Gültekin Emre
Tüm Yazıları
Ah O Yıllar, O Yollar ve O Dostlar
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ah O Yıllar, O Yollar ve O Dostlar

Üniversiteden çıkıp doğruca Zafer Pasajı’na, Remzi İnanç Ağabey’in Toplum Kitabevi’ne koşturduğum 1973-1974 yılları. Küçücük, daracık kitabevindeki tezgâhın üstünde yeni kitapları işaret ediyor Remzi Ağabey, bak, bu ayın şiir/edebiyat dergileri geldi, diyor. Bak, Rusçadan Mehmet Özgül’ün çevirdiği şu kitap da senin ilgini çekebilir de diyor. Çekiyor da, hem dergiler hem de kitap…  Remzi İnanç Ağabey’in o […]

Üniversiteden çıkıp doğruca Zafer Pasajı’na, Remzi İnanç Ağabey’in Toplum Kitabevi’ne koşturduğum 1973-1974 yılları. Küçücük, daracık kitabevindeki tezgâhın üstünde yeni kitapları işaret ediyor Remzi Ağabey, bak, bu ayın şiir/edebiyat dergileri geldi, diyor. Bak, Rusçadan Mehmet Özgül’ün çevirdiği şu kitap da senin ilgini çekebilir de diyor. Çekiyor da, hem dergiler hem de kitap… 

Remzi İnanç Ağabey’in o küçücük ama ruh olarak, edebiyat olarak çok büyük kitabevinde kimleri kimleri tanıdım: Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, Erdal Öz, Metin Altıok, Ahmet Telli… ve daha nice çevirmen, öykücü, şair tanıdım.

Fakülte bitiyor 1974’te. Askerlik başlıyor 1975’te, Erzincan’da. Uzun kış gecelerinde, kışlada  Mayakovski’nin 150.000.000 destanını çevirmeye çalışıyorum yalnızlığımı da yenmek, dilimi geliştirmek için. 1976’da askerlik bitiyor. Ankara günleri başlıyor.  Remzi Ağabey’in yönlendirmesiyle Kızılırmak Yayınevi çevirimi basıyor. İş arıyorum askerlik sonrası. Çevirmen, gazeteci Arif Gelen Ağabey’in desteği ve önerisiyle Sol ve Onur yayınlarında düzeltmen olarak işe başlıyorum, Kızılırmak Sokak’taki büroda. Muzaffer Ağabey Sol Yayınları’nı, kardeşi ilhan da Onur Yayınları’nı yönetiyor. Kapital’in matbaadan gelen prova baskılarını şair arkadaşım Oğuzhan Akay’la birlikte karşılıklı okuyarak düzeltmeye çalışıyoruz. Yayınevine çevirmenler gelip gidiyor, biz düzeltme yapıyoruz. Muzaffer Ağabey Yeni Ülke dergisi için çeviriler öneriyor. Türk-Sovyet Dostluğu üzerine olanı çeviriyorum, başka çevirileri de… Altı ay çalışıyorum Sol ve Onur yayınlarında. Sonra Milli Kütüphane’de iş buluyorum. Bir yandan da Türkiye Cumhuriyeti (1917-1974) kitabını çevirmeye çalışıyorum. Kitap Kızılırmak Yayınları’nca 1979’da yayımlanıyor.

1980 öncesi Türkiye çok hareketli. Sokakların ölüm kustuğu, kahvelerin tarandığı yıllar. Herkes tedirgin. Yükselen faşizan baskı günleri. Kurşunî Bir Siperde’de yer alacak şiirlerin atmosferini içeren sıkıntılı günler.  

Milli Kütüphane’deki işimden akşam çıkınca doğru Remiz Ağabey’e, Toplum Kitabevi’ne gidiyorum. Bana Türkiye Yazıları dergisinin son sayısını uzatıyor. Şiir yazdığımı bildiği için şiirlerimi dergiye götürmemi söylüyor. Dergi Selanik Caddesi’nde, arka sokakta, diyor. Heyecanlanıyorum. Akşam birkaç şiirimi yeniden gözden geçirip, ertesi gün iş çıkışından sonra doğru derginin bürosuna gidiyorum. Selanik Caddesi 7 numaralı binaya doğru hızlı hızlı yürüyorum. Yüreğim atışını bastırmak için 1. kattaki Türkiye Yazıları yazan kapının önünde bir süre duruyorum. Sonra kapıyı çalıyorum. Kapıyı açanın Ahmet Say olduğunu içeri girince öğreniyorum. Çantamda taşıyıp durduğum birkaç şiirimi uzatırken şiir yazdığımı, dergiyle Remzi İnanç Ağabey  sayesinde tanıştığımı söylüyorum. Ahmet Say sıcak mı sıcak, candan mı candan ilgi gösteriyor, beni rahatlatıyor, heyecanımı gideriyor, iki dost gibi konuşuyoruz. Rus filolojisinde okuduğumu söyleyince daha da ilgileniyor benimle. Dergiye, büroya gelip gitmemi, öteki şair arkadaşlarla tanışmamı öneriyor, böylece aramızda hiç kopmayan bir bağ oluşuyor kendisiyle, dergiyle. Derginin bürosunda belli saatlerde nöbet tutuluyor. Dergiye gelenlerin bırakmak istedikleri yazıları, şiirleri alıp sohbet ediliyor. Ben de Oğuzhan Akay’la, Ali Cengizkan’la birlikte nöbet tutmaya başlıyorum. Bir süre sonra ilk şiirim “Sevinin Öyküsü” yayımlanıyor. Giderek derginin yazı kadrosunda yer alıyorum Veysel Çolak, Ahmet Telli, İ. Mert Başat, Oğuzhan Akay, Metin Altıok’la birlikte. Aramızda sıkı dostluklar oluşuyor. Milli Kütüphane’de, İ. Mert Başat’ın bürosunda, Ahmet Say’ın evinde dergi toplantıları yapıyoruz. 

“Sokak Araları, Evler ve Hapishaneler” şiirimi yazdırıyor bana ortamın sıkıntılı, korkulu, baskın günleri. 

Dayanılmaz günlere dayanamayarak Berlin’deki ağabeyimin ısrarlarına da dayanamayarak yurtdışına çıkmam gerekiyor. 

Bu arada dergi, şiir kitabı yayımlamaya başlıyor Ahmet Telli, Metin Altıok, Veysel Çolak, Ali Cengizkan’la başlayarak. Ahmet Say benden de şiir dosyamı istiyor. 8 Şubat 1980’de Berlin’e uçmadan birkaç gün önce Sanat Sevenler Derneği salonunda kitabımdan şiirler okuyorum Ahmet Telli, Metin Altıok’la birlikte.

7 Şubat 1980’de, uçmadan bir gün önce yazarların, gazetecilerin buluştuğu ‘Tavukçu’ meyhanesinde İlhan Erdost, Hasan Hüseyin bir araya geliyoruz. Benim yurtdışına çıkışımı konuşuyoruz. Gitmemin doğru olacağını düşünüyorlar onlar, kaygılarımı gidermeye çalışıyorlar. 

Dost Kitabevi, Mülkiyeliler, Zafer Çarşısı, Milli Kütüphane, Sol ve Onur yayınları… dostlar geride kalıyor. Remzi Ağabey beni dergisiz, kitapsız bırakmıyor otuz yıl bana yeni yayımlanan kitapları, edebiyat dergilerini hiç aksatmadan yolluyor. Edebiyat dünyasıyla bağımın hiç kesilmeden sürmesini sağlıyor.      

Ah o çok hareketli Ankara yıllarını, etkinlikten etkinliğe yürünen yolları, dostlarla buluşma heyecanını gel de unut!

Yazarın Diğer Yazıları
Ah O Yıllar, O Yollar ve O Dostlar

Üniversiteden çıkıp doğruca Zafer Pasajı’na, Remzi İnanç Ağabey’in Toplum Kitabevi’ne koşturduğum 1973-1974 yılları. Küçücük, daracık kitabevindeki tezgâhın üstünde yeni kitapları işaret ediyor Remzi Ağabey, bak, bu ayın şiir/edebiyat dergileri geldi, diyor. Bak, Rusçadan Mehmet Özgül’ün çevirdiği şu kitap da senin ilgini çekebilir de diyor. Çekiyor da, hem dergiler hem de kitap…  Remzi İnanç Ağabey’in o […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku