Yaşar Seyman
Tüm Yazıları
Bizi Biz Yapanlara Bin Selam Olsun
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bizi Biz Yapanlara Bin Selam Olsun

Olmaz sanılanı düşleyen bir lider, düşlerini yol arkadaşlarına anlattığında bazı arkadaşları ülkenin koşullarını göz önüne alarak duraksamışlardı. Oysa o, düş kurmanın güzelliğine inanan ve düşlerine aşkla, inatla sarılan, savaşım veren biriydi. Bu savaşım çok zor, bu yol uzun bir yoldu. Zaman zaman zorluğu iliklerine kadar hissetse de düşlerinden asla vazgeçmedi. Onun düşü mazlum halkların ve […]

Olmaz sanılanı düşleyen bir lider, düşlerini yol arkadaşlarına anlattığında bazı arkadaşları ülkenin koşullarını göz önüne alarak duraksamışlardı. Oysa o, düş kurmanın güzelliğine inanan ve düşlerine aşkla, inatla sarılan, savaşım veren biriydi.

Bu savaşım çok zor, bu yol uzun bir yoldu. Zaman zaman zorluğu iliklerine kadar hissetse de düşlerinden asla vazgeçmedi. Onun düşü mazlum halkların ve kuşatılan bir ülkenin bağımsızlık ve kurtuluş düşüydü.

Bir devrim düşü kurmak kolay ama o düşü gerçekleştirmek kolay değildir.  Bir ülkenin bağımsızlığını düşlemenin yanında makam, mevki nedir ki?  Kararını verir, bir avuç insanla Anadolu’ya gitmek için yola çıkar. Kırık dökük bir tekneyle yol alsa da inandığı bu düşü gerçekleştirecek akıl ve yürek sağlamdır. Samsun, Erzurum, Sivas kongrelerini yapar. 

Artık Kurtuluş Savaşı’nı başlatmanın günü gelmiştir. Ülke yoksulluk içindedir, koşullar bir savaşı göğüsleyecek koşullar değildir. O nedenle yol arkadaşlarını kadın-erkek ayrımı yapmadan hatta çocukları bile anne babalarıyla birlikte bu savaşa katar. Bir kuruluş ve kurtuluş öyküsünün destanını birlikte yazarlar. Bu öyle bir bağımsızlık mücadelesi ve devrimidir ki tüm dünyanın mazlum halklarına örnek olur. Asya’nın Pakistan’ından Latin Amerika ülkelerine devrim düşü kuran liderler onu örnek aldıklarını, bu dehanın Mustafa Kemal olduğunu söylerler.  

Savaşı kazanan kaç lider birlikte mücadele verdiği kadınları şöyle tanımlar:

“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın mesaisi zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim’ diyemez.” (21 Mart 1923)

Hangimizin her Erzurum seslenişinde milli mücadele kahramanımız Üsteğmen Fatma Seher Erden nam-ı şerif “Kara Fatma” dilinden dökülmez ki…   

İlk Öğretmenler Kongresi toplanır. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir. Atatürk o kongrede kadınlara bakışını şu sözlerle dile getirir: Mazhar Müfit Bey’e seslenir, Mazhar Müfit Bey yaklaşır, “Buyurun efendim.” der. Mustafa Kemal Paşa sesini herkesin duyacağı kadar yükseltir: “Kongreye hanım öğretmenlerimizi çağırdığınız için sizi kutlarım ama hanımefendileri niye böyle ayrı oturttunuz? Sizin kendinize mi güveniniz yok, yoksa Türk hanımlarının faziletine mi? Bir daha böyle bir ilkellik görmeyeceğimi ümit ederim.” Yanıt beklemeden yürür. Erkeklerden uzakta ve ayakta bekleyen kadın öğretmenleri başını eğerek selamlar. Kenara itilmiş kadın öğretmenlerin gözleri şükranla parlar. Mustafa Kemal Paşa’yı saygıyla selamlarlar. 

5 Aralık 1934 yılında “Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı” tanıyarak dünyadaki birçok ülkeye örnek olur. Batı’nın gelişmiş, çağdaş demokratik ülkelerinden bile onlarca yıl önce bu hakkı kadınlara tanıyarak dünyaya Türkiye’nin geldiği düzeyi gösterir.

Kadın devrimini gerçekleştirdikten hemen sonra her alanda kadınların ses vermesini arzular, bunun gerçekleşmesi için elinden geleni yapar, gerektiği yerde cesurca radikal adımlar atar.

Cumhuriyet’i duyurduktan sonra erkeklerle özgür birey olan kadınların farklı uzmanlık alanlarında ilk olmalarını önererek destekler, toplumsal uğraşlarında yol haritalarını özenle izler. Buna en güzel örneklerden biri ilk kadın avukatımız Süreyya Ağaoğlu’dur. 

Kadınlar için 5 Aralık 1934 anlamlı bir tarih olarak künyelere yazılır. 

O gün kadınlara “Seçme ve Seçilme Hakkı” tanınmıştır.

“Birçok Avrupa ülkesinden önce ülkemizde bu hak kadınlarımıza verildi.” gibi beylik tümceleri ülkeyi yönetenlerden çokça duyuyoruz. Avrupa ülkelerinden önce verildiği gerçek bir tümce, gerçek olmayan bu hakkın verilmesi değil tanınmasıdır. Cumhuriyet’in kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk, bu devrimi kadınlarla gerçekleştirdi. Kadınlar kurtuluş ve kuruluş aşamasına katkı koydular. Can verdiler, alın teri döktüler, sevdiklerini kaybettiler. Eğitimli kadından eğitimsiz kadına her birinin unutulmaz katkı ve emekleri oldu, canları pahasına bu mücadelede yol arkadaşı oldular.

Atatürk, Ankara’nın Kazan ilçesi ve köylerini gezdiği sırada kendisine ayran ikram eden Satı Kadın’a yaşını sorar, 1919 doğumluyum yanıtını alınca kadına bakar ve yaşının daha büyük olduğunu görünce “Doğum tarihini yanlış mı biliyorsun?” der. Satı Kadın, “Hayır Paşam. Siz Samsun’a çıktığınızda ben doğdum.” der.  Paşa bunu not alır. Kadınlara “Seçme ve Seçilme Hakkı” tanınınca Satı Kadın’ın Ankara milletvekili olmasını önerir.

Aydınlanma devrimini gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk, mücadele arkadaşı kadınları devrim sonrası hiç unutmaz. Onlara çeşitli alanlarda uğraşlar önerir. İlk olmanın sorumluluğunu ve onurunu anlatır. Önermekle yetinmez, yasalar ve düzenlemeler yapar. Öneride bulunduğu kadınları izler. Kadınların beklediği haklarını teslim edip, saygıda kusur etmez.

Atatürk’ün kadınlara yönelik şu sözü akıl cebimizdedir: “Yeryüzünde gördüğünüz tüm güzelliklerin yaratıcısı kadınlardır.”

Yazarın Diğer Yazıları
Kadın Emeği, Gençliğin Başkenti

Kadın emeğiyle yoğrulmuş kentlerin ışığı başka olur… Kent insanı geliştirir. Kentlilik bilinci insanı yurtsever, doğasever, hayvan sever, insan sever yapıyor. Kentlilik insana onurlu duruş sergiletir. Bir kentin sokaklarına yalnızca asfalt dökülmez; alın teri, sabır, dayanışma ve umut da dökülür. Gençliğin nefesiyle büyüyen kentlerin sesi başka çıkar. Çünkü orada yalnızca binalar yükselmez; düşler yükselir, itiraz yükselir, […]

Devamını Oku
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku