Yaşar Seyman
Tüm Yazıları
Kadınlar Günü Öyküsü
Ana Sayfa Tüm Yazılar Kadınlar Günü Öyküsü

“Babaanne parka gidelim mi?” “Bugün olmaz, yarın Kadınlar Günü için konuşmam var. Çalışıyorum.” “Babaanne hep kadınlar için konuşuyorsun, kadınları benden çok mu seviyorsun?” “Hiç olur mu? Seni herkesten çok seviyorum.” “O zaman parka gidelim?” “O halde bir koşulum var.” “Neymiş?” “Sana yorulunca Kadınlar Günü’nün öyküsünü anlatacağım.” “Yaşasın babaanne, hadi gidelim.” Ankara’nın mart soğukları ünlüdür. Fırat’ı […]

“Babaanne parka gidelim mi?”

“Bugün olmaz, yarın Kadınlar Günü için konuşmam var. Çalışıyorum.”

“Babaanne hep kadınlar için konuşuyorsun, kadınları benden çok mu seviyorsun?”

“Hiç olur mu? Seni herkesten çok seviyorum.”

“O zaman parka gidelim?”

“O halde bir koşulum var.”

“Neymiş?”

“Sana yorulunca Kadınlar Günü’nün öyküsünü anlatacağım.”

“Yaşasın babaanne, hadi gidelim.”

Ankara’nın mart soğukları ünlüdür. Fırat’ı sıkı sıkıya giydirir, birlikte bahçelerinin bitişiğindeki çocuk parkına giderler.

Babaanne hem oynayan Fırat’ı seyre dalar hem de çocukluğunda büyüdüğü mahallede tek bir çocuk parkının olmamasını hatırlamak yüreğini acıtır. Oysa şimdi yaşadığı evlerinin çevresinde en az üç çocuk parkı vardır. Bizim çocukluğumuzda çocukların parkı yoktu, şimdi de var olan parklarda çocuk yok, diye geçirir içinden. Ne yaman çelişkidir bu? Yanıtsız soruların yanıtı sanki yaşamda saklıdır.

Fırat’ın seslenişiyle düşüncelerinden sıyrılır.

“Babaanne, beni sallar mısın?”

“Geliyorum.” diye seslenir.

Fırat’ı şefkat yumuşaklığında sallarken anlatacağı öyküyü sadeleştirmeyi düşünür.

Öyle yalın anlatmalıyım ki Fırat anlasın!

Kısa cümlelerle, duru, dingin bir anlatım olmalı. Yetişkin insanlara anlatmıyorsun. Panel coşkusuna kendini kaptırırsan çocuk sıkılır. Bir daha Kadınlar Günü sözünü duymak istemez. Ne kadar yalınlaştırabilirim ki?

Onlarca yıldır anlattığın öyküyü bir de çocuğa anlat. Masal gibi, öykü gibi… Biraz alla pulla. Nasıl anlatırsan öyle kalır. Sonunda bir hak kazanımı öyküsü değil mi? Güzel anlatırsan Fırat da haklarını güzel savunur. Kadınları sever. 

Fırat’ın yeni bir isteğiyle kendine gelir:

“Babaanne biraz daha hızlı salla!”

“Tamam bitanem, sıkı sıkıya tutun olur mu?”

“Tuttum babaanne, hadi salla, sallaaaaa!”

İkisi de aynı hızla, biri salıncakta, biri düşlerde sallanırlar…

“Yeter Fırat’ım, hadi gidelim.”

Fırat biraz mızmızlanır, bir-iki sallama sonrası hız düşer ve Fırat salıncaktan iner. El ele babaannenin oturduğu banka gelirler. Babaanne kitabıyla okuma gözlüğünü çantasına koyar, yine el ele eve doğru yürürler.

Babaannesi, Fırat’a Kadınlar Günü’nü anlatmaya kararlıdır. Çünkü Fırat’ın, “Kadınları benden çok mu seviyorsun?” sorusu içine oturmuştur. Coşkuyla eve girerler. Babaanne onu mutfağa yöneltir, meyve tabağı hazırlar ve Fırat’ı karşısına alır.

“Söz verdin, şimdi beni dinleyeceksin.”

“Tamam babaanne, çabuk anlat!”

“Çabuk olmaz, bitinceye kadar dinleyeceksin.” 

“Tamam babaanne.”

“Amerika’nın New York şehrindeki dokuma işçisi kadınlar, iki istekle greve çıkarlar.”

“Grev ne babaanne?”

Gülüşürler. Babaanne toparlanır ve yanıt verir:

“Grev, çalışanların istekleri verilmezse yaptığı işi bırakmasıdır.”

“Annem, bana harçlık vermezse ben de okula gitmem.”

“Hiç olur mu, okul işyeri mi, fabrika mı? Hem sözümü kesersen öykü uzar gider.”

“Sen de bilmediğim sözler söyleme olur mu?”

Babaanne gülümser, içinden “Eyvah!” der. Ardından, “Kadınlar Günü’nün öyküsü üzücü bir olayla başlar Fıratçığım” diye devam eder. “Dokuma işçisi kadınların çalışma saatleri erkeklerle aynıdır. Fakat erkeklerden daha az para kazanırlar. Ayrıca uzun saatler çalıştıklarında da az para verilir kadınlara.”

Fırat anlamaya çalışan gözlerle sorar babaannesine:

“Bu kadınların çocukları yok mu da çok uzun saatler çalışıyorlarmış babaanne?”

“Elbette var. Onlar aileleriyle daha iyi koşullarda yaşayacakları parayı kazanmak için çalışıyorlarmış. Ama dediğim gibi emeklerinin karşılığı olan parayı vermiyormuş fabrika sahibi.”

Fırat anlatılanlar karşısında şaşkın, biraz da sıkılır gibi olur. Babaanne anlatıyı sürdürür:

“Kadınlar grev yapmaktan başka çare bulamazlar. Çalışmayı bırakıp fabrikada beklemeye başlarlar. Fabrika sahibine isteklerini iletirler. Bunun üzerine fabrika sahibi onları fabrikaya kilitler. O sırada yangın çıkar ve çok sayıda kadın hayatını kaybeder.”

Fırat’ın yüzünde korku ve üzüntü kol gezer. Bunu fark eden babaanne, “Olay çok üzücü biliyorum. Ama bu üzücü olay dünya kadınları için bir başlangıç oluyor.” der. “Okuduğun kitaplardaki kötü kahramanlar nasıl sonunda kaybediyor, iyi ve haklı olanlar kazanıyorsa işte burada da kadınlar kazanıyor. İstedikleri çalışma saati ve ücreti elde ediyorlar.”

Fırat’ın yüzünde bir rahatlama ve tebessüm belirir.

“İşte Fırat’ım bu olaydan yarım asır sonra Alman politikacı ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin, 1910 yılında Kopenhag’da toplanan ikinci kongrede, 8 Mart’ın o günün anısına ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak duyurulmasını ister. Kongre karar alır, 8 Mart ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kabul edilir.”

Tarihler, isimler… Fırat artık sıkılmaya başlar. Babaanne bunu fark eder ancak son sözlerini de eklemek ister:

“1977 yılında toplanan Birleşmiş Milletler bu kararı değiştirir. 8 Mart bundan böyle ayrım yapmadan ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanmaya başlanır.

O günden sonra Dünya Kadınlar Günü olarak kutlansa da dillerde şarkı olan o gün, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak söylenir ve anılır.

Babaannen kadın hakları savunucusu olduğu için her yıl mart ayında kadın haklarıyla ilgili konuşmak için yollara düşer, konferanslara katılır. Ben yaşlanınca, sen de büyüyünce her yıl mart ayında babaanneyi bu toplantılara götüreceksin. Söz mü? Anlaştık mı?”

“Söz, anlaştık.”

Babaanne zihninde gezinmeyi sürdürür. 8 Mart ve kadınlar… Tüm dünyada kadınlar konuşuyor, sorunlar dillendiriliyorsa bunu o eyleme ve o emekçi kadınlara borçluyuz. O kadınları ve bu günü dünyaya duyuran kadınları seviyorum. Mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum.

1857’den 2025’e değişen bir şey yok!

Yine kadınlar eşit işe eşit ücret ve çalışma saatlerinin kısaltılmasını istiyorlar.

Bence 8 Mart henüz kutlanacak gün konumuna gelemedi!

Fırat’ın sesiyle döner içinde bulunduğu âna. “Babaanne uykum geldi.”

Yazarın Diğer Yazıları
Kadınların Başkenti Ankara

“Yeryüzündeki bütün güzellikler kadının eseridir.” Mustafa Kemal Atatürk Ankara, bozkırın ortasında açan sevgi çiçeği gibi kadınların emeğiyle, sabrıyla, çalışmasıyla büyümüş bir kenttir. Bu kentte sabahlar, çocuklarını okula hazırlayan annelerin sessiz telaşıyla; akşamlar, çalışıp yorulmuş yine de umudunu yitirmeyen kadınların adımlarıyla başlar. Ankara’da kadın, kentin taşına toprağına kendi izini bırakmıştır: Kimi bir okulun kapısında öğretmen, kimi […]

Devamını Oku
Barış Başkentlerde Başlar

Bir başkenti kurmak, yalnızca taş binalar dikmek değildir. Bir başkenti kurmak, bir ulusun kalbini inşa etmektir. Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’nun ortasında yeni bir devletin başkentini kurarken o kalbe bir de evrensel ilke koydu: “Yurtta barış, dünyada barış.” Yani barış, yalnızca bu toprağın değil, bütün dünyanın ortak dili olmalıydı. Bir başkent barış ilkesini kurucu liderinin sözüyle […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku