Yaşar Seyman
Tüm Yazıları
Ateşe Yazılmış İsimler
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ateşe Yazılmış İsimler

2 Temmuz 1993’te, takvim yaprakları bir cuma gününü gösteriyordu. Türkiye, o gün yalnızca bir otelin değil, vicdanının da yandığına tanıklık etti. Sivas’ta bir otel ateşe verildi. İçinde insanlar varken, dışarıda binlerce kişi “yakın!” diye tempo tutarken güvenlik güçleri korkak karanlığı seyretti. Madımak Oteli’nde yakılmak istenen sadece bedenler değildi. Düşünce, şiir, müzik, sanat kısacası üç güzelimiz; […]

2 Temmuz 1993’te, takvim yaprakları bir cuma gününü gösteriyordu. Türkiye, o gün yalnızca bir otelin değil, vicdanının da yandığına tanıklık etti. Sivas’ta bir otel ateşe verildi. İçinde insanlar varken, dışarıda binlerce kişi “yakın!” diye tempo tutarken güvenlik güçleri korkak karanlığı seyretti.


Madımak Oteli’nde yakılmak istenen sadece bedenler değildi. Düşünce, şiir, müzik, sanat kısacası üç güzelimiz; sazı, sözü, semahı da yaktılar. Korkak karanlık aydınlığı yakıyordu. Nesimi Çimen’in sesi,
Asım Bezirci’nin kalemi, Behçet Aysan’ın, Uğur Kaynar’ın şiiri, Hasret Gültekin’in sazı
yanıyordu. Bir halkın belleği yakıldı. İnsanlar sadece dumanla değil, inkârla da boğulmaya çalışıldı.
Bu bir “olay” değil, bir katliamdı. Unutursak bu topraklarda yine yinelenecektir. Yazmazsak, birileri davayı zamanaşımına uğrattığı gibi üzerini örtebilir. Bu yüzden yazıyorum. Her cümlem bir tanıklıktır. Her harfim bir ağıttır.

Ve bu
yangında hâlâ tüten bir is var;
o is, hepimizin yüzünde kara
bir leke gibi duruyor.


2 TEMMUZ ATEŞİN
BELLEĞİ


2 Temmuz 1993 tarihinde, takvimden sadece bir yaprak kopmadı o gün, bir şehrin bağrına
kor düştü. Bir ülkenin vicdanı yandı. Ve külleri hâlâ içimizde uçuşuyor. Gelecek kuşakların belleğine utancımızı yazdık o gün!
Sivas…
Şairlerin dizelerinde güzelleşen, halk ozanlarının sesinde çoğalan, gökyüzüne uzanan minarelerinde ezanla, evlerde türkü bir arada yankılanan şehir…
Ama o gün, birileri Sivas’a değil, karanlığın ta kendisine hizmet etti. Yanan bir bina değil, yok edilmek istenen bir düşünceydi:
Aydınlık.
Madımak Oteli’nin içinde, şiirin, sazın, emeğin, direncin ve sevdanın çocukları vardı. Kimisi bir dizede, kimisi bir ezgide, kimisi halkın alnındaki terde yaşam bulmuştu. Oysa o gün, onlar, devletin gözleri
önünde bir otelin içine kıstırıldılar. Ve sonra kibritin cızırtısına karıştı çığlıklar…
Sivas o gün, bu korkak karanlığa, sessizce tanıklık etmek zorunda kaldı!
O korkunç kalabalığın arasında suskun kalanlar kadar, kendi evinde saklanacak yer arayanlar da vardı!
Karanlıkla kol kola yürüyenlerle, ışığı korumaya çalışanları ayırt etmeyen bir dil, hakikati de boğmaya çalışır. Madımak’ta yanan, yalnızca bedenler değildi. Düşünce özgürlüğü, hoşgörü, kültürel birikim, inançlar arası saygı da alevlere teslim edildi.
Ve biz, her yıl o tarihte aynı acıyla yüzleşmeyi sürdürüyoruz.
Çünkü unutmuyoruz.
Unutmak, katillerin işini tamamlamaktır.
Unutmamaksa, ışığın nöbetini tutmaktır.
Tıpkı bu yıl başlayan adalet
nöbetleri gibi bu eylemler sürecektir.
Ve biz o nöbetteyiz…
Ne Sivas’ı küstürmek ne de tarihi temize çekmek…
Amacımız yalnızca adalet.
Adaletsizliğin toprağa kök salmasına izin vermemek.
Bir gün Madımak bir müze
olur mu?
Olmalı!
Orada yalnızca yanık duvarlar
değil, yanmış bir ülkenin vicdanı da sergilenmeli.
Ki çocuklarımız “bu bir daha
asla olmasın” diyebilsin.
Çünkü karanlık, biz onun içinde kalmaktan vazgeçersek
güçlenir.
Biz bu karanlığı anlatmayı,
yazmayı sürdüreceğiz.
Madımak, yalnızca bir otel değil.
Bu ülkenin kalbine kazınmış
bir sızıdır adeta.
Ve bu sızı, şiir gibi yakar içimizi…
Metin Altıok’un, şair Zerrin
Taşpınar’ı gönül elçisi yaptığı sözü:
“Birimize bir şey olursa ne yaparız? dediler. Kalanlar, ölenler
için şiirler yazar, dedi Metin.”
Metin Altıok’un Ankaralı adaşı şair – yazar Metin Turan’ın
şiiriyle yazımı noktalamak istiyorum:
“Saz suçluydu, söz suçlu, deyiş suçlu, semah suçlu,
Anne bir imdat olmuştu Koray’ın gözlerinde
Donmuş bir sesti Akarsu, öfkesiz gülümseme Bezirci
Kötülere iyilik saçan kalbim
bir Çifteminare gölgesidir
Geç kalmış Hızır!”

Yazarın Diğer Yazıları
Kadın Emeği, Gençliğin Başkenti

Kadın emeğiyle yoğrulmuş kentlerin ışığı başka olur… Kent insanı geliştirir. Kentlilik bilinci insanı yurtsever, doğasever, hayvan sever, insan sever yapıyor. Kentlilik insana onurlu duruş sergiletir. Bir kentin sokaklarına yalnızca asfalt dökülmez; alın teri, sabır, dayanışma ve umut da dökülür. Gençliğin nefesiyle büyüyen kentlerin sesi başka çıkar. Çünkü orada yalnızca binalar yükselmez; düşler yükselir, itiraz yükselir, […]

Devamını Oku
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku