Genç çok yakın bir zamanda yaşadığı çocukluğundan koşar adım uzaklaşmaya çalıştığı bir dönemdedir. Çocukluğunun ana karakterleri olan anne babası ile olan ilişkisine yeni bir anlam vermeye, bağımsız olmaya, ayrı durmaya ama kopmamaya çalışmaktadır. Önündeki sonsuz olasılıklar içinden her adımda sadece birini seçerek yaşamını inşa etmektedir. Bir gencin deyişiyle, uzayda yıldızlar arasında yalnız gezmektedir. Dönüp dolaşıp […]
Genç çok yakın bir zamanda yaşadığı çocukluğundan koşar adım uzaklaşmaya çalıştığı bir dönemdedir. Çocukluğunun ana karakterleri olan anne babası ile olan ilişkisine yeni bir anlam vermeye, bağımsız olmaya, ayrı durmaya ama kopmamaya çalışmaktadır. Önündeki sonsuz olasılıklar içinden her adımda sadece birini seçerek yaşamını inşa etmektedir. Bir gencin deyişiyle, uzayda yıldızlar arasında yalnız gezmektedir. Dönüp dolaşıp geleceği yerin anne-babasının yanı olması ihtimalinden korkar, ama dönüp dolaşıp geri gelebileceği bir yerin varlığıyla rahatlar.
Gençlerin anne-babaları da çok benzer yaşantılardan geçerek erişkin olmuşlardır. Gençliklerini hatırlamak, başka eski gençlerle gençlikleri hakkında konuşmaktan keyif alırlar. Gençliklerini aslına sadık, doğru hatırlamaları beklenmez; bellek olumsuzlukları süzmekte, keskin anları bile yumuşatmaktadır. Genç olmanın ne olduğunu tam bilmenin verdiği özgüvenle çocuklarına yaklaşırlar.
İçinde olduğumuz çağın gençlerinin kendi anne babalarının gençliğindekinden önemli farkları vardır. İletişim, eğitim olanaklarının çoğalması, eski ile yeninin ayrımının muğlaklaşması gibi her kuşakta kendine özgü yaşanan farklılaşmaların üstünde dünyanın dijital dönüşümünün her alana nüfuz eden etkileri çalışma, eğitim, aşk, para, aklınıza gelen her alanda sonucunu henüz tam göremediğimiz devasa değişiklikler yaratmaktadır.
Tam göremediklerimiz çoktur ama görebildiğimiz birkaç değişiklik anne babaların gençleri anlamasını, dolayısıyla gençlerle ilişkisini köklü biçimde etkilemektedir.
Bir zamanki gençler için gençlik bir netleşme, belirsizliklerin azalması dönemiydi diyebiliriz. Emekli olana kadar çalışılacak işin gücün, yerleşilecek kentin, yaşanacak evin, hayat yoldaşının, anne baba olmanın belirlendiği ve bir zamanki gencin kendi yaşamının hâkimi olduğuna inandığı bir dönem…
Zamanımızın gençleri için ise nasıl ve ne kadarlığına bir işleri olacağını bilmedikleri, bir ev sahibi olmayı bırakın kendi gelirleriyle kiracı bile olamadıkları, nasıl değerlendireceklerini bilemedikleri bir eğitim sürecinde yer aldıkları, kim olduklarıyla ilgili kafa karışıklıklarıyla başbaşa kaldıkları, anne baba ya da eş olmanın akla gelse bile gerçekleşmediği bir dönem.
Bir zamanki gençlerin anne babaları, genç çocuklarını iyi kötü belli bir yaşam çizgisinde kılavuzluk edebilirlerdi. Kendi bildikleri çocuklarının yaşamı için geçerli deneyimler içerirdi. Şimdi, şimdiki anne babalar da gençler de günümüzün belirsizliklerinin içinde pusulasız yol bulmaya çalışıyorlar.
OECD-PISA raporlarını duymuş olabilirsiniz; OECD üyesi ülkelerden 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, fen bilimler ve matematik gibi alanlardaki bilgi ve becerilerini, bu kazanımlarını kendi gelişimleri yönünde kullanabilirliklerini ve toplumda yer alabilirliklerini ölçen bir değerlendirme sistemi. Katılımcı ülkelerin eğitim sisteminin ihtiyaçlarını ve geldiği noktayı yansıttığı düşünülen PISA’nın bu yıl açıklanan raporunda Türkiye’deki öğrencilerin ortalama skorlarının geçtiğimiz değerlendirmeleri […]
Devamını Oku
“Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız / Dudaklarımın hüzün kıvamına”— Ahmet Telli On üç yaşındaydım sınıf arkadaşım Kemal’in öldüğünü duyduğumda. Bir çocuğun, benim gibi birisinin ölebileceğini ilk kez o zaman fark ettim. Babaannem, büyük dedem başka tanıdıklarım ölmüşlerdi, geri gelmeyecek şekilde ‘aramızdan ayrılmışlardı’, biliyordum. Ama 13 yaşında bir çocuğun ölebileceğini, hele Kemal’in, haziranda “Eylülde görüşürüz” diye […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku