Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Ankaram = Anadolum…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…”

Bizim evdekiler de komşular da “k” ile başlayan, kalın ünlülü sözcükleri “gapı, gız, garpız, gaynana…” diye seslendiriyor… Kimi sözcüklerin sonundaki genzel “ne”leri baskılıyor… Sözü “geliyom, gidiyom”la bitirirken… Cins ayrımına dayalı sövgüyü, argoyu kaçırıveriyorlardı.

Anlamını bilip bilmeden söyleyiverdiğim sövgüyü, ilenci, argoyu… Babam kaş gözle, anam biber kavanozuyla karşılar… “Kalorifer” diyemeyen babaanneme gülerdik… “Kesdene çıkmış, gabığını beğenmemiş.” 

Mahallemiz kıvıl kıvıldı… Çocuksuz ev yok gibiydi.

Gecekondularla çevrili dar sokakta seksek, istop oynar, maç yaparken… Kar yağdı mı, oh! Oyuncaklar, kitaplar, bir dilim börek paylaşılırdı.

Ev yapımı oyuncaklarımızı plastikleri yendi. Çok öykü, Tommiks, Red Kit okur, dersim bitince sokağa fırlardım. Keşke en güzel oyuncaklarımı saklasam da Sunay Akın’ın oyuncak müzesine armağan etseydim.

Bir sabah çamurlu tozlu sokağa asfalt döküldüğünü görünce, tef çalıp oynamadığımız kaldı. İran Şahı Rıza Pehlevi ile Farah Diba buradan kaleye geçeceklermiş. Diba’yı da topuzunu da göremedik. Onlar kaleye ulaşamadan yağmur sel, 24 saatlik asfaltımızı yüzdürdü.    

Salman Sokak’tan Saraçlar Çarşısı’ndaki eski bir konağa geçtik. Oymalı kakmalı tahta kapıyı, 25 cm’lik döküm anahtarla açardık. Dört odası, mutfağı, banyosu vardı. Yahudi Mahallesi’ndeki Şengül Hamamı’na gitmekten kurtulmuştum. Taşınırken yiyecek dolu tepsiyle gelen kadına esnaf “Madam Teyze” diyordu. Pastırmalı böreğini, nar reçelini hiç unutmadım. Madam Teyze Rum mu, Yahudi mi? Sormadık. Annem hastanedeyken okuldan Madam Teyzeme gelirdim. Şarkı söyleyerek bana yiyecek hazırlardı. Türkçe ödevime de yardım edince… Soruverdim. “Yedi göbek Angaralıyım…” 

Konağın ön penceresinden gürültülü çarşıyı, arkadakilerden Anafartalar Caddesi’ni, Kurşunlu Cami’yi, yandan Esenpark’la Samanpazarı Meydanı’nı görebiliyorduk. Çarşının alt ucuna açılan sokaklardaki “yedi göbek Angaralılar”ın ağzında da “k~g” değişimi, “nazal ne” ile yerel sözcükler vardı. 

Sıkça Gençlik Parkı’na, Anafartalar Caddesi’ndeki Sus Sineması’yla Safranhan’ın tepesindeki yazlık olana giderdik. Geceleri Esenpark’taki gazino bize beleşti. Zeki Müren’i, Behiye Aksoy’u uzaktan dinler… Cebeci Dörtyol Aile Bahçesi’nde sahneye ilk çıkan Emel Sayın’ı alkışlardık. 

Türkçe öğretmeni, “Bu pazar Büyük Tiyatro’ya gideceğiz. İsteyen elini kaldırsın” dedi. “Kaç lira… Önlükle mi gideceğiz?” Sınıf 35 kişi, 15’imiz oyunu görmüş. Üzüldüm; utanmadım. Para yok, önlük yok… Günlerce oyuncu olmayı düşledim. Anafartalar Lisesi’nin ortasında lisesinde, üniversitede Devlet Tiyatroları’nın, AST’ın, Halk Oyuncularının izleyicilerindendim. 1960’lardan 1970’lere semtler arası sınıf farkı belirginleşirken… İlkinden yükseğine devlet okulları çoğunluktayken gençler arasında ayrışma hızlanmış… 1980’lerde ortadireğin sesi suyu kesilir gibi olmuştu. Samanpazarı’ndaki büyük yangından sonra Cebeci’ye taşındık. Etlik Aşağı Eğlence’de, Aşağı-Yukarı Ayrancılarda, Dikmen’de yaşadım… Şimdi Birlik Mahallesi’ndeyim.

Kimileri Ankara’ya “memur kenti” der. Biraz üzülürüm…

Ankara; ortadireğin, yaşlının bebeklinin koluna girilen… Çokpartili meclisiyle, siyasetçilerle gazetecileri tartıştıran TRT’siyle, devlet üniversiteleri, yürüyen tartışan üniversitelileriyle… Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Gençlik Parkı’ndaki gazinoları tıkabasa dolduran Müzeyyen Senarlar, Nezahat Bayramlarıyla… Alpay’ın, “Karpiç”inden yayılan pop müzikle… Yerli yabancı filmler oynatan sinemaları… Filiz Akınları Göksel Arsoyları Ankara’ya getiren gala geceleriyle… Matine suare dolup taşan Devlet Tiyatroları’yla… “Amblans”a “cankurtaran” diyen, dolmuşta arabesk dinleyen… Eğitimde tecimde yabancı adlandırmayla kirletilmeyen capcanlı bir kentti. Bir etkinlikte Uğur Mumcu’yu, Muammer Aksoy’u, Turgut Uyar’ı, Sevgi Soysal’ı… Atatürk Bulvarı’nda unutulmaz oyuncu, yönetmen… “Arkadaş” Kerim Afşar’ı görebilirdik. 

Ülke değişirken Ankara durur mu?

Edebiyatçıların, tiyatrocuların çoğu İstanbul’a taşındı. Gitmedim.

Hep Mustafa Kemalce düşünen, Ankara tutkunu Kerim Afşar’ı özlemle anarak…  Onun kişiliğinde Angaramı bilim sanat kenti yapanları esenliyorum. 

Yazarın Diğer Yazıları
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku
Dünyanın Bütün Çiçekleri

Beşinci sınıfa geçtiğim yıl Polatlı’dan başkente göçtük. Çıkrıkçılar Yokuşu’nun Saraçlar Çarşısı’yla buluştuğu noktadan girilen… Ünlü Safranhan’ın eteğindeki Salman Sokak’taydı gecekondumuz. 1960’ların Ankara’sında Çıkrıkçılar Yokuşu’yla Saraçlar Çarşısı yalnız yoksulların değil, ortadireğin alışveriş alanıydı; hatta ucuz kumaş, ayakkabı, mutfak eşyası vb. için kentin varsılları da kuyruklu arabalarıyla gelip giderdi. Yokuşun ve Saraçlar Çarşısı’nın esnafının çoğu “Ahi”  geleneğini […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku