Kenan Başaran
Tüm Yazıları
Gelecek, Gençliğin Bugünüdür
Ana Sayfa Tüm Yazılar Gelecek, Gençliğin Bugünüdür

Çocuklar ve gençler… Toplumların kutsallarıdır. Aileden kamusal kurumlara kadar herkes bu iki yaş grubunun üzerine titrer. Öyle ya, onlar ‘gelecek’tir. Tüm söylemler, şu yüksek perdeli ifadeyle başlar veya biter: “Onlar geleceğimizdir.” Anne-baba da, öğretmen de, antrenör de, politikacı da bu sihirli ‘gelecek’ kavramından ötürü, gençlerin üzerlerine titrenmesi gerektiğini vurgular. Yazıya gençlerle devam edeceğim ama çocukların […]

Çocuklar ve gençler… Toplumların kutsallarıdır. Aileden kamusal kurumlara kadar herkes bu iki yaş grubunun üzerine titrer. Öyle ya, onlar ‘gelecek’tir.

Tüm söylemler, şu yüksek perdeli ifadeyle başlar veya biter: “Onlar geleceğimizdir.”

Anne-baba da, öğretmen de, antrenör de, politikacı da bu sihirli ‘gelecek’ kavramından ötürü, gençlerin üzerlerine titrenmesi gerektiğini vurgular. Yazıya gençlerle devam edeceğim ama çocukların da gizli özne olduğunu hatırınızda tutun. Gençler için söyleyeceğim her sözü —hatta daha fazlasını— çocuklar için de söylenmiş sayın.

O ‘geleceğimiz’, dün de bendim, sendin. Nihayetinde bir zamanlar ben de gençtim. Ailemin ve toplumun geleceğiydim. “Kendini kurtar” yakarışının altında, “bizi de” ve “memleketi de” temennisi veyahut zımni bir görevlendirme de yatıyordu.

‘Geleceğimiz’ olan bana, bir yarınlar tablosu çizme marifeti atfedilmişti. Küçük tabloda, geçim derdinin çözüldüğü mutlu mesut bir aile; büyük tablodaysa daha zengin, daha güçlü, dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan bir memleket vardı.

Bu tabloları çizebilmem için çok çalışmam, çok emek vermem lazımdı. Esasında bu ulvi görevler için gençliğimi feda etmem gerekiyordu.

Her genç, kendisinden sonra gelene bir gelecek tablosu çizmekle sorumluydu. Asırlardır tüm toplumlarda bu döngü işletiliyor. Çok az kişi veya toplum, duvarda asılı tamamlanmış bir gelecek buluyor.

Çoğunluk için gelecek, bir türlü tamamlanamayan bir tablodur. Hep kendisine doğru gidilen ve uğruna nice genç kuşağın bugününden vazgeçtiği bir menzil…

Kuşkusuz insan ömrünün en güzel çağı gençliktir. En idealist, en hayalperest, en özgür ruhlu, en cesur dönem…

Doludizgin yaşanması gerekirken, ‘gelecek kurtarıcısı’ baskısıyla bu dönem belirsizlik, özgüvensizlik ve toplamda bir endişe çağına dönüştürülüyor.

Oysa gençlik, önce gençliğini yaşamalı. Bir genç, kendisini ne kadar özgürce ve mutlu şekilde gerçekleştirebilirse aslında alttan alta da sağlam bir geleceği inşa eder.

X, Y, Z kuşağı diye adlar vererek çatışmamız da yeni değildir. Hitit tabletlerinde de vardır kuşak çatışması. Bu, insanın doğal bir yazgısıdır. Bu çatışma, bu çelişki bizatihi hayatın devamlılığının enerjisidir.

En iyi gelecek, bugün kendi bireysel ve toplumsal karakterini oluşturabilmiş gençlikle kurulabilir. Kendini yaşamayan gençlikle, iyi bir gelecek inşa edilemez.

“Biz Ankara lastiği giyerdik; meşin topumuz da, futbol sahamız da yoktu” diyerek, kendi nostaljimizle baskılamak yerine, çağın ruhunu unutmadan onlara omuz vermeliyiz.

İyi bir gelecek, iyi yaşanmış bir bugünle —gençlikle— kurulabilir. Anaokulundan itibaren bir kaygı iklimi yaratılıyor: Önce, organik bir anaokulu olsun istenir; sonra iyi bir öğretmeni olan ilkokul; iyi bir liseyi kazanabileceği ortaokul; iyi bir üniversiteye sokabilecek bir lise, diye devam eder kaygı listesi…

Bugünü böyle kaygıyla sarmalanmış bir gençlikten bize iyi bir gelecek kurmasını bekleyemeyiz.

Baskın fikir tamamen yarınlara odaklı, bugünü ıskalayan başarı değil, emek olmalıdır. Önce kendi bugününe her anlamda emek veren bir gençlik… Çünkü hayatı keskin şekilde dönüştüren şey, yetenekten çok süreklilik; arzudan çok emektir.

Bırakın gençler o futbol maçını kazanmak için değil de, eğlenmek için berabere bitirsinler. Yenilebilirler de. Olsun, daha iyi denerler. Gelecek, gençlerin yarınları değil; bugünüdür.

Albert Camus, “Bir gün gerçekten yaşamaya başlayacağım diye bekleyen kişi, bütün yaşamını bekleyerek geçirir.” der. Modern toplumun gelecek tarifi de ‘bir gün yaşanacak’ olana indirgenmiş ve bu da gençliğin sırtına yüklenmiştir.

Hayır! Dün, bugün ve yarın hep birlikte en iyi şekilde kurgulanıp yaşanacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Gelecek, Gençliğin Bugünüdür

Çocuklar ve gençler… Toplumların kutsallarıdır. Aileden kamusal kurumlara kadar herkes bu iki yaş grubunun üzerine titrer. Öyle ya, onlar ‘gelecek’tir. Tüm söylemler, şu yüksek perdeli ifadeyle başlar veya biter: “Onlar geleceğimizdir.” Anne-baba da, öğretmen de, antrenör de, politikacı da bu sihirli ‘gelecek’ kavramından ötürü, gençlerin üzerlerine titrenmesi gerektiğini vurgular. Yazıya gençlerle devam edeceğim ama çocukların […]

Devamını Oku
Mamak’a İlkbahar Gelecek

Çocukluğumun en güzel yılları Ankara’da geçti. Ne gariptir ki benim o güzel yıllarım, ülkenin karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasına denk gelir. Darbeden kısa bir süre sonra, okumam için köyden Ankara’daki akrabalarımın yanına gönderilmiştim. 6 yaşına henüz basmadığım için o yıl okul kayıt yapılmasını reddetmişti. Okula ertesi yıl başladım ve dördüncü sınıfın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku