Ali Cengizkan
Tüm Yazıları
Temelden Temelli
Ana Sayfa Tüm Yazılar Temelden Temelli

‘ORALI OLMAK’ Epeydir söylüyorum: Yeryüzünde bir yere ait olmak için, o yeri benimsemek, o yer’le ilgimizi artırmak ve yüksek tutmak gereklidir. Bunu daha da ‘veciz’ biçimde ifade edersek, “Oralı olmak için oralı olmak gerekir.” Günümüze değin bu deyiş tersinden anlaşıldı; herkes gittiği yere doğduğu yeri götürdü, büyük şehirlerimiz ve ‘küçük’ şehirlerimiz, şimdiye kadar hemşehri dernekleriyle […]

‘ORALI OLMAK’

Epeydir söylüyorum: Yeryüzünde bir yere ait olmak için, o yeri benimsemek, o yer’le ilgimizi artırmak ve yüksek tutmak gereklidir. Bunu daha da ‘veciz’ biçimde ifade edersek, “Oralı olmak için oralı olmak gerekir.” Günümüze değin bu deyiş tersinden anlaşıldı; herkes gittiği yere doğduğu yeri götürdü, büyük şehirlerimiz ve ‘küçük’ şehirlerimiz, şimdiye kadar hemşehri dernekleriyle dolup taşıyordu. Hâlâ da öyle. Kasabadan şehre göçenler, aidiyetlerini daha da tescillemek için ve o şehirden olmadıklarını kendilerine de durmadan hatırlatmak için, bu hemşehri derneklerine üye oldular ve güç topladılar. 1950 sonrası başlayan köyden şehre akın, 1957-58’den başlayarak, başka ülkelerdeki şehirlere de uzanınca, yer değiştirme ve göç, farklı nitelikler de kazandı.

Muradım şudur: Ankara’da doğmuş ve Ankaralı hisseden birisi olarak, yine de bulunduğum yerin farkına vardıkça, farklı yerden de olduğumu duyumsuyorum. Geleceğin dünyası, “Oralı olmak için oralı olmak ülküsüne inanan” yerleşik göçebelerin dünyası olacak. Bu sözcükleri Cemal Süreya’nın Göçebe, Metin Altıok’un Yerleşik Yabancı kitap ve şiir adlarıyla çakıştıranlar olacaktır kuşkusuz, varsın olsun! Benim derdim, yeryüzünde insanın bulunduğu yerle ilgilendiği ölçüde oraya ait olduğunu, bulunduğu yerle ilgilenmeyen insan tekinin ise, nerede bulunursa bulunsun, uzaylı kategorisinde sayılabileceğini söylemekle ilgili. Yani, “oralı olmadığı halde oralı olduğunu” iddia eden bir sürü insan var; şehirlerimizde milyonlarca kişi, bulunduğu kentte oturup, İstanbullu ya da Ankaralı olduğunu söylemekle yetiniyor, oysa hiç bile değiller. Ne evlerinin bulunduğu sokağın öyküsünü biliyorlar ne de şehirleriyle ilgili türkülerin ve şarkıların kaynağı konusundaki anlatıları… Geçenlerde Avanos merkezindeki 14. yüzyıl Selçuklu eseri çeşme bir gecede yıkılıvermiş; Koruma Kurulu haberdar ediliyor, mimar odaları ayağa kalkıyor. Bütün bunlar oluncaya kadar yerel yönetimi geçtim, aynı sokakta oturan hane halkları, ev sahipleri, dükkânı olan esnaf, çeşmenin musluğundan her gün su içmekte olan hemşehri, ne güne beklemekte? Çünkü onun bir Selçuklu dönemi yapısı olarak 600-700 yıldır ayakta durduğunu, suyunun hâlâ aktığını yani kaynağının hâlâ çalıştığını bilmiyorlar. Onlar Avanoslu sayılırlar mı?

TEMELLİ YERLEŞİMİ

Demek ki ‘oralı olmadığımızda oralı olunmuyor!’ Son 25-30 yıldır mekân, mimarlık ve planlama konularına böyle bir bakışla eğildiğimiz için, Ankara-Eskişehir karayolunda, ama aynı zamanda Haydarpaşa-Ankara demiryolu üzerinde kurulmuş olan köylerle ilgilendik. 1925-1928 arasında kurulan Etimesgut, Polatlı ve Sincan gibi, Temelli de Haydarpaşa-Ankara demiryolu hattı üzerinde Samutlu Köyü’nde kuruluyor ve 28 haneden oluşuyor. Temelli Numune Köyü de, öncekiler gibi, aslında erken Cumhuriyet döneminde Büyük Mübadele’den sonra Bulgaristan’dan ve Romanya’dan gelen göçmenler için kurulan, demiryolu üzerindeki örnek köylerden biri; 1950’lerin ortalarına kadar da göç alıyor. Etimesgut’taki 50 hanelik köyde olduğu gibi, burada da evlerin konumlandığı arsalar yaklaşık 1000m2, yani birer dönüm. Temelli’nin ilginçliği, yerleşim kurgusunun yarım daire iki sokaktan oluşması, ay ve yıldızı çağrıştırması, yıldız konumunda ise okul ve karakolun yer alması… Yıldızın ovaya ve Temelli’nin göç de aldığı Bacıköy’e doğru 500 metre kuzeyinde ise demiryolu istasyonu bulunmakta. İstasyon dediysek, binası yok, sadece bir in-bin platformu var ve köyü ona bağlayan yol; alçakgönüllü biçimde taş kaplıymış eskiden. Zamanla, okul yıkılmış, karakol başka yere taşınmış ve köyün kuruluşu unutturulmaya çalışılmış ama köy halkı Atatürk’ü ve yaptıklarını unutmamışlar ve bu numune köyün tek katlı taş evlerini ‘Atatürk Evi’ olarak adlandırmaya başlamışlar. Bu bilgiyi, kuşkusuz 2004 yılında ilk kez ziyaret ettiğimde öğrenmedim. ‘Etimesgut Örnek Köyü’nü 2005 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde araştırma konusu yaptıktan sonra, 2006’da meslektaşım Didem Kılıçkıran ile birlikte Temelli’yi çalışmak istedik. Çalıştıkça gördük öğrendik, araştırdıkça derinleştik. 2006 yılında KÜ VEKAM’ın desteği ve katkılarıyla ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde açtığımız sergiye, köy halkından herkesi davet ettik, minibüs gönderdik.1 Gelebilenler, gerçek bir üniversite ortamını tanıdılar ve kendi yerleşimlerinin önemini daha derinden hissetmeye başladılar. Sergi, daha sonra VEKAM’da da açıldı.

Cumhuriyet’in geliştirdiği “yerleşim”, o günkü adıyla “iskân” politikası, 1923-25 yıllarında demiryolu ve karayolu ile ulaşılmaya yatkın, tarım arazilerinden, akarsulardan ve doğal kaynaklardan yararlanabilen köyler kurmayı ve varolan köyleri eklerle geliştirmeyi hedeflemiş ve gerçekleştirmişti. Mübadele döneminde kurulan “Örnek (Numune) Köyler”, genellikle ızgara plana sahipti ve toplam konut birimi sayısının 50 olduğu bu köylerde, hane sayısı yoluyla nüfus, yönetim birimi büyüklüğü (muhtarlık) ve evlerin inşa düzeni kontrol ediliyordu. Bulgar mübadilleri için 1 Temmuz 1931 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla inşa edilen “Temelli (Samutlu) Örnek Köyü” ise, Trakya’da Bulgar göçmenleri için General Kazım Dirik’in 1940’lı yıllarda tasarladığı söylenen ve çok sayıda örneğinin uygulandığı bilinen daire planlı “İdeal Cumhuriyet Köyü”nün küçük bir kopyası görünümünde, dikkat çekici bir “ilk” ve “ön” örnektir.  

Temelli’de yaptığımız mimarlık ve sözlü tarih araştırmasının küçük bir bölümü yayımlandı.2 Sergi daha sonra Yapı Endüstri Merkezi’nin “Sanal Mimarlık Müzesi”nde yıllarca açık olarak yeraldı ve geniş kitlelerce izlendi. Zamanın Temelli Belediye Başkanı Alaattin Bera Türkoğlu, elinden gelen her türlü yardımı yaptı; onun gösterdiği ilgiyle, yakından incelediğimiz, köylülerce “Atatürk Evi” olarak adlandırılan evi kamulaştırmak ve bir Yerleşim Müzesi’ne dönüştürmek için korumak mümkün oldu. Kuşkusuz bu evin nasıl müzeleşeceğini de bir programla kayda bağlamıştık.3 Ev, belki de Türkiye’de Mübadele Müzeleri alanında bir ilk adımdır.

Aynı öğrenci grubunda, mübadele ve muhacir yerleşimleri çalışma alanıyla ilk kez karşılaşıp, uzmanlaşmak isteyenler oldu: Urla ve Çeşme bölgesi mübadil konutlarıyla ilgilenen bir yüksek lisans, ‘Temelli Örnek Köyü’ çevresinin bir ‘Ankara Uydu Kenti’ olarak yapılaşmasına karşı çıkan, tarım topraklarının imara açılmasının sürdürülebilir olmadığını savunan bir doktora tezi yazıldı.4 Sonuçta Temelli bugün 20 yıl önceki durumuna göre daha biliniyor, ama kuşkusuz yakınlarına kadar ilerleyen iki katlı villa mahallelerinde, Sincan OSB’nin hemen Malıköy’e dayanan bölgelerinde, buralarda çalışan ve konutlarda oturanların bilgisi dahilinde mi, sanmıyoruz. Ama Kurtuluş Savaşı’nın cephe gerisindeki Malıköy, karargâhın bulunduğu Alagöz gibi, pek çok yükü yerine getirmiş ve görevi üstlenmiş olan Temelli gibi bir bölgenin daha da tanınır olması gerektiğini düşünmekteyiz. 2006 alan çalışmasında şöyle diyordu Muhtar: 

“İçinde tuvalet bulunan bu evler buraya medeniyeti getirmiş, o zamana göre çok gelişmiş, modern evlermiş bunlar. Önceden dağköyü olan Samutlu, Atatürk’ün emriyle nahiye yapılmış. Bir zaman sonra nahiye müdürlüğü kalkmış, Polatlı’ya bağlanmış. Eskiden bir okul varmış burada, yıkılmış. Önce bir karakol varmış merkezde, yeri değişmiş. Okul lojmanı diye öğretmen evi yapılmış ileriki zamanlarda. Yine merkezde, yerden yüksek, içinde yüzülebilen bir havuz varmış, sonraları yerini toprakla aynı seviyede bir havuz almış. Temelli geliştikçe değişmiş her şey.”

Biz 2006 çalışmasıyla değişimin tam merkezinde yaşadık ve kayıt tuttuk: Alaattin Bera Türkoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde, evlerden birisini satın aldırmak ve bir sade, nahif, müze yapmak üzere gelecek yıllara taşıyabilmek için girişimde bulunduk. Türkiye’nin belki de ilk ‘göç müze evi’, en azından özgün malzemesi, mimarisiyle, bahçesiyle korunup geleceğe taşınmalı idi. Bugün 2025 Nisan’ında ev, hâlâ ayakta ancak büyükşehir sınırlarını genişleten ve köyleri mahalle kılan 5216 sayılı Büyükşehir Yasası (2004), Temelli’nin belediye unvanını da elinden aldı; yerleşimi Sincan Belediyesi’ne bağladı. Belediye temsiliyeti bir alt düzeye inince, yerleşimi doğrudan sahiplenen kurumsal kimlik de kalmadı. 

Gridal bir plana sahip olan, ayrıca çarşı, han, hamam, hastane ve yatı mektebi özgün yapılarının bulunduğu Etimesgut’ta ‘kentsel dönüşüm’ ve ‘kasıtlı yıpratma yaklaşımı’, yerleşimin izlerinin son yirmi yılda silinmesini getirdi. Temelli’de de ‘kasıtlı yıpratma’ sözkonusu oldu; sosyal hizmetler amaçlı yapılmış karakol, tarım aletleri deposu ve okul, farklı gerekçelerle yıkıldı, yer değiştirdi. Ancak yarım daire iki sokaktan oluşan yerleşim kurgusu, ayrıca sözkonusu 28 taş evin ‘Atatürk Evi’ olarak muhacirler tarafından belleğe yerleştirilmiş oluşu, bu ‘silinme’yi yavaşlattı. Bugün 2025’te on küsur ev ayakta kalmış olsa da, bir Yerleşim Müzesi’ne dönüştürme amacıyla özel korumaya alınmış olan ev, ‘bizlerin oralı olmamızın’ hem göstergelerinden hem de sonuçlarından birisi.

1- (2006). “Çağa Yerleşmek: Temelli / Dünü, Bugünü, Yarını”. ARCH 714 dersi sergisi; ODTÜ MF Sergi Salonu; 1 Haziran – 5 Ağustos 2006.

2- Cengizkan, A. ve Kılıçkıran, D. (2010). “Chapter 12: From The ‘Model Village’ to A Satellite Town: Reading Change in Temelli Through The Transformation of Its Residential Landscape.” Rural and Urban: Architecture Between Two Cultures. ed. Ballantyne, Routledge; 190-207.

3- Cengizkan, C. ve Kılıçkıran, D. (2007). “Bir Yerleşim Müzesi Önerisi: Temelli, Ankara”. Geçmişten Geleceğe Türkiye’de Müzecilik I, Sempozyumu. der. Önen, Tunç, Türkyılmaz, VEKAM Yayını, Ankara; 171-185.

4- Kural, N. (2009). “Parameters of Sustainability in Urban Residential Areas / A Critique of Temelli / Ankara”. ODTÜ MF Mimarlıkta Doktora.

Yazarın Diğer Yazıları
Kolektif Neşe Olanaklı Mı?

“Neşeli ol; hayatın tadını çıkar.” Arkeofili sitesi 15 Aralık 2016 tarihli yayınında, 2016 yılındaki en önemli arkeolojik keşifler arasında, yukarıdaki mozaiğin bulunuşunu sayıyor:  “İskeletli Mozaik, yedi mekânı tanımlanabilmiş konutun, avlu etrafında sıralanan mekânları ve avluya açılan geniş ziyafet salonunun tabanını süslüyordu. Tabanında bu mozaiklerin yer aldığı konutun inşası, sikke buluntulara göre en erken MS. 276 […]

Devamını Oku
Yeni Her Zaman Eskir

Baştan Çıkaran Yeni, Köhnemiş Eski ‘Yeni’, karşılaştırmalı ve yarışmacı dünyada, ‘eski’ye karşı hep bir adım önde tanıtır kendini: Eskimemiştir, yıpranmamıştır; fabrikadan yeni çıkmıştır, torna temizliği vardır üzerinde; sıfır kilometredir; başlangıçtır; ne olduğu pek bilinmez; bugünden katılır hayata, öyle, öncesini bilmediğimiz bir geçmişten gelen, köhnemiş değerler taşımaz… Yani, tarihini öğrenelim, sonra da onu ‘eski’ olarak takdir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku