Zülfü Livaneli
Tüm Yazıları
Atatürk Devrimleri ve Kadınlar
Ana Sayfa Tüm Yazılar Atatürk Devrimleri ve Kadınlar

8 Mart Kadınlar Günü bazı ülkelerde gerçek bir bayram gibi kutlanır. Bizde ise kadınların ne kadar acı çektiğinin hatırlandığı bir gündür. Türkiye gibi standartları olmayan bir ülkede, New York ya da Stockholm’deki hemcinsleri gibi özgür yaşayan bir azınlık dışında, kadınların ve genç kızlarımızın büyük bölümü işkence altında. Okuduğum bir haberde tecavüze uğrayan bir genç kadının, […]


8 Mart Kadınlar Günü bazı ülkelerde gerçek bir bayram gibi kutlanır. Bizde ise kadınların ne kadar acı çektiğinin hatırlandığı bir gündür. Türkiye gibi standartları olmayan bir ülkede, New York ya da Stockholm’deki hemcinsleri gibi özgür yaşayan bir azınlık dışında, kadınların ve genç kızlarımızın büyük bölümü işkence altında. Okuduğum bir haberde tecavüze uğrayan bir genç kadının, ailesi tarafından iki kolu kesilerek diri diri toprağa gömüldüğü yazılıyordu. Kadınların işkence altında olması, Türkiye’nin diğer sorunlarıyla aynı temel nedenden kaynaklanıyor. O da, Atatürk devrimlerinin yarım kalmış olması. Eğer Atatürk’ün büyük devrimine ihanet edilmese ve onun getirdiği modernleşme ilkeleri kesintisiz uygulanabilseydi bugün Türkiye’nin ekonomisi, sosyal düzeni, kültürü, eğitimi, sağlığı, dünyadaki saygınlığı gibi, kadınların durumu da bambaşka olurdu. Yirminci yüzyılın başlarında Müslüman ülkeler  ve birçok Avrupa ülkesinde kadın haklarından hiç söz edilemezken, Atatürk, Türk kadınına en ileri hakları ve çağdaş yaşama layık en önemli yaşam tarzını kazandırdı. 17 Şubat 1926’da Osmanlı hukukunun temel taşları olan Mecelle ve şer’i hukuk kaldırılarak yerine Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesiyle bütün hukuk mevzuatı laikleştirildiği gibi kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda da çok önemli adımlar atılmış oluyordu. Medeni Kanun’da ve öteki yasalarda zaman içinde yapılan değişiklikler, Türk kadınının toplumsal yaşam içinde yer almasını önleyen kural ve gelenekleri etkisiz hale getirmeyi ve onları ikinci sınıf vatandaşlar olmaktan kurtarmayı amaçlıyordu. Çok eşlilik yasaklandı ve medeni nikâh zorunluluğu getirildi. Mahkeme yolu ile boşanma için yasa çıkarıldı. Artık kadının çalışmak için kocasının iznine ihtiyacı yoktu; kadınlar evlilik içinde mal edinebiliyor ve miras hakları korunuyordu. Türkiye’de kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını elde ettiler. Türk kadını 1930’da belediyelerde, 1933’te muhtarlık ve köy ihtiyar heyeti seçimlerinde, 1934’te ise milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etti. Böylelikle kadının toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatta gereğince yer almasının önündeki engeller ortadan kaldırılmış oluyordu. Bu devrimlerden neredeyse 100 yıl sonra bugün kadın hakları ve kadının statüsü açısından ülkemizin diğer çağdaş ülkelerin seviyesine çoktan erişmiş olması gerekmez miydi? Ne yazık ki mevcut durum bundan çok uzak. Kadınların yasal statü ve haklar bakımından kâğıt üzerinde erkeklerle eşit olsalar da uygulamada hakları yeterince korunmuyor ve hatta temel insan hakları ihlal ediliyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda atılması gereken en önemli adımlardan biri, Atatürk devrimlerinin Türk kadınına sağladığı hakların acilen uygulamaya geçirilmesidir. Unutmamalıyız ki kadın hakları alanında gösterilecek çaba Atatürk devrimlerini tekrar hayata geçirmekten ayrı tutulamaz.

Yazarın Diğer Yazıları
Dünya Her Şeye Rağmen Güzel

Dünyada bunca acı, bunca eziyet, bunca haksızlık; savaş, işkence, ölüm, yıkım, hastalık var. Ama yaşamak yine de güzel. Zorlukları görüp de yaşamaktan umut kesmiyoruz hiçbirimiz. “Zaten ölecek olan insanoğlu niye doğar?” diye sormuyoruz kendi kendimize. Bize ayrılan ömür dilimini, kendi iklimimizde, kendi dilimizde, onurluca yaşamaktan başka bir arzumuz yok. Türkiye’deki yazarların, düşünürlerin eleştirilerine üzülmeyin. Bu […]

Devamını Oku
En Güzel Çocuk Henüz Büyümedi

Şiirin gücü nerededir? Şair, herkesin bildiği kelimeleri başka türlü kullanarak nasıl bir büyü yaratır? Neden dolayı şiir derimizin altına geçer, yüreğimize dokunur? Bu soruların cevabını vermek kolay değil. Baksanıza koca Mevlana, 800 yıl önceden gelen dizeleriyle (hem de Farsçadan çevrildiği halde) bizi can evimizden vuruyor. İnancını ve düşüncesini söz sanatıyla anlatmayı seçmiş bu bilge kişilik, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku