Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Orhan Veli Kanık, hep “Beykozlu” olarak bilinir. Oysaki 36 yıllık kısa ömrünün yaklaşık 25 senesini Ankara’da geçirmiştir. O Ankara’da okumuş, Ankara’da çalışmış, Ankara’da âşık olmuş, Ankara’da en güzel şiirlerini yazmış, Ankara’da Garip Akımı’nı başlatmış; kısaca onun hayatında Ankara derin izler bırakmış… Tıpkı onun Ankara’da bıraktığı izler gibi… “Ankara Macerası […]
Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Orhan Veli Kanık, hep “Beykozlu” olarak bilinir. Oysaki 36 yıllık kısa ömrünün yaklaşık 25 senesini Ankara’da geçirmiştir. O Ankara’da okumuş, Ankara’da çalışmış, Ankara’da âşık olmuş, Ankara’da en güzel şiirlerini yazmış, Ankara’da Garip Akımı’nı başlatmış; kısaca onun hayatında Ankara derin izler bırakmış… Tıpkı onun Ankara’da bıraktığı izler gibi…
“Ankara Macerası Başlıyor”
Baba Mehmet Veli Kanık Bey, 1924’te Riyaset-i Cumhur Orkestrası Bando Şefi olarak Ankara’da göreve başlamasının ardından ailesini de yanına getirir. Böylece Orhan Veli’nin yolu Ankara ile kesişir. Önce Gazi – Latife Numune İlk Mektebi’nde, sonra da Ankara Erkek Lisesi’nde öğrenim görür. Taş Mektep olarak da bilinen bu okulda Garip Akımı’nı başlatacakları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile tanışacaktır.
Şiire merakı o yıllarda başlarken Oktay Rifat “İkimiz de şiir delisiydik. Orhan zil çalar çalmaz yanıma gelir. ‘Teneffüsü gavur etmeyelim’ derdi” diye anlatır.
Orhan Veli’nin okuldaki öğretmenleri arasında ise Ahmet Hamdi Tanpınar ön plana çıkar. Tanpınar “Suç ve Ceza” eserini tercüme ederken Orhan Veli de yardım ederek metinleri temize çeker. Çok yönlü bir kişiliği olan Orhan Veli okulun izci kolunda yer alırken tiyatroya da merak duyar. “Sesimiz” adlı okul dergisinde “Yahudinin Fendi Arnavudu Yendi” adında tek perdelik bir piyes kaleme alır. Ercüment Behzat Lav’ın yönettiği “Monna Vanna” ve “Zor Nikah”; Raşit Rıza Samako’nun sahnelediği “Aktör Kean” temsilinde rol alır.
“Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti”
28 Haziran 1933’te bakalorya sınavına Atatürk girer ve beş tam puan verir. O günü anlatırken “Bir talebeyi en çok korkutan imtihan bile Gazi’nin karşısında zevkli bir hadise oluyor.” cümlesiyle duygularını ifade edecektir. Ardından da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne kaydolur. Fakat 1936’da okulu yarım bırakarak Ankara’ya döner. Babasının arzusuyla memur olarak PTT kurumuna girer. Önce Muamelat Müdürlüğü’nde, sonra da Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu’nda çalışmaya başlar.
Memuriyet hayatının başlamasıyla şiire olan merakı daha da artar. Bu, onun için bir nevi kaçıştır. Varlık dergisinde ilk şiirleri yayımlanır. “Memuriyet ile şairliğin bağdaşamadığını gördüm ve şairliği tercih ettim.” diyerek güzel bir Ankara gününde istifa eder. Bunu da “Güzel Havalar” şiirinde dile getirecektir: “Beni bu güzel havalar mahvetti / Böyle havada istifa ettim / Evkaftaki memuriyetimden.” Orhan Veli’nin istifa ettiğini söylediği “Evkaf” bugün “Küçük Tiyatro” olarak bildiğimiz İkinci Evkaf Apartmanı olacaktır.
1937-1941 arası PTT’deki memuriyeti döneminde akşamları Posta Caddesi’nde soluğu alır. Kürdün Meyhanesi, Şükran, Karpiç, Üç Nal lokantalarında izlerini bırakır. Kimi zamansa Yenişehir’in kaldırımlarını arşınlar. Hatta Oktay Rifat ile birlikte Özen Pastanesi’nde Garip Akımı’nın ilk adımlarını atar. 1937’nin bir yaz günü birbirlerine ilk defa vezinsiz ve kafiyesiz şiirleri bu pastanede okurlar. Oktay Rifat bu şiirlerden sonra cesaretlerini topladıklarını ve Garip Akımı’nın başladığını belirtir.
“Ve Nahit Hanım”
Orhan Veli, “Ben Orhan Veli” şiirinde “Bir de sevgilim vardır pek muteber/ İsmini söyleyemem / Edebiyat tarihçisi bulsun” diyerek bir ismi üstü kapalı işaret eder. Bu kişi Nahit (Gelenbevi) Hanım’dır. Samet Ağaoğlu, Nahit Hanım için “Rönesans gibi kadın”, Cemal Süreya da “Bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın” yani “Cumhuriyet” gibi bir kadın benzetmesini yapar. Ankara Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olan Nahit Hanım aynı zamanda Maarif Müfettişi Halil Vedat Fıratlı’nın eşidir. Fıratlı çiftinin yaşadığı Atatürk Bulvarı üzerindeki Vardar Apartmanı cuma akşamları toplanılan bir edebiyat mahfilidir. Nurullah Ataç, Hasan Âli Yücel, Sabahattin Eyüboğlu, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Ahmet Muhip Dıranas ve daha nice isim bu evde bir araya gelir. Nahit Hanım ile Orhan Veli arasındaki bu aşk Güzin Dino’nun ifadesiyle, “herkesin bildiği ama dillendirmediği” gizli bir aşktır. Orhan Veli ölümüne kadar da bu aşktan asla vazgeçmeyecek, ikili Ankara’da birçok yerde izlerini ve anılarını bırakacaktır.
“Orhan Veli ve Dario Moreno”
Orhan Veli, Ekim 1945 – Ekim 1946 arası Tercüme Bürosu’nda çalışırken Yücel’in bakanlık görevinden ayrılması üzerine Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney, Yaşar Nabi, Sabahattin Ali gibi birçok isim görevinden ayrılır. Orhan Veli de işsiz kaldığı bu dönemde ucuz otellerde kalır. Dario Moreno ile de yolu bu şekilde kesişir. İkili, Hergelen Meydanı’nda üçüncü sınıf bir otelde aylarca oda arkadaşlığı yapar. Bomonti ve Gar Gazinosu’nda şarkı söyleyen Moreno arkadaşlıklarını şöyle anlatır:
“…Ucuz bir otel aramaya başladım. Nihayet iki kişilik bir oda buldum. Otelci ‘Oda arkadaşın geç gelir, her gece de içer. Şair miymiş ne imiş!’ dedi. O gece saat 2’ye doğru geldi. Kendini tanıttı: ‘Ben Tercüme Bürosu’ndan Orhan Veli.’”
“Ankara’ya Veda”
Orhan Veli, 1947-1950 arasında İstanbul – Ankara arası sıklıkla seyahat eder. Şehir Tiyatroları’nın bir siparişi üzerine Ankara’ya “Saygılı Yosma” oyununun çevirisini almak için döner. Ayrılacağı zaman ise onu en son gören kişi Ömer Faruk Toprak olur. Toprak, 11 Kasım 1950 Cumartesi sabahı Orhan Veli’yi Konur Sokak ile Meşrutiyet Caddesi’nin köşesinde görür.
“Elinde küçük bir çanta. Pastırma yazından kalma güneşli bir sabahın aydınlığında konuştuk. ‘Bolu üzerinden İstanbul’a gidiyorum’ dedi. Karşı kaldırıma geçince döndü, el salladı. Gülerek uzaklaştı.”
İşte o gün Orhan Veli son kez el sallar Ankara’ya… 14 Kasım 1950 Salı günü de geçirdiği bir beyin kanaması sonucu vefat eder.
Bir garip Orhan Veli geçti bu dünyadan ve Ankara’dan… 36 yıllık ömründe ardında anılar ve kaldırımlarında izlerini bırakarak…
Cumhuriyet’le birlikte Ankara gazeteci, yazar, ressam kısaca birçok entelektüele ev sahipliği yapar. Ayşe Kulin de henüz çocuk yaşlarda aynı zamanda bir kültür başkenti olan Ankara’da Soysal Apartmanı’nda yaşar. Şimdi gelin bu apartmana ve Kulin’in Ankara günlerine bakalım. “Soysal Apartmanı” Muhittin Bey’in Sular İdaresi Başkanı olarak görevlendirilmesi üzerine Kulin Ailesi, İstanbul’dan Ankara’ya, Soysal Apartmanı 2/1 numaralı […]
Devamını Oku
15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinin ardından sesini yükseltmek isteyen Türk milleti, İstanbul Sultanahmet başta olmak üzere birçok yerde protesto mitingi düzenler. 13 Ocak 1920’deki Sultanahmet Mitingi’nde Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey coşkulu bir konuşma yaparken Nâzım Hikmet kalabalığın arasında yaşananları büyük bir heyecanla takip eder ve “İşgale karşı ne yapabilirim?” diye kendine sorar. Ardından da Anadolu’ya […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku