Tolga Aydoğan
Tüm Yazıları
Yaşar Nabi’nin Ankara’daki İzleri
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yaşar Nabi’nin Ankara’daki İzleri

Millî Mücadele döneminin ardından 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara başkent ilan edilir. 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet’in ilanı Başkent Ankara’da 101 pare top atışıyla tüm dünyaya duyurulur. Cumhuriyet’le birlikte Atatürk önderliğinde her alanda bir çağdaşlaşma hareketi başlar. Ankara, siyasi başkent olmasının yanı sıra sanatçıların, edebiyatçıların, ressamların, gazetecilerin yerleştiği bir kültür başkenti olarak da dikkat çeker. […]

Millî Mücadele döneminin ardından 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara başkent ilan edilir. 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet’in ilanı Başkent Ankara’da 101 pare top atışıyla tüm dünyaya duyurulur. Cumhuriyet’le birlikte Atatürk önderliğinde her alanda bir çağdaşlaşma hareketi başlar. Ankara, siyasi başkent olmasının yanı sıra sanatçıların, edebiyatçıların, ressamların, gazetecilerin yerleştiği bir kültür başkenti olarak da dikkat çeker. 1950’ye kadar da Ankara bu anlamda bir kültür başkenti işlevi görecektir. Ankara, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerin ve aydınlanma hareketinin kalbi olurken yeniden inşa edilen bu özel kente yolu düşenlerden biri de Yaşar Nabi Nayır’dır. Türk edebiyatına hem yazınsal anlamda hem de yayıncı olarak birçok eser kazandıran Yaşar Nabi’nin Ankara ile ilgili önemli geçmişi vardır. 

“Yaşar Nabi’nin Ankara Serüveni”

Yaşar Nabi, 24 Aralık 1908’de Üsküp’te dünyaya gelir. 1912’de Balkan Harbi başlayınca annesiyle birlikte İstanbul’a yerleşir. Savaştan sonra Üsküp’e geri dönseler de Kurtuluş Savaşı’nın ardından 1924’te Türkiye’ye kesin dönüş yaparlar. Nayır, 1924’te Galatasaray Lisesi’ne girer ve o günleri şöyle anlatır:

“1927’de Galatasaray’ın orta bölümünü bitirdiğim zaman, pek yakında ailenin geçimini sağlama görevinin bana düşeceğini biliyordum. Öğrenim yıllarımı mutlaka kısaltmak ve bir yandan hayatımı kazanmak zorundaydım. Onun için, okulun ticaret ve bankacılık bölümüne girdim. Dersler öğleyin bittiğinden, dışarda ufak tefek işler bulabiliyordum. Son sınıftayken Ziraat Bankası’nın açtığı bir memurluk sınavını kazanıp, okulu bitirinceye kadar yarım gün, ondan sonra da tam gün olarak çalışmaya başladım. 1931’de askere aldılar. 1933’te yedek teğmen olarak askerliği bitirdiğim zaman, Ankara’da Merkez Bankası’na girdim.”[1]

Yaşar Nabi ile Ankara’nın yolu işte bu vazife nedeniyle kesişir. Edebiyata sevdalı olan Yaşar Nabi, Ankara’ya gelmeden önce İstanbul’da bir edebiyat hareketinin de içinde yer alır. “Yedi Meşale” adını taşıyan şiir hareketinin temsilcilerinden olan Yaşar Nabi, 1928’de Sabri Esat Siyavuşgil, Muammer Lütfi Bahşi, Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok ile birlikte bu hareketi başlatır. Şiirde canlılık, samimiyet ve yenilik temeliyle Beş Hececilere karşı başlatılan bu edebiyat hareketiyle kısa ömürlü “Yedi Meşale” dergisini ve de birkaç kitabı yayımlarlar. Fakat Yaşar Nabi memurluk görevi nedeniyle Ankara’da bulur kendini… 

“Varlık Çıkıyor”

Yaşar Nabi, Ankara’ya geldiği zaman Nahid Sırrı Örik ve Sabri Esat Siyavuşgil ile görüşür. Ardından da Varlık dergisini çıkarmak için kolları sıvar. O günleri şöyle anlatır: 

“1933’te yedek subay olarak terhis edildikten sonra Merkez Bankası’nda görev alarak Ankara’ya taşınmıştım. Aylardan mayıs. (…) İstanbul’da ancak 8 sayı çıkabilmiş Meşale dergisinin tadı hâlâ damağımdaydı. Yeniden bir edebiyat dergisi çıkarabileceğimizi düşündük. Nahid Sırrı epey yardım sağlayacağına inanıyordu. Halk Partisi’nin kültür işlerine bakan Necip Ali’ye gittik. Bizi teşvik etti. Hakimiyet-i Milliye Matbaası Müdürü Kemal Turan’a da bir tavsiye mektubu yazdı. Uygun şartlarla basılma imkânı bulundu. 15 Temmuz 1933’de benim verdiğim adla Varlık’ın ilk sayısı basılıp çıktı.” [2]

Mahmut Makal anılarında Varlık’ın adının ortaya çıkışını ise şöyle anlatır: “Yaşar Nabi ülkedeki yazın ve kültür yoksunluğundan yola çıkıp bu alanlarda bir varlık yaratma imanıyla derginin adını ‘Varlık’ koymuştur.” [3] Varlık işte bu yoksunluk içerisinde bir umut olarak çıkarılır. 

Yaşar Nabi Ankara’ya gelişinin ardından 1934 Şubat’ında Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalışmaya başlar. Aynı yıl gazetenin adı “Ulus” olarak değişecektir. Yaşar Nabi de 1940’a kadar bu yayın organında çalışacaktır. Sonrasında Türk Dil Kurumu’nda işe girecek, İkinci Dünya Savaşı sırasında da iki kere askere alınacaktır. Yine bu dönemde Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir kurum olan Tercüme Bürosu’nda görev alacaktır. O günler için “Tercüme Bürosu’nda çalıştığım iki yıl kitap ve matbaa zevkini bana yeniden tattırdı ve bu hayatı kendi hesabıma sürdürmek isteğini aşıladı bana” diyecektir. 

“Yaşar Nabi için Ankara demek Atatürk demekti”

Yaşar Nabi 1933-1946 arası yaşadığı Ankara’ya dair de büyük bir sevgi besler. Bir röportajında bu sevgiyi şöyle anlatır: “Atatürk’ün yaşadığı kentte bilmek kendini, insan için çok büyük bir şeydi. Çok büyük bir manevi güç. Havasına sinmişti Ankara’nın. Herkes sevinçliydi, mutluydu, büyük şeyler bekleniyordu. Ve gerçekten de büyük şeyler yapılmıştı. Ama Ankara küçük bir kasabaydı henüz. Atatürk egemendi gerçekten her şeye. Atatürk’ü görmek büyük bir şerefti. Elçilere çağrılar olurdu. Beni de gazeteci olarak çağırırlardı. Oralarda Atatürk’ü görünce nasıl da heyecanlanırdım. Hala o anlar gözümün önünden gitmez.” [3] Yaşar Nabi için Ankara demek Atatürk demekti. 

“Varlık’ın Edebiyata Kazandırdıkları”

Varlık dergisi birçok ismin tanınmasına da vesile olur. Bunların başında Garip Akımı’nı başlatan Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet yer alır. Garip Akımı’nın bu temsilcileri ilk şiirlerini Varlık’ta yayımlar. Yakup Kadri bir yazısında “Orhan Veli bir vahşi kuş, ancak Varlık yuvasında barınabilmiştir.” cümlesini kuracaktır. [3] Buna neden ise düzensiz bir yaşam süren Orhan Veli’nin düzenli bir şekilde bu dergide yazması ve disiplin altına girmesidir. Bu nedenle Orhan Veli’nin ve diğer yazarların gelişiminde Varlık büyük bir yer tutacaktır. Varlık’ta ayrıca Nurullah Ataç, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Orhan Kemal, Behçet Necatigil, Ceyhun Atuf Kansu, Necati Cumalı gibi dönemin önemli isimleri de yazar. Köy Enstitülü yazarlar kuşağının da yolu yine Varlık’tan geçer ve bu alanda Mahmut Makal gibi isimlerin yazıları neşredilir. 1946’da Hasan âli Yücel’in istifasının ardından Tercüme Bürosu’nda birçok önemli isim ya işten çıkarılır ya istifa eder. Yaşar Nabi de görevinden ayrılarak 1946’da İstanbul’a taşınır. Tercüme Bürosu’ndaki edindiği tecrübeyle de Albert Camus, André Gide, Fyodor Dostoyevski, Nikolay Gogol, Jack London gibi dünya edebiyatının önemli isimlerinin kitaplarını Türkçe basarak edebiyatımıza kazandıracaktır. 

“Bahçelievler’deki Evi”

Yaşar Nabi Ankara’da bulunduğu dönemde bir kooperatif evi satın alır. Hatta İstanbul’a 1946’da taşınacağı zaman da bu evi satacak ve parasıyla Varlık Yayınevi’ni kuracaktır. Bu ev aynı zamanda Varlık dergisinin içeriğinin hazırlandığı yer olarak dikkat çeker. Bahçelievler’deki bu evin misafirleri arasında Cevdet Kudret Solok, Sabahattin Ali, Melih Cevdet Anday, Fikret Hakan’ın babası Gaffar Güney gibi dönemin saygın isimleri bulunur. 

Şair Halim Yağcıoğlu bu eve girdiği zaman büyük keyif aldığını söyleyerek şu anekdotu paylaşır: “…zevkle döşenmiş bir çalışma odasına kabul edilmiştik. Duvardaki tablolardan akvaryuma, etajerdeki kitaplardan perdelere, yerdeki halıya kadar her şey bir sanatçının inceliğinden haber veriyordu bize.”[2]

“Yaşar Nabi’nin Ankara’daki Son Günleri”

1946 seçimlerinin ardından oluşan siyasi ortamdan dolayı Hasan Âli Yücel görevinden istifa eder ve Tercüme Bürosu’nda bir yaprak dökümü yaşanır. Sabahattin Eyüboğlu, Nurullah Ataç, Orhan Veli, Melih Cevdet, Erol Güney, Yaşar Nabi gibi birçok isim görevinden hatta Ankara’dan ayrılır. Yaşar Nabi de İstanbul’a yerleşir. Türk yazın hayatına Varlık ile damga vuran Yaşar Nabi vefatından önce 1979’da Ankara’da Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ne layık görülür. Ödül töreninde konuşan Ahmet Taner Kışlalı “Devletten destek görmeden devletin bile sürekli yürütemediği bir hizmeti ödünsüz yarım yüzyıldır sürdürdü ve sürdürüyor” diyerek Nabi’yi öven bir konuşma yapar. 

Yaşar Nabi 1981’de aramızdan ayrılırken Mücap Ofluoğlu ardından “Nabice Bir Hüzün” şiirindeki şu dizelerle onu sonsuzluğa uğurlayacaktır:

“Gürültüsüz patırtısız vakur

Bir addır kalacak dillerde

Yaşar Nabi Varlıkla yücelerde”

[1] M. Seyda, TDK Dergisi, 1968, Cilt XVIII, Sayı 201, s.330-334.

[2] N. Tonga, Bir Edebi Muhit Olarak Ankara, Çolpan Yay., 2019, s.290.

[3] Yaşar Nabi’ye Saygı, Varlık Yay., 1982, s.58, 21, 38.

[4] S. Sönmez, A’dan Z’ye Sabahattin Ali, YKY, 2009. 

[5] İ. Kudret, Benimle Çalışır Mısın?, İnkılap Kitap, 2000. 

Yazarın Diğer Yazıları
AYŞE KULİN VE SOYSAL APARTMANI

Cumhuriyet’le birlikte Ankara gazeteci, yazar, ressam kısaca birçok entelektüele ev sahipliği yapar. Ayşe Kulin de henüz çocuk yaşlarda aynı zamanda bir kültür başkenti olan Ankara’da Soysal Apartmanı’nda yaşar. Şimdi gelin bu apartmana ve Kulin’in Ankara günlerine bakalım. “Soysal Apartmanı” Muhittin Bey’in Sular İdaresi Başkanı olarak görevlendirilmesi üzerine Kulin Ailesi, İstanbul’dan Ankara’ya, Soysal Apartmanı 2/1 numaralı […]

Devamını Oku
Nazım Hikmet Ankara’da

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinin ardından sesini yükseltmek isteyen Türk milleti, İstanbul Sultanahmet başta olmak üzere birçok yerde protesto mitingi düzenler. 13 Ocak 1920’deki Sultanahmet Mitingi’nde Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey coşkulu bir konuşma yaparken Nâzım Hikmet kalabalığın arasında yaşananları büyük bir heyecanla takip eder ve “İşgale karşı ne yapabilirim?” diye kendine sorar. Ardından da Anadolu’ya […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku