Türkan Saylan’ı uğurlayalı 15 yıl olmuş. Onu kaybettiğimiz günlerde hastanedeydim, ağır bir ameliyatın yıkımını atlatmaya, iyileşmeye çabalıyordum. O hastane yatağında, her yanına kablolar, hortumlar, sondalar bağlı durumdayken bir şiir yazmıştım. 13 Aralık’ta doğan büyük insan Türkan Saylan Hocayı bu şiirle bir kez daha anmak istiyorum. Doğu’da bir köy gördüm dağların arasında, öyle mahzun, çaresiz, kalakalmış. […]
Türkan Saylan’ı uğurlayalı 15 yıl olmuş.
Onu kaybettiğimiz günlerde hastanedeydim, ağır bir ameliyatın yıkımını atlatmaya, iyileşmeye çabalıyordum.
O hastane yatağında, her yanına kablolar, hortumlar, sondalar bağlı durumdayken bir şiir yazmıştım.
13 Aralık’ta doğan büyük insan Türkan Saylan Hocayı bu şiirle bir kez daha anmak istiyorum.
Doğu’da bir köy gördüm
dağların arasında,
öyle mahzun, çaresiz,
kalakalmış.
Çıplak kavakları bile
hüzünlü kalemler gibi
kara saplanmış.
Köyün ortasında bir okul
Ve tezek sobasıyla ısınmaya
çalışan çocuklar.
Bir bıcırık kız,
Yanında bir karamuk oğlan.
Buz gibi elleri
Ama gözleri ahu,
gözleri ceylan.
Adın ne dedim kıza
Dedi: Benim adım Türkan.
Oğlan ekledi: Benimki de Saylan.
Dedim;
Dayan yüreğim dayan.
Madem ki bu çocuklar Türkan
Madem ki bu çocuklar Saylan
Gelecek onlarındır,
gerisi yalan.
Değişir bu düzen
Döner bu devran.
Albert Einstein, E=mc2 formülü üzerinde kafa yorarken, belli bir hıza erişmiş cismin değişikliğe uğrayacağını ve zaman kavramının görece olduğunu ispatlamıştı. 20. yüzyılın sonlarında MIT gibi ciddi bir enstitünün önemli bilim adamı Thomas Pritchard, bir sodyum atomunun, bir bariyerin iki tarafında aynı anda var olabildiğini ispatladı. Yani bölünmeyen atom, aynı anda, iki ayrı yerde birden var […]
Devamını Oku
Niye yeni yılı kutluyoruz? Çünkü ihtiyacımız var. Geçip giden zamana kilometre taşları koymak için, yapay bölünmeler uydurmuşuz. Saniyeden yüzyıla giden zaman ölçüleri için rahat ediyor, ömrümüzün sınırlarını kavrıyoruz. Yoksa 31 Aralık tarihinin hiçbir önemi yok. Neden 31 rakamı, neden “aralık” diye bir kavram? 2025 sayısını Hazreti İsa’nın doğumundan itibaren geçen süre diye algılamış Batılılar. Biz […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]
Devamını Oku