Bugün ‘Atatürk Bulvarı’ olarak adlandırılan, Ankara’yı kuzey-güney yönünde kat eden ana ulaşım omurgasının öyküsü uzundur. KimiAnkaralı, bulvarı Keçiören’den başlatarak Kurtuluş Savaşı sırasında başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ilk yerleştikleri Kalaba ve Keçiören yöresindeki bağ evleri ile Mustafa Kemal’e savaş sonrasında oturması için Ankara Müftüsü tarafından öncülük edilerek armağan olarak sunulan Çankaya […]
Bugün ‘Atatürk Bulvarı’ olarak adlandırılan, Ankara’yı kuzey-güney yönünde kat eden ana ulaşım omurgasının öyküsü uzundur. Kimi
Ankaralı, bulvarı Keçiören’den başlatarak Kurtuluş Savaşı sırasında başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ilk yerleştikleri Kalaba ve Keçiören yöresindeki bağ evleri ile Mustafa Kemal’e savaş sonrasında oturması için Ankara Müftüsü tarafından öncülük edilerek armağan olarak sunulan Çankaya Köşkü arasındaki kentsel eksene bu ismi verir, kimisi de ekseni Ulus semtinden başlatır. Ulus ki, ismini harcıâlem geç Osmanlı Millet Bahçesi’nden almakla birlikte, gücünü ilk Meclis’ten, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden alır. Kurucu Meclis, hemen 1924 sonrasında görevi İkinci Meclis’e, yani Cumhuriyet Meclisi’ne bırakacak ve bu Meclis de 1962 yılında bugünkü Üçüncü TBMM açılana kadar etkinliğini Ulus’ta sürdürecektir.
19. yüzyıl boyunca Ankara’nın ticaret merkezi olan Ulus Meydanı yöresi, 23 Nisan 1920’de Milli Meclis’in açılması, 13 Ekim’de yeni başkent olan, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilanı sonrasında ise kalıcılaştığı tescillenen Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezidir adeta. Eskinin biricik oteli Taşhan, yeninin oteli
Ankara Palas buradadır. Dolayısıyla Ulus, ekonominin kalbi olduğu kadar, Osmanlı’dan devşirilen siyasetin ve siyasetçinin de anavatanıdır artık. Meclis’in arkasındaki Rüzgarlı Sokak’ta, Hakimiyet-i Milliye gazetesinin varlığı ve ismini Ulus olarak değiştirmesiyle birlikte, gücüne güç katar. Bakanlıkların hemen tümü, Başbakanlık, Maliye, Milli Eğitim, Adliye, Ticaret, Ulaştırma, Hariciye, Dahiliye, Gümrük ve Tekel bakanlıkları bu semttedir. İlk Türk bankası Türkiye İş Bankası, Ziraat Bankası, Osmanlı Bankası bu semtte iken, Osmanlı devletinin verdiği kapitülasyonlar ve Düyûn-u Umumiye kara bulutu, yine bu semtte dağıtılıp uzaklaştırılacak; yine özbeöz ve sanayi yatırımlarına dayanan
Sümerbank bu semtte kurulacak, giderek güçlü bir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu semtte konumlanacak ve bunu ev yapımı ve güçsüzlere yardımı üstlenecek olan Emlak ve Eytam Bankası’nın kuruluşu izleyecektir; işlem tamamdır. 1924 yılından başlayarak Ankara’ya taşınmak zorunda kalan yabancı ülke temsilcilikleri de öncelikle Ulus çevresindedirler. Artık bulvarın eski Hakimiyet-i Milliye, yeni adıyla ‘Ulus’ olan boğumunun adı ‘Bankalar Caddesi’ adıyla anılacaktır.
Sahi, Atatürk Bulvarı’nın boğumları sözkonusudur. Boğumlarla birlikte Atatürk Bulvarı’nın ortaya çıkışını da plana bağlayalım.
1924 yılında Ankara’da bulunan ve Almanya Sefareti’nin inşaatıyla ilgilenen Carl Christoph Lörcher’den istenen plan, Ulus’un önemini yansıtacak biçimde Parlamento’yu
Ankara Kalesi’nde düşünecek; bu plan mülkiyetler nedeniyle yeterince yeni yerleşim alanı yaratamayınca 1925 Planı’yla Ankara Yenişehir oluşturulacaktı. Lörcher’in tasarımında ortaya çıkan kentsel strüktür’ün önemli ögesi olarak ortaya çıkan omurganın (ki buna ‘ana ulaşım arteri’ demek de mümkündür) daha sonra Gençlik Parkı kapısının konumlanacağı noktasına kadar olan bölümüne “Bankalar Caddesi” denmeye başlandı. Ama esas, demiryolu geçidini geçtikten sonraki bölümü titiz biçimde isimlendirilmişti. Tam bir senaryo içinde bugün “Sıhhiye Meydanı” olarak adlandırılan Savaş Meydanı ile başlayan bulvar, “Millet Caddesi (Strasse der Nation)” olarak adlandırılıp sırasıyla Zafer Meydanı, Cumhuriyet Meydanı ve Güvenpark ile arkasındaki Vekaletler (Bakanlıklar) ve yeni Parlamento için ayrılan bölgeye ulaşmaktaydı. Bu ışınsal kurgu, Lörcher’in ve daha sonra Hermann Jansen’in, başkent Ankara’yı sırasıyla gelecek elli yıl için 250 bin ve 300 bin nüfuslu bir merkez olarak tahayyül etmelerinden kaynaklanıyordu. Ancak plancı aktörler değişse bile, ortaya atılan ve mekâna kazınan bu ışınsal ve ideolojik kurgu yaşadı.
Şehrin Lörcher ve Jansen sırası ve sonrasındaki gelişme ve genişlemeleriyle, özellikle 1930 yılında Jansen ve Oerley’nin katkılarıyla, o zamanlar “Atatürk Uranı” olarak adlandırılan yolun genişliği temiz 50 metreye çıkarıldı. Kentsel yeşile daha 1924 yılından beri duyulan tutku ve gereksinim, Ziraat Mektebi hocalarının katkılarıyla
Ankara’ya özgü sokak ağacı ve bahçe bitkisi arayışlarının bilimsel yöntemlerle gerçekleşmesini sağladı. Bentderesi ve Fidanlık bölgesinde tarım alanları bu konuya hasredildi; bizzat Gazi Mustafa Kemal tarafından Orman Çiftliği’nin kurulması Mayıs 1925’te gerçekleşti; ayrıca Ankara yakınlarında yetiştirme çiftlikleri kuruldu, başka şehirlerden getirilen fidanlar bu bölgelerde ve seralarda denendi. Hakimiyet-i Milliye (Ulus) Meydanı’ndan Jansen’in adlandırmasıyla “Opera Meydanı”na -ki halkın dilinde Hergelen Meydanı idi adı, “Bankalar Caddesi” deniliyordu. Opera’dan Sıhhiye Meydanı’na kadar olan bölümde İller Bankası, Namazgâh Tepesi’nde Türkocağı ve Etnoğrafya Müzesi, alt bölümde Hariciye Vekaleti, Türk Kuşu ve Türk Hava Kurumu, Ankara Radyosu, Olgunlaşma Enstitüsü, İsmet Paşa Kız Enstitüsü ile Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi yapıları, hastaneler bölgesinin eteklerini ve kafasını oluşturan Sıhhiye Meydanı’na kadar bir kültürel eksen, önlerinde gençliğe adanmış büyük parkla bütünlüyordu.
Bu ikinci boğum sonrası ise zamanla tam yeni kurulan şehrin ağırlık merkezinden geçtiği belli olan bulvarın her iki yanında da üç kat ve bir çekme kattan oluşan bulvar yapılarının bulunduğu, Atatürk Bulvarı merkez bölgesi yer alacaktı. Bulvarın en prestijli bölümü bu boğumdur. Jansen’in Yeni Şehir az katlı bir bahçe şehir iken bile görece daha çok katlı önerdiği bu boğumda yapılar, her iki yaya kaldırımında da büyük ağaçları adeta taşıyan bulvara bakarlar. Şehrin en prestijli bölümünden, şehrin ana omurgası bir merkez hattı gibi geçerse kuşkusuz zaman içinde de en önemli bölge burası olur. İlk başlarda, 1925-26’da bir berber bile bulunmayan bulvarda, mağazaların en iyi, en kaliteli, en büyük olanları, kültür alanı olarak sinemaların, kitap kırtasiyecilerin, kafe ve barların, bulvar pastanelerinin en iyileri de yer alacaktır.
Dördüncü boğum, Kızılay genel merkez binası ve parkının hemen karşısındaki Güvenpark ile başlar ve Akay yokuşu karşısına kadar Bakanlıklar ve devlet yapılarıyla devam eder ve nitekim, bu boğuma Bakanlıklar-Akay adını verebiliriz. 1962 yılında tamamlanacak ve tamamlanması sonrası aradan bağlanacak olan Eskişehir Yolu ile Güvenpark kamasından ayrılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu boğumun sonuna işaret eder. Ama Bulvar’ın esas doğu kaldırımıdır bu boğumun karakterini veren: 1933’e kadar iki katlı tekil elçilik yapılarının bulunduğu bölgede, apartmanlaşmanın hızlanması sonucunda ve dönüşen şartlar altında iyi markaların büyük mağazaları, tanınmış pastaneler, dünyaca ünlü firmaların Türkiye ve Ankara temsilcilikleri yer alacaktır.
Beşinci boğum Akay-Kuğulupark arasıdır ki, belki de Atatürk Bulvarı’nın en diplomatik bölgesidir! İki açıdan da: Bulvarın batı tarafında 1924’te Almanya ve Sovyetler Birliği (bugün Rusya) ile başlayarak İtalya,
ABD, Macaristan, Bulgaristan, Mısır ve öteki ülke büyükelçiliklerinin yanı sıra TRT yer alır. Doğu yakasında ise Büyük Ankara Oteli, Avusturya Büyükelçiliği, TÜBİTAK, Türk Dil Kurumu ve benzeri Türkiye Cumhuriyeti’nin yapı taşları…
Altıncı ve son boğum ise Kavaklıdere’den başlayarak Cumhuriyet’imizin kurucusu ve devrimlerin yaratıcısı, Türkiye’yi ve başkent Ankara’yı bugünkü haline kavuşturan, bütün bu anlatının esas kurucusu Mustafa
Kemal Atatürk’e armağan edilen alçakgönüllü bağ evi ve yanındaki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne kıvrılarak çıkan protokol yoludur. Farklı siyasetçiler döneminde önemi görmezden gelinse, kullanım dışı bırakılarak müzeleştirilse bile, başkent Ankara ve bütün Türkiye üzerindeki güney ışığını korumayı sürdürmektedir. Bu bir güçlü irade, gelecek bilinci ve kendi toplumuna güvenme, özgüven aşılama boğumudur. Işığı sonsuzdur.
Başkentin Mimarlığı ‘Başkentin Mimarlığı / Mimarlığın Başkenti’… Bu türden tamlama tekerlemelerini son zamanlarda çok duyageldik, çünkü çok yapılageldi. Ama mimarlık alanında bunu her söylediğimizde, bir gerçekliği de ifade etmiş olduğumuzun farkında mıyız? Mimarlığımızın da başkenti olarak Ankara, hiç de yanlış bir önerme değil. Kendisine sorsak: Birinci Meclis, ki ‘Kurtuluş Meclisi’ olarak anılır (1920-1924); İkinci Meclis […]
Devamını Oku
Bağ da var, Büklüm Büklüm Yolları da… Daha başlıkla birlikte, hemen bir müziğin ritmine, çağcıl bir türkünün sözcük dizimine bağlanıyoruz değil mi? “Ankara’nın bağları da, büklüm büklüm yolları…” Ankara’nın bağları, bağ evleri vardır; hem de içlerindeki yaşam, bir bütün olarak ne denli çarpıcıdır ve yüzyıllara, kent tarihinin en azından iki yüzyılına damgasını vuran bir olgudur. […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku