Ayşen Şahin
Tüm Yazıları
HAYALİ CİHAN DEĞER…
Ana Sayfa Tüm Yazılar HAYALİ CİHAN DEĞER…

Anketler yayımlanıyor, istatistikler, dünya sıralamaları… İçinde güzel duygulara dair hangi başlık atılsa sonlardayız. Ruanda, Afganistan, Kongo rakiplerimiz, çekişiyoruz. Kötülerde zirvedeyiz; öfke, stres ve hayalsizlik… Rakiplerimiz yine aynı, çoğunda savaş var, bizdeki de bir nevi insanca yaşam savaşı. İşsizlik, yoksulluk, yoksunluk, ekonomik buhran gibi sorunlara bir de ahlaki çöküş ve belirsizlik eklenince birden ortada geleceksizlik duygusuyla […]

Anketler yayımlanıyor, istatistikler, dünya sıralamaları…

İçinde güzel duygulara dair hangi başlık atılsa sonlardayız. Ruanda, Afganistan, Kongo rakiplerimiz, çekişiyoruz.

Kötülerde zirvedeyiz; öfke, stres ve hayalsizlik…

Rakiplerimiz yine aynı, çoğunda savaş var, bizdeki de bir nevi insanca yaşam savaşı.

İşsizlik, yoksulluk, yoksunluk, ekonomik buhran gibi sorunlara bir de ahlaki çöküş ve belirsizlik eklenince birden ortada geleceksizlik duygusuyla kalakaldık.

İnsan geleceği öngöremediğinde ve aç karnına odaklı yaşadığında, vakit ayırmadığı, vazgeçtiği, elinden kaçırdıklarından biri de hayal kurma yeteneği oluyor.

Oysa belki de tutunacak dalların en güçlüsü, en sonsuza gideni, en bedava olanı.

Hayal nedir?

Zihnimizde yarattığımız düşünceler, kavramlar, olaylar, görüntülerdir.

Hayal kurmak insanın kendi kendisiyle felsefi bir tartışmaya girmesi gibidir.

Tez de antitez de peş peşe gelir.

Gerçeklikten uzak değildir, hayal; kuranın tam da kendi gerçekliğidir.

Bir soru ile başlar: “Ne olsaydı, ne isterdim?” gibi…

Sonrasında zihin, bu hedefe giden yolu tarifler kendiliğinden: Peki bu nasıl mümkün olabilir?

Kurmaca kısmının ayakları burada yere basmaya başlar.

Bir hayale giden yolu bulduğunuzda bu umuda dönüşür, üzerine çalışıldıkça da emek verilmiş umutlar bir gün elbet gerçeğe…

Dört yanımız yasak, tehdit, belirsizlik ve imkânsızlık dolduğundan, hayal kur dediğinizde, “Bir ev, bir araba” diyor insanlar.

Düne kadar herkesin bir şekilde sahip olabildiği şeylerdi bunlar. Bu kadar gündelik hayata dair nesneler üzerinden hayal kurmak, bizi diğer canlılardan ayıran en güzel özelliklerimizden birini köreltmek, kullanmamak.

Hayal, olmaz denilen üzerinden kurulur, size imkânsız denileni mümkün kıldıracak yolun başıdır.

Düşünmekle başlar hayal, bir nesne, bir olay, bir imkân, bir keyif üzerine ya da duygularına, arzularına odaklanmakla.

Tuzlarken bir domatesi, aklına düşünceler üşüşür, tarımı acaba kente, apartmana taşımak mümkün olur mu? İyi bir domatese ulaşmak bunca zor mu? Bir bakmışsın binlerce teras bostanıyla daha bir hazır olur kentler, olası bir kıtlığa. 

İzlemeyi sevdiğin sporda kupayı kaldırdığını hayal edince başlıyor gerçeğe giden maraton, geç kaldı demeden, vazgeçmeden. Bakiye Duran, ultramaratonda Avrupa üçüncüsü olduğunda 41 yaşındaydı.  Kazuyoshi Miura bu yaz yeni takımına transfer oldu, 57 yaşında bir futbolcu.

Başına sesler üşüşecek: mümkün değil, bu ülkede olmaz, bu toplum kabul etmez, senden bir halt olmaz, o yok, bu yok, sana mı kaldı, nerede sende o şans, nerede bizde o imkân…

Hayal kovucu sesler bunlar, asıl kovulması gerekenler.

Düşünün; Hypatia 4. yüzyılda göğe bakarken bir hayal kurmasaydı elipsi bulabilir miydi?

Bir ihtimal yine bir tencereyi elde ovalarken Josephine Cochrane’in aklına 

“Bir makine olsa da şu bulaşıkları yıkasa” fikri geldi. Bu sayede belki de su kaynaklarının ömrü uzamış oldu. Biri geceyi seviyordu, geceyi aydınlatabilsek keşke diye düşündü, elektriği aydınlatmaya çevirdi.

Uçmayı hayal edenler içinden uçağı bulan oldu, kanatlı uçuş tulumu icadı uçaktan çok sonra oldu. Çobanken bir ağaç altında uzanıp göğe bakarken hayal kuranların bazısı pilot oldu. 

Mesela 2. Dünya Savaşı’nda Stalingrad kuşatılınca, Marina Raskova bir hayali masaya koydu: Sevdiklerini savaşta kaybeden kadınlar artık cephe gerisinde acı çekmek yerine, gerekirse eğitim uçaklarıyla savaşabilirlerdi. Faşizme karşı öfkeleri onları sağaltırdı. Gece Cadıları dediler adlarına, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi hayalinde bir gerçeklik oldular.

Astımından korkup bir kıtayı motorla gezme hayali kurmasaydı Che, hayali umuda, umudu gerçeğe çevirmeseydi, o yolculuğa çıkmasaydı, Küba bugün hangi rejimle yönetilecekti acaba? 

Geç kaldın diyecekler, daha dolapta yoğurt yok diyecekler, millet aç aç sen neyin peşindesin diyecekler, hayaline inanmamak için direnecekler.

Diyeceğiz ki;

Maraş’ın köyünden balet çıkaran ülke burası, 80 sene önce köy meydanlarında halkın Çehov sahnelenen memleketin çocuklarıyız, Köy Enstitüleri ile yalnız eğitimde değil tarımda, hayvancılıkta kalkınmayı başaranların torunlarıyız, yirmilerinde gençlerin yazdığı teorilerle şanlı bir devrimci tarihe sahip topraklardayız. Biz cesaretin bir diğer adıyız.

Üç kıtada en büyük toprak parçasını yöneten 600 yıllık bir imparatorluğun çöküşünden demokratik, laik, çağdaş ve sosyal bir hukuk devleti yaratan bir hayali yaşadık nesillerdir.

Tarikat ve cemaatlerle sarmalanmış, feodaliteden başkasını hiç yaşamamış, yüzlerce yıldır tebaa olarak yaşamış topraklarda yeşeren bir mucizenin içine doğduk. 

Neresinden yara alırsa alsın yıkılmayan bir kalenin içindeyiz hâlâ.

Cumhuriyet’i hayal ettiğimizi düşünelim en baştan, yeniden nasıl var olabileceğimizi, aydınlığa çıkan kapılardan hangisini aralayabileceğimizi, hangi taşın altına elimizi nasıl koyacağımızı hayal edelim.

Bir kaçışı, başka bir yerde bir nefeslik huzur için köksüz kalmayı, buzdolabını doldurabilmeyi, ikinci el bir otomobilin kontağını çevirebilmeyi, 1+1 eve yirmi sene kredi ödemeyi hayal diye önümüze koyanlara inat, yeniden öğrenmeliyiz hayal kurmayı. 

Bizim ufkumuz onların duvarlarını aşar.

Hayal kuralım…

Yazarın Diğer Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Yenilgi Gülüşü

Yağmurun doluyla karışık camları dövdüğü bir kış günüydü. Didem’in mutfağında çayın altını habire yeniden yakıyorduk, kaçıncı demlikti bu saymaz olmuştuk. Doğalgaz çok yazmasın diye kat kat giyinmiş, çayın buharında ısınıyorduk. Eşyalarını toplamıştık bütün gün. Tüm kaslarımız ağrıyordu. Ertesi gün son kolileri kapatıp eve bir boya vuracaktık. Evet biz yapacaktık çünkü usta çok pahalıydı.  Şirketteki küçülme […]

Devamını Oku
Hayal Kurma Atölyesi: Matematik, Finans ve Yazın Sayılı Günleri

Üç kadın bir pazar sabahı balkonda kahve içip yaz planı yapmaya çalışıyorlardı. Liseden beri tanırlar birbirlerini. Yıldan kıdemli arkadaşlıkların alışkanlığına yaslı çeşitkenar bir üçgenidirler. Biri birkaç derece eğilse ya da dikelse zorlanacaklar. Yine de senelerdir farklı yalnızlıklarından bir çıkış gibi gördükleri dostluklarına sabır yoğun bir emek vermekteler. Biri beyaz yakalı Sevda, biri matematik öğretmeni Elif, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku