
3. Karanfil’in Kökleri Yaşadığın Yerdedir
“İnsan yaşadığı yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer” der şair. Şehirler ve insanlar gizli gizli ant vermiştir. Zamanla benzerler birbirlerine. Önce insanı benzer şehre, sonra şehir benzemeye başlar insana. Aidiyet böyle doğar. İlklerini paylaşır insanlar ile şehirler. İlk aşkı, ilk zaferi, en güzel hayali, yılgınlıkları, başarıları, gençliği, olgunluğu taşırlar birbirleri için. Mekânları, sokakları, yolları insana benzer. İnsan, zamanla kendini görür şehirde. Mevsimleri karşılarken, yolculuklara çıkarken, beklerken, beklenirken benzer insan yaşadığı şehre.
Ve Ankara… Ankara her haliyle benzer insanına. Bazen sıcak ekmek kokusudur günün aynı saatinde insana benzeyen, bazen insanla en çok sohbet eden yeri, parklarıdır.
Farklı yerlerden geçen yolların taşıdığı umutların toplandığı meydanları benzer insana. Karanfil’iyle benzer insanına; Karanfil’le muhabbet eder, Karanfil’le tanış olur, Karanfil’le anlatır kendini.
Karanfil, şehir ve insan ilişkisini anlatmak için açıyor.
4. Saygının Solmaz Çiçeği Karanfil
Güzel insanlar yürüdüler şehrin kaldırımlarında. Güzel insanlar şehrin kalbinde, ışığın peşinde aydınlık mücadelesi verdiler. Şiir oldular, şarkı oldular, kitap oldular. Umutla genç oldular, düşleriyle genç kaldılar. Bozkırın ortasında aydınlarıyla yeşillenen şehre, karanlığa inat umudu büyüten şehre, vefa borcudur Karanfil.
Karanfil yaşanmışlıklara gösterdiğimiz saygının sessiz çığlığıdır, keskin kokusudur, canlı rengidir. Edebiyat denizine akan coşkun ırmakların, göğsümüzü kabartan gurur dolu başarıların, özgürce çoğalttığımız ve büyüttüğümüz fikirlerin; aidiyetimizin, ilerleyişimizin, aydınlarımızın, sanatçılarımızın mevsimsiz çiçeğidir Karanfil. Karanfil saygı için açıyor.
5. Aydınlık Karanfil Kokar
Değişmek zordu. Yüzyıllardır biriktirdiklerimizi, öğrendiklerimizi geride bırakmak zordu. Bir çağ vardı içinde yaşadığımız ve fakat bizden ileride. Bir düş vardı henüz kurmadığımız, peşine düşmediğimiz fakat kavgasını vereceğimiz. Gelecek; şafak vaktinden önce kara sabanın peşine sürüklendiğimiz gerçeklikten daha parlaktı, daha ışıklıydı, daha aydınlıktı…
Toprağa, suya, havaya düştü cemre. Açtı karanfilin tomurcuğu, koktu burcu burcu; kültür ve sanatın kokusuydu, edebiyat ve bilimin, şiirin ve fikirlerin kokusuydu.
Çankaya’nın Karanfil’i aydınlık için açıyor.
Karanfil açıyor! İçinde insan, içinde şehir, içinde düşler… Açıyor Karanfil! İçinde özlem, içinde saygı, kokusunda umut. Karanfil açıyor! İçinde heyecan, içinde sanat, içinde edebiyat…
Açıyor Karanfil “elden ele”…
Ses değişti, yüz değişti, yürüyüş ağırlaştı. Eller büyüdü, gözler yoruldu, omuzlara yılların yükü yerleşti. Hayat silkeledi, ruhun tozlandı. Yırtıp attığın takvim yapraklarını saydın, çok olmuş. Fakat bir inat var içinde. Onca değişikliğe rağmen öyle bir şey yapıyorsun ki, hiç değişmediğini sanıyorlar. Yorgun gözler aynı ışıkla bakıyor, büyük eller aynı şefkatle uzanıyor. Omuzlar biraz düşük belki, […]
Devamını Oku
Bu şehirde sabah, yorgun bir geceyi ardında bırakarak solgun bir ışıkla başlar. Ne tam gündüzdür ne geceye benzer. Bir tereddüt halidir. İnce bir tül serilmiştir sanki gökyüzüne. Henüz insan selinin sesine karışmamışken, sokakların geceden kalan sohbeti devam ediyordur. Şehir, kaldırımları sırdaş ederek geceyi geride bırakır, eski bir mektubu katlayıp cebine koyar gibi yola devam eder. […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku