Doğanın hüzün mevsimidir sonbahar. Çiçeklerin bin bir rengine, ağaçların yeşiline, gökyüzünün parlak mavisine, bulutların lekesiz beyazlığına, rüzgârın beklenen coşkusuna vedadır ekim. Yenilenme döngüsünün en hüzünlü anıdır. Belki de bu yüzden şiirin kalbidir şehrimiz. Belki de bu yüzden edebiyatın coşkun ırmakları kollarını bu şehirden uzatmıştır insanlara… Sokaklarında şairlerini özleriz şehrimizin. Evlerinde buluşmaları, parklarında aşkları… Kar yağdığında […]
Doğanın hüzün mevsimidir sonbahar. Çiçeklerin bin bir rengine, ağaçların yeşiline, gökyüzünün parlak mavisine, bulutların lekesiz beyazlığına, rüzgârın beklenen coşkusuna vedadır ekim. Yenilenme döngüsünün en hüzünlü anıdır. Belki de bu yüzden şiirin kalbidir şehrimiz. Belki de bu yüzden edebiyatın coşkun ırmakları kollarını bu şehirden uzatmıştır insanlara…
Sokaklarında şairlerini özleriz şehrimizin. Evlerinde buluşmaları, parklarında aşkları… Kar yağdığında düşer bir Arif şairin sözleri aklımıza. Kalkık palto yakalarında siluettir Orhan’ların, Yaşar’ların, Ahmed’lerin, Yahya’ların yüzleri Ankara’da. Bir Karanfil Sokak buluşmasında iki mısranın belini kırar şairleri. Güzeldir her yaşta Kuğulu Park yürüyüşleri. Anılar mevsim beklemez, birikir şehrin hafızasında.
Bir hikâyesi vardır Ankara’ya yolu düşen ozanın, ilk kitabına heyecan büyüten yazarın, aydınlığa koşan fikirlerin. Edebiyat olmuştur sokaklar, şiir olmuştur öfkeler, aşklar, beklentiler, hüzünler, mutluluklar… Ne diyor şair: “Şair arkadaş/ Bir derdin mi var,/ Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden?/ Ankara’ya gelmelisin.”
Evet, davettir şehrimiz.
Umutlu başlangıçlara, yüzünü güneşe dönüp aydınlık peşinden koşmalara, üretkenliğe, birlikte yaşamaya, mücadeleye, sanata, edebiyata, şiire davettir.
Davettir şehrimiz; beklentilere, düşlere, sevgiye…
Bir asır önce milletin makus kaderini değiştirebilmek için serden geçen insanların verdiği mücadeleyle sonsuzluğun batmayan güneşi doğdu şehrimizde.
Anadolu’nun birçok köşesi gibi unutulmuş, kendi imkânlarıyla yaşam mücadelesi veren insanlar o güneşin peşinde aydınlanma yolculuğunu başlattı. Edebiyat koştu, şiir koştu, sanat koştu. Fikirlerle, heyecanla, umutla parladı şehrimiz.
Bugün o parlayan güneşin ikinci yüzyılında, aydınlanma ve kalkınma yolculuğumuzun en başından itibaren olduğu gibi, gelecek nesillere borcumuz olan ışıklı bir ülke için mücadele etmeye devam ediyoruz, heybemizde kültürle, sanatla, edebiyatla…
Sevgili Çankayalılar; hiçbir tarih yoktur ki yaşadığımız yer gibi bir kıvılcımı büyük bir aydınlanma ateşine dönüştürmeyi başarmış olsun. Hiçbir hikâye yoktur ki her karakteriyle, zaman ve mekânıyla hayal gücünün sınırlarını bizim gerçekliğimiz kadar zorlasın.
Bizler yaşadığımız şehirde, sahip olduğumuz her güzellik, her hak ve özgürlük için, bu şehrin hikâyesine vefa borcu ve sorumluluğu ile nefes alıyoruz. Hayal ettiğimiz, yapmak istediğimiz ve adımını attığımız her şeyin omuzlarımızda kıvançla taşıdığımız sorumluluğu ile yolculuğumuza devam ediyoruz.
Geçmişe saygı ve vefa, geleceğe umut ve heyecan taşımak amacıyla “elden ele” büyütmeyi arzuladığımız; hevesini tüm mevsimlerden, inadını geçmişten alan; kokusunda düşlerimiz, köklerinde anılarımız, renklerinde umudu taşıyan Karanfil’le “Merhaba” demenin sevincini sizlerle paylaşmaktan onur duyuyorum.
Merhaba…
Cumhuriyet’le birlikte Ankara gazeteci, yazar, ressam kısaca birçok entelektüele ev sahipliği yapar. Ayşe Kulin de henüz çocuk yaşlarda aynı zamanda bir kültür başkenti olan Ankara’da Soysal Apartmanı’nda yaşar. Şimdi gelin bu apartmana ve Kulin’in Ankara günlerine bakalım. “Soysal Apartmanı” Muhittin Bey’in Sular İdaresi Başkanı olarak görevlendirilmesi üzerine Kulin Ailesi, İstanbul’dan Ankara’ya, Soysal Apartmanı 2/1 numaralı […]
Devamını Oku
15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinin ardından sesini yükseltmek isteyen Türk milleti, İstanbul Sultanahmet başta olmak üzere birçok yerde protesto mitingi düzenler. 13 Ocak 1920’deki Sultanahmet Mitingi’nde Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey coşkulu bir konuşma yaparken Nâzım Hikmet kalabalığın arasında yaşananları büyük bir heyecanla takip eder ve “İşgale karşı ne yapabilirim?” diye kendine sorar. Ardından da Anadolu’ya […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]
Devamını Oku