Ailenin en büyüğü kadın, dünyadan göçerken ailenin bir araya toplandığı büyük masayı da dağıtır gider. Genelde aile yadigârıdır ve açılır model olur. Büyük bayram sofraları, yılbaşı masaları burada kurulur. Birbirini pijama ile görmeye alışık tüm aile kahvaltılarda burada buluşur. Kadın gider, şenlik dağılır. Kalanların ömrünce özleyeceği kokular ve lezzetler bırakır geride. Üzerine limon dilimlenmiş sarma, […]
Ailenin en büyüğü kadın, dünyadan göçerken ailenin bir araya toplandığı büyük masayı da dağıtır gider.
Genelde aile yadigârıdır ve açılır model olur.
Büyük bayram sofraları, yılbaşı masaları burada kurulur. Birbirini pijama ile görmeye alışık tüm aile kahvaltılarda burada buluşur.
Kadın gider, şenlik dağılır. Kalanların ömrünce özleyeceği kokular ve lezzetler bırakır geride. Üzerine limon dilimlenmiş sarma, dumanı tüten su böreği, kızdırılmış yağın altında çerkes tavuğu…
Babaannem gideli iki yılbaşı, beş bayram geçmişti.
Onun evindeki bibloları, bardakları, üzerinden çıkarmadığı yeleği, mutfaktaki önlüğü, büyük masanın her öğün için ayrı örtüsü aramızda anı olarak kapışılır diye düşünüyordum. İş güç hayat gailesi, bir tek halama kaldı tüm evin toparlanıp dağıtılması. İnsan, sevdiğini kaybedince, eşyalarıyla bakışacak gücü mecbur kalmadıkça sokmuyormuş devreye. Ben de gitmedim. Yine de tüm ailemle gurur duydum, babaanne gitti diye miras için acele edip de apar topar boşaltmadık evi, o hâlâ varmış gibi öylece duruyordu iki yılı aşkındır.
O sene halam, hepimizi tek tek aradı. “Eninde sonunda bu ev dağıtılacak, son bir yemek yiyelim hep bir” dedi. Ailenin en büyük kadını o artık.
Kimse ikiletmedi, bahane belirtmedi. Çok özlemiştik ev yapımı su böreğini. Yeni yılın ilk pazarı, altına girip oynayıp büyüdüğümüzde üstünde ilk rakımızı içtiğimiz, sözler takılmış, nişanlar atılmış, sonunda illa mürüvvetler görülmüş masanın etrafında dizildik.
Hepimiz sanmışız ki halam, annesinin anısını yaşatmak için, onun yemeklerini dizecek masaya. Öyle olmadı. Peynir tabağı yapmış ortaya hepimiz Frankafonmuşuzcasına, çeşitli soslar koymuş Latinmişizcesine, şamdan koymuş diplomatmışızcasına, çiçek aranjmanı bile var; su böreği yok, mezeler yok, bol soslu ve gerçekten lezzetli ama eni sonu hiç alışık olmadığımız şekilde bir makarna duruyor mutfakta servis bekleyen.
Oturduk hep beraber kıtır ekmeğimizi sosa banıp peynir atıyoruz ağzımıza.
Halam koca masanın en başında oysa babaannem mutfağa ve oturup kalkması kolay olsun diye yan tarafın tam ortasına otururdu daima.
Masada bir rabarba, herkes ikili üçlü kendi sohbetinde, boş konuşuyoruz, n’aber nasılsın, kaç litre benzin yakıyor bu araba yüz kilometrede… Aniden öyle bir öksürdü ki susmak gerektiğini masa altında oyununa devam eden torun tombalak tayfa bile anladı.
“Annemin evini çekmece çekmece elden geçirdim. Kalorifer peteklerinin yanında kalan boşluklara sıkıştırdığı kutulardan kapı üstündeki kapağın ardında saklı deposuna kadar. Gelemediniz ama isteyeceğinizi düşündüklerinizi isim isim ayırdım sizler için. Hepinizde birer ikişer anısı kalsın isterim.
Ve tek başıma taşımak zorunda olmadığıma kanaat getirdiğim bir gerçeği paylaşacağım: Hiçbirimiz aslında tanımamışız onu.”
Nasıl tanımadık? Eline doğdum, senelerce yazları onunla kaldım, her mevsim ayrı kokar hepsini birbirinden ayırt ederim. Ellerini kucağında birleştirip baş parmak çevirmesini öyle bir yaparım ki şaşarsın.
Bir dakika deyip gitti, yakın gözlüğü ve dört büyük defterle geldi. Günlük tutarmış babaannem, kimin aklına gelirdi?
“Annem su böreği yapmayı hiçbir gün sevmemiş, et kokusundan da nefret edermiş. Her bir sarmayı sararken ayrı söylenmiş, o yemeklere sevgisini değil mecburiyet hissini koymuş.” dedi halam ve bir ayraçla imlediği sayfayı buldu, okudu:
“Bugün temizlik yapacağım, bayramda çocuklar gelecek diye. Çocuklar gidince daha büyük bir temizlik yapacağım.
Bir gün toz görmediler evde, görseler ne olur bilmiyorum. Almasam mı toz? Yaşlandı derler mi, benim için endişelenirler mi? Aldığım en büyük risk toz almamak olurdu yapabilseydim. Sanırım toz alacağım. O kadar istemiyorum ki. Toz alırken yine bunun şehrin göbeğinde bir oda bir salon koca balkonlu bir teras olduğunu hayal ederim belki. Geçen öyle yapınca daha kolay gelmişti. “
Başka bir sayfa açtı.
“Bugün yine su böreği hazırlık günü. Un almaya gitmek dışında hiçbir cazibesi yok. Bu sefer o kadar uğraşmayıp daha kötü yapsam seneye yine arayıp ‘Anne su böreğini hazırla biz geliyoruz.’ derler mi acaba? Gerçekten sevdikleri için mi yoksa benim su böreğimin övülmesini sevdiğimi düşündükleri için mi istiyorlar bunu? Buna harcadığım zamanda makarna yapardım, evde İtalyan mamalar gibi. Her sene yeni bir sos denerdim üzerine. O zaman belki İtalya’yı sevdiğimi düşünüp sürpriz yapıp beni götürürlerdi. Belki. Bu sene denesem mi? Annem elden ayaktan düşüyor, sadece makarna yapmış diye düşünürler mi?”
Başka bir sayfa:
“Bugün çocuklara yalan söyledim, içim geçmiş uyumuşum dedim. Bugün tam on iki bin adım yürüdüm. Altı bankta mola verdim. Tabelaları okumama oyunu oynadım kendi kendime. Dilimizi bilmiyormuş gibi yaptım. Kandırdım kendimi. Bu şehri ilk kez görüyormuş numarası yaptım kendime. Hiç bilmediğim bir şehri yürüyerek keşfetmeyi hayalden çıkarıp oyuna çevirdim. Akıl sağlığım yerinde mi değil yoksa fazlasıyla iyi mi bakıyorum aklıma acaba?
Oyun, mobilyacının önünde bozuldu. Tam istediğim gibi kocaman bir koltuk gördüm, salona boydan boya L. Masa olmasa ölçüleri de tam eve göre. O eskimeden ölebileceğini bilmek insana müsrif hissettiriyor, alamadım. Hem masa olmazsa gelmezler belki. İki bayram başımı dinlerim ama ya sonra? Koca kanepede yalnızlık da büyür belki. Keşke İhsan rahmetli olunca, evi satıp gemiyle bir tura çıksaydım ben de. Dizlerim bunca ağrımazdan önce.”
Defterleri masaya bıraktı, gidip içeriden bir sürü defter daha getirdi. Yalnızca hıçkırıklarla bölünen çok sessiz iki saat boyunca ağzımıza lokma atmadan babaannemi tanıdık okuyarak.
Sonunda halam; “Annemin hiç denemediği o ev makarnasını yaptım. Ve şimdi beni anlayacağınızı umuyorum, torunlarıma bakacak bir kreş bulun. Annem olmaktan çok korkuyorum. Bu evden payıma düşenle, annemin aklındaki gemiye bilet almak istiyorum. Yeniden başlamak istiyorum. Hakkı seni seviyorum ama 45 senedir beraberiz. Ben hiç yalnız olmadım, bir süre tek başıma ve özgür olmak istiyorum. Dizlerim onca ağrımazdan önce.”
O gün, hepimiz yeniden başladık. Tüm ezberlerimizi yıkarak lakin bir araya gelişlerimizi koruyarak. Artık birbirimize anlatacak konular dağlar kadar.
Bizi ayırmasın diye masayı tuttuk, atmadık. Elimizde eskilerden bir o var. Kökümüz meşe, dallarımız kiraz, babaannemden aldığımız dersle çiçeklendik o sene.
Ailenin en büyüğü kadın, dünyadan göçerken ailenin bir araya toplandığı büyük masayı da dağıtır gider. Genelde aile yadigârıdır ve açılır model olur. Büyük bayram sofraları, yılbaşı masaları burada kurulur. Birbirini pijama ile görmeye alışık tüm aile kahvaltılarda burada buluşur. Kadın gider, şenlik dağılır. Kalanların ömrünce özleyeceği kokular ve lezzetler bırakır geride. Üzerine limon dilimlenmiş sarma, […]
Devamını Oku
Hayat insanı hep şaşırtıyor. İnsan kendini şaşırtıyor. Yeni yaş almadan gelecek ahkâmı kesmemek gerek, insan önündeki on yılda neye dönüşeceğini zamanı gelmeden bilemiyor. İnsana doydum, hayata doydum sandığım bir evreden sonra kendimi kurstan kursa sekerken buldum. Nereden çıktı bu yaşam sevgisi bilemiyorum. Yaşamı sevmek mi, yoksa ömür boşa geçiyor kaygısı mı onu da bilemiyorum. Terapiste […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku
Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]
Devamını Oku