Son 20 yılda Türkiye’nin birçok şehrinde yeni futbol statları ve çeşitli spor salonları yapıldı. Yeniler yapılırken, eskiler de tek tek yıkıldı. Eskilerin yerine yapılanların hemen hemen hepsine, başka bir ad verildi. Anadolu’da ilk olarak Atatürk ismini taşıyan ve ismi değişen stadyum Kayseri’deydi. Yeni stada Kayserili iş insanı Kadir Has’ın ismi konuldu. Daha sonra Konya’da, Eskişehir’de, […]
Son 20 yılda Türkiye’nin birçok şehrinde yeni futbol statları ve çeşitli spor salonları yapıldı. Yeniler yapılırken, eskiler de tek tek yıkıldı.
Eskilerin yerine yapılanların hemen hemen hepsine, başka bir ad verildi.
Anadolu’da ilk olarak Atatürk ismini taşıyan ve ismi değişen stadyum Kayseri’deydi. Yeni stada Kayserili iş insanı Kadir Has’ın ismi konuldu. Daha sonra Konya’da, Eskişehir’de, Diyarbakır’da, Giresun’da ve Elazığ’da Atatürk’ün adı stat tabelalarından çıktı başka başka isimler yerini aldı. Şu ana kadar, önüne ‘100. Yıl’ ibaresini ekleyip, Atatürk adını yeni stadına da verebilen tek şehir Bursa oldu.
Dört büyüklerin de statları yıkıldı. Beşiktaş ve Fenerbahçe aynı yerde yenisini yaparken, Galatasaray ve Trabzonspor semt de değiştirdi. Beşiktaş, yeni stadında ‘İnönü’ adından vazgeçti. Fenerbahçe eski başkanı Saracoğlu’nun, Galatasaray da kurucusu Sami Yen’in adının önüne sponsor ismi aldı.
Trabzon ise eski valisi Avni Aker’in adını hepten sildi. Neyse ki yerine efsanesi Şenol Güneş’i yazdı.
Bu üç kulüp esasen iki isim kullanıyor. Aynı yapının bir stat ismi bir de kompleks ismi var. Stada sponsor ismi, komplekse de söylediğim isimler veriliyor.
Fakat günlük hayatta üç stat da sponsorların adıyla yazılıyor, çiziliyor ve konuşuluyor. Kompleks isimleri biraz kâğıt üzerinde kalıyor.
Fenerbahçe’ye ayrı bir parantez açmalı: Zira kulüp, stadına Atatürk adını vermek için karar aldı. Ama Atatürk adı bir şehirde sadece bir stada verilebiliyor. Halihazırda İstanbul’da ‘Atatürk Olimpiyat Stadı’ bulunuyor. Fenerbahçe’nin istisna tanınması için yaptığı başvurunun akıbeti belirsiz. Ancak en azından stadın çatısına ‘Atatürk’ adı yazıldı, önüne de Atatürk heykeli dikildi.
Evet, bir zamanlar yurdun hemen hemen her şehrinde Atatürk’ün adını taşıyan bir stat vardı. Fiziki durumları nedeniyle yıkılmaları itiraz edilmeyebilir ama yerlerine yapılanların isimlerinin neden değiştirildiği de pekâlâ sorulabilir.
Kurtuluş Savaşı’nın stratejik şehri ve Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk’ün adı Etimesgut Belediyesi’nin stadında bulunuyor. Hiç yoktan iyi dense de kapasitesi sadece 2640 kişi.
Bozkırda bir kasabadan hallice olan Ankara’yı bir Avrupa şehrine dönüştüren Atatürk’ün adı bir stada verilecekse kuşkusuz o ilk olarak başkent olmalıydı.
Ama doğrudan adını taşımasa da Atatürk’ün Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş ateşine atfen bir isim konuldu bir sportif tesise: 19 Mayıs Spor Kompleksi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ilk spor kompleksi için -di’li geçmiş zaman kipi kullanmak gerekir. Çünkü artık böyle bir kompleks yok. O da yıkıldı!
Galatasaray da Fenerbahçe de statlarının bulunduğu alana kompleks diyor ancak buralar sadece futbol stadından ibaret. Oysa 19 Mayıs Spor Kompleksi’nin içinde stadyum, hipodrom, tenis kortu, yüzme havuzu, paraşüt kulesi ve atletizm pisti gibi, çok sayıda branşa hizmet veren üniteler vardı.
Temeli 1934’te atılan kompleks, 1936’da hizmete açıldı. Kompleksi, İnönü Stadı’nın da mimarlarından biri olan İtalyan Paolo Vietti-Violi tasarladı. Bu kompleksin içindeki hipodrom, Atatürk’ün meşhur Cumhuriyet’in 10. kuruluş yıldönümü nutkunu verdiği yerdir.
Kompleksin içindeki 19 Mayıs Stadı, yıllarca Ankaragücü ve Gençlerbirliği’ne ortaklaşa ev sahipliği yaptı. Milli maçların yanı sıra stat, bugün oynatılmayan Cumhurbaşkanlığı Kupası ve Başbakanlık Kupası finallerine de sahne oldu.
19 Mayıs Stadı, orta yaş ve üstündeki insanların hafızasında yer edinen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlamaları’nın da baş mekânıydı. Milyonlarca insanın tek kanallı TRT’den izlediği öğrencilerin yaptığı o sportif koreografiler, nostalji sayfalarında kaldı. Devlet liderinin de statta takip ettiği bu kutlamalar da 2012’den itibaren kaldırıldı.
Mimari, ideolojiktir de. Yapıların ebatları ve biçimleri, siyasal iktidarların tutumlarını yansıtır ve bu yapılar değişirken, aynı zamanda ideolojik bir dönüşümün olduğu da söylenebilir. Atatürk adını taşıyan statlar, ihtişamlı yapılar değildi, ancak işlevseldi. Kaynakların verimli kullanılması esastı. Örneğin sahayı çevreleyen atletizm pistleri bulunurdu. Tribünlerin altları boks, halter ve güreş gibi diğer branşlara ayrılmış salonlarla donatılmıştı.
Bugün yapılan ‘modern’ statlarsa sadece bir futbol maçına hizmet ediyor. ‘Cehennemi atmosfer’ yaratılması için tribünler, hemen sahanın bitiminden yükseliyor. 40-50 binlik tek amaçlı lüks statlar, zenginliğimizin işareti mi? Hayır, kişi başı milli gelirimiz 13 bin dolar! Ki verilerin ne kadar güvenilir olduğu da tartışma konusu.
Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına girmişken, birçok şeyden -di’li geçmiş zaman kipiyle bahsediyoruz.
‘Cumhuriyet dönemi’ denirken aslında kasıt 50’lere kadar olan bir dönem ve nedense bu kimseye garip gelmiyor!
Yıkılan tiyatro ve sinema salonları, tren garları, havalimanları, fabrikalar ve spor kompleksleri işte bu ‘Cumhuriyet dönemi’nin.
Bu sadece ‘eski’nin fiziksel bir yıkımı değildir. Aynı zamanda büyük bir hafıza yıkımıdır. ‘Yeni’ kutsanarak, ‘ülkesel dönüşüm’ rızası üretiliyor.
Daha ihtişamlı olarak tasarlanarak gözleri boyayan yeni yapılar, eskinin tarihselliğini unutturuyor.
Cumhuriyet’in başkentinin 19 Mayıs Spor Kompleksi yıkıldı. Yerine yenisi yapılıyor. Bugün yarın açılır, eli kulağındadır. Bakalım tabelasında ‘19 Mayıs Spor Kompleksi mi’, ‘Yeni Spor Kompleksi’ mi yazacak? Aklımızda tutalım bu soruyu. Unutmamalı ki, unutmak iyi bir şey değildir. Toplumsal alzheimerdan daha yıkıcı ne olabilir ki?
Türkiye’de spor denince, malum akla yalnızca futbol gelir. İşte, sahip olduğu büyük potansiyele rağmen Türkiye’nin uluslararası alanda hak ettiği noktaya gelememesinin temel nedeni bu tek boyutlu bakıştır. Oysa Cumhuriyet’in spor hikâyesi çok boyutlu, bütüncül haliyle de daha derin bir anlayışla başlamıştı. Bu başlangıçta başkent Ankara, öncülerdendi. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin her anlamda bir dışavurumudur; sanatta, mimaride, […]
Devamını Oku
Spordan söz edildiğinde bilindik bir cümle kurulur: Spor; barış ve kardeşliktir. Ağırlıklı olarak bir temenninin ifadesindir. Günümüzde profesyonelleşip bir endüstri olan spor, rahatlıkla ‘silahsız savaş’ olarak adlandırılabilir. Buna karşın sporun birçok kez gerçek savaş veya büyük siyasi gerilimleri bitirmede büyük rol oynadığı da görülmüştür. Kuşkusuz dünyanın bir numaralı profesyonel ve endüstriyel sporu futboldur. Zaten son […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku