Yaşar Seyman
Tüm Yazıları
Uğur Mumcu ile Madenci Yürüyüşünde Kol Kola…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Uğur Mumcu ile Madenci Yürüyüşünde Kol Kola…

“Anılar, küllü karanlık arsız çocukları sokağın unutmak istesek de peşimizden geliyor.” Gülten Akın Karaelmas diyarı Zonguldak işçilerin sesiyle çınlıyordu… 1990- 1991’de gerçekleşen Zonguldak Maden işçileri direnişi ve “Büyük Yürüyüş” boyunca ülkenin nabzı Zonguldak’ta atmaya başlamıştı.  “Her Yer Zonguldak! Her Yer İşçi Direnişi!”  Grevin 12. gününde her gün olduğu gibi yine madenden sendikaya yürüyüş başladı. Genel […]

“Anılar, küllü karanlık

arsız çocukları sokağın

unutmak istesek de

peşimizden geliyor.”

Gülten Akın

Karaelmas diyarı Zonguldak işçilerin sesiyle çınlıyordu…

1990- 1991’de gerçekleşen Zonguldak Maden işçileri direnişi ve “Büyük Yürüyüş” boyunca ülkenin nabzı Zonguldak’ta atmaya başlamıştı. 

“Her Yer Zonguldak! Her Yer İşçi Direnişi!” 

Grevin 12. gününde her gün olduğu gibi yine madenden sendikaya yürüyüş başladı. Genel Maden İş Başkanı Şemsi Denizer ve dayanışma için emeğin başkenti Zonguldak’a gelen sendikacılarla kol kola yürüyorduk.

Yeni başladığımız yürüyüşe Cumhuriyet kalemlerinin geldiği haberi gelince yürüyüşte sevinç ve hareketlenme başladı. Cumhuriyet’in ödünsüz kalemleri yürüyüşün ön safına alındı. Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Ali Sirmen, Şemsi Denizer’le kol kola yürümeye başladık. Emek dünyasına bakan Cumhuriyet yazarı Şükran Soner direnişin ilk gününden itibaren oradaydı. 

Yürürken Şişli Belediye Başkanı Fatma Girik ve arkadaşları, yazar Muzaffer İzgü, siyasetçi Önay Alpago, sendika başkanları, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile yer insan, gök mavi, bulutlar bembeyaz, güneş tüm görkemiyle bu şanlı direnişe yoldaşlık ediyordu.

Bu kez Fatma Girik’in menekşe gözlerinden çok çekeceği yeni film için üç numaraya vurdurduğu saçları yürüyüşün neşesi oldu. 

Uğur Mumcu ile Aydınlar Dilekçesi, Demokrasi Paneli ve Dikili Festivalleri’nde yol arkadaşlığı yaptığımız için Uğur “Abi” diyordum. Yanına gittim. Karaelmas diyarının yiğit madencilerinin yürüyüşünde al yazmalı bir kadın dikkatini çekmişti. Onunla konuşmamı istedi. Çünkü Uğur Mumcu kalemini emekçilerden hiç esirgemedi. 

Zonguldaklı Kadın 

Zonguldak grevinin 12. gününde al yazmalı kadının yanına gittim. Koluna girdim. Sloganları ata ata yürürken, önce sıcak sıcak bakıştık. Sonra sorular sormaya başladım;

“Merhaba! Adın ne?”

“Fatma, hoş geldin!”

“Hoş buluştuk!”

“Ne güzel sloganlar atıyorsun. Yürüyüşe nasıl girdin?”

Al yazmasının ucuyla terini silerek, güleç bir yüzle:

“Yürüyenlere bakıyodum. Bir gün, biri arkamdan itiverdi. Önce şaşırdım. Baktım herkes yürüyo. Yürürken bir şeyler söylüyolar. Ben de yürümeye başladım. Söylediklerini öğrendim. Artık her gün yürüyom. Sendikaya varınca başlıyoz söylenmeye. Sonra oranın en büyük başkanı çıkıyo. Bizlere konuşuyo. Sonra yürüyerek evlere gidiyoz.” 

Anlatısını sürdürdü…

“Önceleri ayaklarım ağrıyodu. Artık gidesi gidesi alıştım. Çocuklar da yürüyo. Komşular da… Kocam da kızmıyo…”

“Bak yürüyüşe bir Fatma daha geldi. Fatma Girik’le iki oldunuz.”

“Öyle mi? Ay, onun o güzel maviş gözlerini, yüreğini çok seviyom.” 

Zonguldak madenci direnişi ile ülkede umut çiçekleri açmıştı.

Bu direniş ve yürüyüş işçilerin başarısıyla noktalanmıştı.

Uğur Mumcu ile Dikili Festivali’nde Yan Yana 

12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından İzmir, Dikili Belediye Başkanı seçilen Osman Özgüven, yasakları delmek ve demokrasi yanlısı kitlelere yeniden örgütlenme zemini oluşturmak için kültür- sanat festivalleri başlatmıştı. 

1986 yılından itibaren ise çok güçlü bir etkinlik haline gelen Dikili etkinliğine Türkiye’nin dört bir yanından aydınlar, ışığa uçuşan kelebekler gibi bu Ege kasabasına koştuk. “Nasıl çıkarız karanlıktan aydınlığa” sorusuna yıllarca yanıt aradık. Moral bulduk. Yeniden örgütlenerek umudu ve mücadeleyi yükselttik.

Yıllar sonunda ‘Dikili Emek, Demokrasi, Barış Festivali’ oldu.

Uğur Mumcu, 86’dan itibaren, katledilene kadar her yıl Dikili Festivali’ne katılanlardandı. Çocuklarımız sabah Dikili kumlarında oynarken, öğlenden sonra bizimle etkinliklere geldi. Kır kahveleri dinleyenlerle doldu taştı.

Her yıl katıldığımız Dikili Festivali’nde biz Uğur Mumcu’yu o da bizleri dinledi. Yine bir festivalde Uğur Mumcu ile kaldığımız motelin bahçesinde bağlamasının akordunu dinlediğimiz Hasret Gültekin’i aynı yıl kaybettik. Uğur Mumcu’yu 24 Ocak 1993 yılında Ankara Karlı Sokak’ta, Hasret Gültekin’i 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde kaybettik. 

İkisine de doyamadan karanlık güçler değerlerimizi bu dünyadan kopardılar!

Günümüzde ise Uğur Mumcu’nun yokluğunu her kesimde, her alanda duyumsuyoruz. Hele “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.” sözünü sıkça andığımız gibi, verdiğimiz örneklerde çokça vurguluyoruz. 

Uğur Mumcu bizlerle yaşamayı sürdürüyor…

Yazarın Diğer Yazıları
Kadınların Başkenti Ankara

“Yeryüzündeki bütün güzellikler kadının eseridir.” Mustafa Kemal Atatürk Ankara, bozkırın ortasında açan sevgi çiçeği gibi kadınların emeğiyle, sabrıyla, çalışmasıyla büyümüş bir kenttir. Bu kentte sabahlar, çocuklarını okula hazırlayan annelerin sessiz telaşıyla; akşamlar, çalışıp yorulmuş yine de umudunu yitirmeyen kadınların adımlarıyla başlar. Ankara’da kadın, kentin taşına toprağına kendi izini bırakmıştır: Kimi bir okulun kapısında öğretmen, kimi […]

Devamını Oku
Barış Başkentlerde Başlar

Bir başkenti kurmak, yalnızca taş binalar dikmek değildir. Bir başkenti kurmak, bir ulusun kalbini inşa etmektir. Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’nun ortasında yeni bir devletin başkentini kurarken o kalbe bir de evrensel ilke koydu: “Yurtta barış, dünyada barış.” Yani barış, yalnızca bu toprağın değil, bütün dünyanın ortak dili olmalıydı. Bir başkent barış ilkesini kurucu liderinin sözüyle […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku