Yalın Gündüz
Tüm Yazıları
Yaz Geçer, İyi Gelir Sözcükler
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yaz Geçer, İyi Gelir Sözcükler

“ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim ben sende bütün aşklarımı temize çektim” Yıllar önce ODTÜ’de, şiirsever, yeniyetme bir üniversite öğrencisiyken Murathan Mungan’ın okula geleceğini duyduğumda kız arkadaşım Pelin kadar ben de çok heyecanlanmıştım. Tanışıklığımız çok eskiye dayanmasa da, Pelin’in iyi bir şiir okuru olması […]

“ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim

ben sende bütün aşklarımı temize çektim”

Yıllar önce ODTÜ’de, şiirsever, yeniyetme bir üniversite öğrencisiyken Murathan Mungan’ın okula geleceğini duyduğumda kız arkadaşım Pelin kadar ben de çok heyecanlanmıştım. Tanışıklığımız çok eskiye dayanmasa da, Pelin’in iyi bir şiir okuru olması onu büyük bir aydınlanmayla düşen bir yıldırım gibi yaşamıma sokmuştu. Sohbetlerimizde biri Nâzım Hikmet’in ya da Orhan Veli’nin bir dizesini anınca, diğeri hemen devamını getiriyordu ve bu dizelerin, kendi geçmişimize yayılan duygusal birikimlerle birleşmesi Pelin’i yıllardır hayatımdaymış gibi yakın hissetmeme sebep oluyordu.

“kendini hâlâ hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,

biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.”

– Yemekten sonra gidiyoruz değil mi? dedi o gün Pelin. Erkenden gitmek gerek, uzun bir sıra olacak kesin.

– Tamam, tamam. Getirdin mi kitaplarını?

Sahtiyan’la Osmanlı’ya Dair Hakikat’i getirdim. Bir de Kırk Oda. Sen?

– Dün son kitabını aldım, o var yanımda. 

– Adı ne?

Yaz Geçer.

– Aa, ne hoş.

– Okumadım daha, ama alanlar çok beğeniyormuş.

Her ne kadar Pelin beni önceden uyarmış olsa da, ODTÜ Çarşı’nın dışına, merdivenlere kadar taşan imza kuyruğunu görünce, şairin ne çok yüreğe dokunduğunu daha iyi kavradım. Kendine seçtiği hayatın yüceliği, boğazıma tatlı bir yumru olarak oturdu. Carpe Diem’di kesinlikle: büyük şairler bize yaşamın kıymetini anımsatmak için yollanmış birer ulaktı ve ben o gün oraya, kulağıma fısıldanacak kelâmı duymak için gelmiş olmalıydım. Bunları düşünürken, ansızın, ODTÜ hayatımın öncesindeki yalnız ve kederli yılların aksine, Pelin’in yanı başımda oluşunun harikalığını fark ettim ve bu mesihsel güne onunla tanıklık etmenin sıcaklığını, nefes nefes içime çektim.

“başlangıçta doğruydu belki.

sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,

günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,

büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.

ve hâlâ bilmiyordun sevgilim

ben sende bütün aşklarımı temize çektim.”

Sıra bize geldiğinde, şairin siyah gözbebekleri, herhangi bir gülümseme eşlik etmeksizin kısa bir süre Pelin’le üzerimizde kaldı. Bir adım geride duruyordum; Pelin kitaplarını uzatırken ne konuştuklarını duyamadım ama o bakışların etkisini içimden atamamıştım. Kitapları üst üste koyup Pelin’e verdikten sonra başını kaldırdı ve bana sordu:

– Adınız?

İsmimi söyledim. Yüzüme birkaç saniye daha baktı, sonra Yaz Geçer’in ilk sayfasına şunu yazdı:
“YALIN’a, Özel hayatlar büyük günahlar kadardır!”

“şimdi biz neyiz biliyor musun?

yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. 

umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada 

bir şey bulduğunda neyi ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.

artık hiçbir duygusunu anlayamayan çocuklar gibi.

ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek,

her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz”

O gün, yıllar ilerledikçe klasikleşecek Yalnız bir Opera şiirini henüz bilmiyordum ve o genç yaşımda arkamda temize çekilecek kırık kalpler güruhu henüz birikmemişti. Bu yüzden, bana yazdığı ithafa hiçbir anlam veremedim. Özel hayatımda neden büyük günahlar taşımalıydım; şair, bu tıfıl üniversite öğrencisine nasıl bir mesaj vermek, kulağına ne fısıldamak istemişti?

“yaz başıydı gittiğinde. bir aşkın ilk günleriydi daha.

 aşk mıydı, değil miydi? bunu o günler kim bilebilirdi?”

İmza gününden kısa süre sonra bahar dönemi sona erdi ve okul tatile girdi. Pelin, ailesiyle Kuşadası’ndaki yazlıklarına gitti ve bir daha dönmedi. Daha doğrusu, bana dönmedi. O yaz tanıştığı, kendinden on dört yaş büyük bir adama âşık oldu ve okul biter bitmez onunla evlendi. Onsuz geçirdiğim o yaz aylarında, ayrı düşeceğimize hiç ihtimal vermeden, Yaz Geçer’i altını çize çize bitirmiştim oysa, döndüğünde ona okuyacağım dizelerin yanına yıldızlar koyarak.

“gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. 

biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana”

Zamanla, “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim” dizesi, hem şiire olan sevgim hem de o yazdan kalma buruklukla içime yerleşti ve yıllar yılı peşimi bırakmadı. Yeni aşklarımı yoğunlaştırdı, anlamlarını derinleştirdi, paylaşılanları taçlandırdı. Mungan’ın, bir üniversite öğrencisinin “henüz günahsız” özel hayatının, yıllar içerisinde nasıl yoğrulacağını ve şekilleneceğini hisseden şair bilgeliğini aradan geçen seneler boyunca hiç unutmadım. O gün gözlerimde gördüğü aşkla, heyecanla örülü bir geleceği, bana adeta okyanusa bırakılmış bir şişe içinde bir ithafla bugüne ulaştırdığı için Murathan Mungan’a gönülden teşekkür ediyorum. 

70. yaşın kutlu olsun. 

Yaz geçer, iyi gelir sözcükler…

Yazarın Diğer Yazıları
Deniz Kadar Uzak

Bahçelievler’de ikinci kattaki dairelerinin balkon demirlerine yaslanan Gülsüm, okullar yaz tatiline girdiğinden beri her zaman olduğu gibi yine İncedayı Apartmanı’nın girişini izliyordu. Bulundukları apartmanın bodrum dairesinden yayılan yemek kokuları, televizyondaki akşam haberlerine karışıyor, kapıcı Mustafa Amca’nın beş çocuğunun birbirinden ayrı gülüşleri o küçük mutfaklarının penceresinden taşan ışıkla iç içe geçiyordu. Bugün ikisi ip atlarken, biri […]

Devamını Oku
Barış Adlı Çocuk

1986 yılının sonbaharıydı. Ankara ayazı, şehri daha ekimde esir almıştı. Atatürk Bulvarı’ndan kıvrılıp gelen rüzgâr, Cebeci’deki taş binaların yüzeyine sertçe çarpıyordu. Barış, yün yeleğinin içine saklanmış elleriyle ilkokulun bahçesinden sınıfına koşarken, aklında tek bir şey vardı: O kitap. Geçen hafta, öğretmeni kitaplık kuracaklarını duyurduğunda sınıfta coşkulu bir uğultu olmuş, herkes can ata ata evinden bir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku