Gökyüzü her yerde aynıydı. Hiroşima’da da, Gazze’de de… Yalnızca toprağın kokusu, taşların ağırlığı ve çocukların gözündeki boşluk farklıydı. Hiroşima’da atom bombası düştüğünde dünya bir daha eskisi gibi olmadı. Sadako adında bir kız hayatta kaldı ama bedeninde sessizce büyüyen yaralar taşıdı. Hastalandı, yatağa düştü; küçük odası hayatının tamamı oldu. Ama kalbi hâlâ özgür kuşların peşindeydi. Ona […]
Devamını OkuHer sabah aynı saatte uyanıyordu artık. Alarm kurmaya gerek yoktu, çünkü alışkanlık dediğimiz şey zamanla içimizde çalan bir saat oluveriyordu. Gözlerini açtığında perde aralığından süzülen ilk ışık huzmesi, yine masanın kenarındaki sandalyeye düşmüştü. Evin sessizliğini bozan tek şey, uzaktan gelen bir kuş sesiydi — belki de sadece onun duyduğu, yalnızlara özgü bir ötüştü bu. Üzerine […]
Devamını OkuArabada defalarca başa sararak dinlediğim parça dilimde, fakültenin kapısından girdim, merdivenlerden çıkarken parmaklarım postacı model deri çantamın üstünde tempo tutmayı sürdürüyor. Koridorun sonundaki ışığa doğru çekilerek yürümeye devam ettim. Pencerelerden sızan akşam güneşinin pırıltılı tozları arasında belleğim yazdan kalma bir imgeye uzandı. Elleri belinde, güneşe reverans veren bir kız çocuğuna… Sizinle aynı güneşin altında uzanmak […]
Devamını Oku