Sanatsal canlılığın belli dönemlerde belli kentlerde yoğunlaşan, ardından bir başkasına yönelen, hareket halinde bir olgu olduğuna dair bir düşünce vardır. İşte 50’li yılların Ankara’sı da Türkiye’de modern sanatın en büyük kırılmasının yaşandığı böyle bir istasyon olmuş. Şiirde dizenin işlevini yitirdiği, sözdiziminin kırıldığı, müzikte tonalitenin zorlandığı, çözülmeye başladığı, resimde figürün bırakıldığı bu döneme Ankara ev sahipliği […]
Sanatsal canlılığın belli dönemlerde belli kentlerde yoğunlaşan, ardından bir başkasına yönelen, hareket halinde bir olgu olduğuna dair bir düşünce vardır. İşte 50’li yılların Ankara’sı da Türkiye’de modern sanatın en büyük kırılmasının yaşandığı böyle bir istasyon olmuş. Şiirde dizenin işlevini yitirdiği, sözdiziminin kırıldığı, müzikte tonalitenin zorlandığı, çözülmeye başladığı, resimde figürün bırakıldığı bu döneme Ankara ev sahipliği yapmış. Ankaralı sanatseverler bu dönemde İkinci Yeni şiirinin, atonal müziğin ve soyut resmin çıkışına tanık olmuşlar.
‘Neden 50’li yıllar’ sorusunu yanıtlamak görece kolay. Tüm dünyada II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte özlenen rahatlamanın ilk belirtileri 50’li yıllarda görülmeye başlanır. Savaş ekonomisi son bulur, tüketim maddelerinde görece bir çeşitlenme olur (ithal ürünler, Amerikan Pazarları dahil). Sinema filmleri, modern Avrupa resminin röprodüksiyonları, çeşitli yayınlar ülkeye girer. Çok partili sisteme geçilir. Şimdiden bakınca etkileri pek hissedilemeyecek bu iyileşme ve değişimlerin son derece rahatlatıcı olduklarını düşünmek zor değil.
‘Neden Ankara’ sorusu ise asıl ilginç soru zira 50’li yıllarda Ankara, sanatın oldum olası başkenti İstanbul’un ilk kez adeta seyirci konumuna düştüğü bir gelişmeye sahne olur. Her şeyden önce kendi haline bırakılan İstanbul’un aksine Ankara, geniş caddeleri ve binalarıyla kentsel ve mimari modernleşmeye önayak olur. Türkiye’nin ilk “gökdelen” binalarından bir tanesi Ankara’da İş Bankası’nın binası olur. Yeniye dair bir sinyaldir modern mimari.
Bir dizi müzik kurumu sanat hayatını yönlendirir:.Öncelikle opera ve konserleri parasız dinlenebilen Senfoni Orkestrası başat roldedir; Ankara Radyosu’nda İlhan Mimaroğlu caz ve atonal müzik üzerine programlar yapmaktadır. İzlenen faaliyetlerdir bunlar. Bu kamusal kurum ve olanakların yanı sıra sanatseverler iki dernek etrafında bir araya gelirler: Adı artık efsaneleşmiş Helikon Derneği ve Sanat Sevenler Kulübü. Her ikisi de canlı icraların yapıldığı, toplantı ve konuşmaların gerçekleştiği mekânlar oldukları gibi aynı zamanda sanatçıların tanışıp buluştukları adresler olurlar.
Gece hayatı hareketlenir, dönemin uğrak yerleri olarak anılarda kalacak birçok mekân belirir, eskilerine eklenir: Süreyya Pavyon, Karpiç Lokantası (Baba Karpiç), Bomonti Gazinosu, Kutlu Pastanesi ve Özen Pastanesi, Şükran Lokantası ve Kürdün Meyhanesi, Piknik, 15. Yıl Kıraathanesi… Cumhuriyet dönemi sanatının ruhunun gezindiği mekânlardır bunlar. Buralarda Turgut Uyar’a, Ahmet Oktay’a, Cemal Süreya’ya, Ece Ayhan’a, Yılmaz Gruda’ya, Attilâ İlhan’a, Muzaffer Erdost’a, Ahmed Arif’e, Enver Gökçe’ye, İlhan Mimaroğlu’na, İlhan Usmanbaş’a, Bülent Arel’e, Ertuğrul Oğuz Fırat’a, Bülent Ecevit’e, Lütfü Günay’a, İhsan Kemal Karaburçak’a, Selçuk Milar’a ve Ankara’ya gelip giden İlhan Berk, Edip Cansever ve Adnan Çoker’e rastlayabilirdiniz.
Tüm bunlar “ıssız Ankara” arka planında nasıl bir hareketliliğin hüküm sürdüğüne dair fikir veriyor. Sanatımızda Bir Dönemeç: 50’li Yıllar Ankara adlı kitabımda İlhan Usmanbaş atonal müziğe geçtiği dönemden söz ederken, kendini hem dünyadaki hem de Türkiye’deki bir sanat çizgisinin parçası olarak gördüğünü anlatıyor; Lütfü Günay soyut resme yönelimini kendi resim-içi gelişiminin bir yorumu olarak görüyor. Ve İkinci Yeni’nin de Garip’e bir tepki olduğunu unutmamak gerek. Görüldüğü üzere sanat artık sanat içi tepkilerle ilerlemektedir ve sanatçılar birbirlerinin sanat kamusu olmaktadır. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğim kırılma yalnızca sanatın temel gramerini değiştirmesi, daha çetin ifade araçlarına yönelmesi ile sınırlı değildi. Genel anlamıyla sanatın, dışarıdan “tavsiye” almadığı, neyin sanat olacağına artık kendi karar verdiği, sanat içi tepkilerle ilerlediği ve bu niteliğiyle de özerkleştiğinin görüldüğü yer de oldu Ankara.
İşte bu Ankara, (İstanbul’a oranla) sanata gereksindiği geleneğin baskısından uzak ve samimi ortamı sağlıyordu. Evet, yukarıda sözü edilen sanatsal atılımlar ülkeye kaçınılmaz olarak gelecekti. Ancak dönemin Ankara’sı, “yeni”ye kucak açan niteliğiyle sanatta da eskiden kopuşa cesaret veriyor ve bu alanda bir kırılmaya ve değişime mekan yaratıyordu. Başkent, özellikle de tutuculuk eğilimleri içindeki İstanbul olmadığı için bu büyük sanatsal dönemece ev sahipliği yapabiliyordu. İşte belki tam da bu yüzden ülke modern sanatının bu büyük patlaması, Ankara’da gerçekleşmek zorundaydı.
Sanatsal canlılığın belli dönemlerde belli kentlerde yoğunlaşan, ardından bir başkasına yönelen, hareket halinde bir olgu olduğuna dair bir düşünce vardır. İşte 50’li yılların Ankara’sı da Türkiye’de modern sanatın en büyük kırılmasının yaşandığı böyle bir istasyon olmuş. Şiirde dizenin işlevini yitirdiği, sözdiziminin kırıldığı, müzikte tonalitenin zorlandığı, çözülmeye başladığı, resimde figürün bırakıldığı bu döneme Ankara ev sahipliği […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku