Sinan Meydan
Tüm Yazıları
Cumhuriyet Saati
Ana Sayfa Tüm Yazılar Cumhuriyet Saati

“Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!” (Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, 10 Ağustos 1915, Gelibolu, Conkbayırı) I. Dünya Savaşı günleriydi. Çanakkale Kara Muharebeleri tüm şiddetiyle devam ediyordu. Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal’in, 10 Ağustos […]

“Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!” (Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, 10 Ağustos 1915, Gelibolu, Conkbayırı)

I. Dünya Savaşı günleriydi. Çanakkale Kara Muharebeleri tüm şiddetiyle devam ediyordu. Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal’in, 10 Ağustos 1915 günü Conkbayırı’ndaki çarpışmalarda bir şarapnel parçasıyla yaralanmasını bir cep saati önledi. Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor: 

“Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anı idi. Saatime baktım, dört buçuğa geliyordu… Askerlerimiz ve zabitlerimiz, kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar… Gökten şarapnel, demir parçaları yağıyordu… Bütün Conkbayırı kesif dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Muharebe meydanındaki durumu izlerken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfuz edemedi. Yalnız, kalınca derin bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını bilâhare, bugünün hatırası olmak üzere, Liman (Von Sanders) Paşa’ya verdim. O da, aile asalet armasını içeren, kendi saatini bana verdi.” 

Von Sanders’in 1929’da ölümünden sonra, Conkbayırı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını kurtaran o saat kayboldu. Çalındığı ya da bir Amerikalıya satıldığı söyleniyor. Saati üreten firma, 1939 yılında, saati bulmak için bir kampanya başlattı. Saat hâlâ bulunamadı. 

O saat kayboldu, ama Türkiye’nin saati çalışmaya devam etti: Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nı kaybetti. Emperyalist ülkeler Sevr Antlaşması ile Osmanlı topraklarını paylaştılar. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen Türk Kurtuluş Savaşı, Türkiye’nin kötü kaderini değiştirdi. Sonunda ülke bağımsızlığa, halk egemenliğine sahip oldu. 

 ULUSAL EGEMENLİK SAATİ 

Gerçek şu ki, Aydınlanma ve Sanayi devrimlerini yapamamış, yüzde 90’ı-95’i okur-yazar olmayan bir din-tarım toplumunda, 600 yıllık saltanat ve hilafet gölgesinde, çok uluslu bir imparatorluğun enkazından bir cumhuriyet çıkarmak hiç de kolay değildi.  Bu nedenle Mustafa Kemal (Atatürk), –yeri ve zamanı gelinceye kadar- cumhuriyeti “vicdanında milli bir sır” olarak sakladı. Bu sırada “cumhuriyet” sözünü hiç kullanmadan, sürekli “milli egemenliğe” vurgu yaparak ülkeyi –üstelik Kurtuluş Savaşı sırasında- adım adım cumhuriyete taşıdı.  21-22 Haziran 1919’da hazırlayıp yayınladığı Amasya Genelgesi’nde “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” dedi. Böylece cumhuriyete giden yolun ilk adımını atmış oldu. 1919’da Erzurum Kongresi’nde “milli iradeyi etkin kılmak esastır” kararı alınırken, ulusu temsil etmek için bir Temsil Heyeti kurulurken ve Sivas Kongresi’nde dağınık haldeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” (ARMHC) olarak adlandırılırken Atatürk’ün aklında meclis ve cumhuriyet vardı.  

 SULTANSIZ MECLİS SAATİ 

Mustafa Kemal (Atatürk), 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM’ye bir “padişah temsilcisi atanmasına” karşı çıktı. “Meclis’in üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur” kararının alınmasını sağladı. Böylece TBMM, üzerine saray/sultan gölgesi düşmeyen ilk meclisimiz oldu. 

10 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (1921 Anayasası’nın) ilk üç maddesinde, cumhuriyetin ve yeni devletin tanımı yapıldı. Anayasa’da yeni rejimin adı açıkça belirtilmemesine karşın, yeni devletin adı açıkça belirtildi. Birinci maddede, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır.” denildi. İkinci maddede, “Yürütme ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde toplanır.” denildi. Üçüncü maddede ise “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir ve hükümeti Büyük Millet Meclisi Hükümeti unvanını taşır.” denildi. 

1921 Anayasası’nda sultan/halifeye yer verilmedi. Aslında buna itiraz edenler olmuştu. Bunun üzerine Atatürk, “Kanun-i Esasi’mizi (Osmanlı Anayasası’nı) külliyen kaldırmıyoruz!” diyerek, Osmanlı Anayasası’nda saltanat ve hilafetin yer aldığını belirterek konuyu kapatmıştı. Böylece 1921 Anayasası “sultansız ilk anayasamız” oldu. Ayrıca anayasada halifeye de yer verilmedi.

 SALTANATSIZ HİLAFET SAATİ 

Müttefik Devletler, 27 Ekim 1922’de hem İstanbul hem Ankara hükümetini Lozan Barış Görüşmeleri’ne davet ettiler. Bunun üzerine İstanbul’daki Saray Hükümeti’nin Sadrazamı Tevfik Paşa, 29 Ekim 1922’de TBMM Başkanlığı’na bir yazı göndererek Lozan Görüşmeleri’nde İstanbul ve Ankara hükümetlerinin birlikte hareket etmelerini önerdi. Atatürk, Tevfik Paşa’nın teklifini “Türkiye Devleti, yalnız TBMM Hükümeti tarafından temsil edilir.” diyerek reddetti.  

Atatürk, cumhuriyeti ilan edebilmek için önce saltanatı kaldırmak istiyor, bunun için en uygun zamanı bekliyordu. O zaman gelmişti. Lozan Görüşmeleri öncesinde yaratılan ikiliğe son verme gerekçesiyle saltanatın kaldırılmasını istedi. Tepkilere engel olmak için şimdilik hilafete dokunulmayacaktı. TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanat ile hilafeti birbirinden ayırıp saltanatı kaldırdı. Ayrıca halifenin de yetkileri elinden alındı. 17 Kasım 1922’de Halife Vahdettin, İngilizlere sığınıp Türkiye’den kaçınca, 18 Kasım 1922’de TBMM, Abdülmecit Efendi’yi yeni halife olarak seçti. Abdülmecit Efendi saltanatsız halifeydi. 

 DEVRİMCİ PARTİ SAATİ 

Atatürk, cumhuriyeti ilan etmek ve çeşitli devrimler yapabilmek için devrimci bir siyasal partiye ve meclise ihtiyaç duydu. Nisan 1923’te Meclis, oy birliğiyle seçim kararı aldı. Atatürk’ün belirlediği aday listeleriyle seçime gidildi.  

Atatürk, 8 Nisan 1923’te, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ni “Halk Fırkası”na dönüştürmek amacıyla “9 Umde Beyannamesi”ni yayımladı. 9 Eylül 1923’te de Halk Fırkası’nı kurdu. Cumhuriyeti ilan etmek için artık her şey hazırdı. Ziya Gökalp, Ağaoğlu Ahmet, Yunus Nadi ve Seyid Bey’den oluşan bir komisyon İstasyon Binası’nda Anayasa’da yapılacak değişiklikleri belirlemek için çalışmaya başladı. Çalışmalara sıklıkla Atatürk başkanlık ediyordu. 

Atatürk, 22 Eylül 1923’te Avusturya gazetesi Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte, 1921 Anayasası’nın ilk iki maddesini hatırlatarak “Bu iki maddeyi bir kelimede özetlemek mümkündür: cumhuriyet.” diyecekti. Haber, 24 Eylül’de Tevhid-i Efkâr’da, 28 Eylül’de Neue Freie Presse’te yayımlanacaktı.

 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ SAATİ 

11 Ağustos 1923’te II. Meclis açıldı. Mustafa Kemal (Atatürk) Meclis Başkanlığı’na, Ali Fuat (Cebesoy) İkinci Başkanlığa, Fethi (Okyar) da Başbakanlı’ğa ve İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Ancak o dönemde bakanların Meclis içinden tek tek seçilmesi, Meclis’te ciddi sorunlara neden oluyordu. Bakan olamayan vekiller hükümetin işleyişine engel oluyorlar, bu nedenle sık sık bakanlar değişiyordu. Bu arada Meclis’te Rauf (Orbay)’ın etkisinde bir muhalefet filizleniyordu. Atatürk, cumhuriyet için beklediği zamanın geldiğine karar verdi. Nutuk’taki ifadesiyle “Uygulaması için sıra beklediğim bir düşüncenin uygulanma zamanı gelmişti. Bunu itiraf edeyim.” 

Atatürk, Fethi Bey’den İçişleri Bakanlığı görevini bırakmasını istedi. Fethi Bey, 24 Ekim 1923’te İçişleri Bakanlığı görevinden ayrıldı. Ali Fuat Paşa da aynı gün Meclis İkinci Başkanlığı görevinden ayrıldı. Boşalan yerler için seçim yapılacaktı.  25 Ekim 1923’te Halk Fırkası Grubu, muhaliflerden İstanbul Milletvekili Rauf Bey’i Meclis İkinci Başkanlığı’na, Erzincan Milletvekili Sabit (Sağıroğlu) Bey’i de İçişleri Bakanlığı’na aday gösterdi. Bu isimlere karşı Atatürk ise Meclis İkinci Başkanlığı için Sinop Milletvekili Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’i, İçişleri Bakanlığı için de Çorum Milletvekili Ferit (Törümküney) Bey’i destekledi. Atatürk’ün “gizli muhalefet” dediği grubun çabasıyla Meclis İkinci Başkanlığı’na Rauf Bey, İçişleri Bakanlığı’na da Sabit Bey seçildi.  

Bunun üzerine Atatürk, kabineyi Çankaya’da toplayıp bir durum değerlendirmesi yaptı. Karşı hamle olarak Başbakan Fethi Bey’in ve diğer bakanların istifa etmelerini istedi. Ordunun başındaki Fevzi (Çakmak) Paşa hariç herkes istifa edecekti. İstifa eden vekiller Meclis’te yeni kabineye seçilmeleri halinde bu görevi de kabul etmeyeceklerdi. Bu plan, 26 Ekim 1923’te uygulandı. Böylece bir hükümet krizi çıktı (çıkarıldı).  Şimdi muhalefetin, Meclis’in onaylayacağı bir liste hazırlaması gerekiyordu. Atatürk, mevcut sistemde bunu başaramayacaklarını biliyordu. Atatürk, hükümetin kurulamamasının ‘Meclis Hükümeti Sistemi’nden kaynaklandığını belirterek sorunu çözmek için sistem değişikliğini gündeme getirip cumhuriyeti ilan edecekti. Plan buydu. 

27 Ekim 1923’te yeni hükümeti kurmak için Meclis’te kulis çalışmaları başladı. Kısa sürede birçok liste ortaya çıktı. Grupların sayısı arttı. Örgütsüz muhalefet bir bütün olarak hareket edemedi. Hükümet kurma çalışmaları 28 Ekim 1923 Pazar akşamına kadar sürdü.  

28 Ekim 1923’te Halk Fırkası Grubu, bir kere daha toplandı. Çeşitli öneriler tartışıldıktan sonra hazırlanan bir liste kabul edildi. Ancak hâlâ bazı sorunlar vardı. Fethi Bey ve birçok milletvekili, görüşlerini almak için Atatürk’ün toplantıya davet edilmesini istedi. Atatürk toplantıya geldi. Listedeki bazı isimlerin listeye girmek istemediklerini gördü. Kesin bir aday listesi hazırlanmasını isteyerek toplantıdan ayrıldı. 

Atatürk, beklediği anın geldiğine karar verdi. Meclis’ten çıkarken bazı milletvekili arkadaşlarını Çankaya’ya akşam yemeğine davet etti. 28 Ekim 1923 Pazar akşamı İsmet (İnönü), Kazım (Özalp), Fethi   .

(Okyar), Ruşen Eşref (Ünaydın), Fuat (Bulca), Kemalettin Sami (Gökçen), Halit (Karsıalan), Çankaya’da Atatürk’ün sofrasında bir araya geldi. Toplantı, Çankaya Köşkü tadilata alındığı için bahçedeki küçük evde yapıldı. 

Sonrasını Atatürk’ten dinleyelim: “Yemek sırasında ‘Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar derhal düşünceme daldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim.” 

Plana göre sabahki grup toplantısına Atatürk katılmayacak, daha sonra sorunu çözmek için Kemalettin Sami Paşa bir önerge vererek Atatürk’ü toplantıya davet edecek ve Atatürk gelip gerekli yasal değişiklikleri teklif edecekti.  Misafirler ayrıldı. Atatürk, İsmet Paşa’nın kalmasını istedi. Hemen bir masanın başına geçtiler. Kalem kâğıt İsmet Paşa’nın elindeydi. Atatürk, 1921 Anayasası’nın bazı maddelerinde gerekli değişiklikleri yaptı. Birinci maddenin sonuna, “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir.” diye ekledi. 

 Ve CUMHURİYET SAATİ 

Tarih: 29 Ekim 1923 Pazartesi. O sabah gazete manşetlerinde cumhuriyetin ilan edileceği değil,   hükümet bunalımı vardı. 

Saat 10.00: Halk Fırkası Grubu Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. Toplantıda değişik hükümet alternatifleri üzerinde durulmasına rağmen yine sonuç alınamadı. Bunun üzerine Kemalettin Sami Paşa, sorunu çözmek için Atatürk’ün Meclis’e çağrılmasını önerdi. Önerge kabul edildi. Atatürk geldi. Toplantı salonuna girer girmez kürsüye çıkıp “Bana bir saat kadar müsaade buyurun, bulacağım çözüm yolunu bildiririm.” dedi. Fethi Bey, bu öneriyi oylamaya sundu. Öneri kabul edildi. Atatürk bu bir saat içinde gereken kişileri Meclis’teki odasına davet ederek onlara bir gece önce hazırladığı karar tasarısını gösterip bulduğu çözümü anlattı.

Atatürk’e kulak verelim: “Görüşmeler sırasında Çankaya’da evimde bulunuyordum. Kemalettin Sami Paşa’nın önergesinin kabul edilmesi üzerine toplantıya davet edildim. Toplantı salonuna girer girmez doğruca kürsüye çıktım ve kısaca şu görüş ve teklifleri ortaya attım. Efendiler, dedim. Hükümet üyelerinin seçiminde görüş birliği sağlanamadığı anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar müsaade buyurun. Bulacağım çözüm yolunu bildiririm.”

Fethi Bey teklifi oya sundu, teklif kabul edildi. 

Saat 12.30: Toplantıya ara verildi.  Atatürk bu bir saat içinde gereken kişileri Meclis’teki odasına davet ederek onlara 28 Ekim gecesi hazırladığı 5 maddelik Teşkilat-ı Esasiye Kanunu değişikliğini gösterip hükümet bunalımını çözmek için bulduğu formülü anlattı. Çözüm, yapılacak bir anayasa değişikliğiyle cumhuriyeti ilan etmekti. Böylece Meclis’in seçmediği başbakanı cumhurbaşkanı atayacak, bakanları da başbakan belirleyecekti. 

Saat 13.30: Parti Genel Kurulu, Fethi Bey’in başkanlığında toplandı. Bu toplantı gizliydi. Atatürk yeniden kürsüye çıktı. “Kusur, takip etmekte olduğumuz usul ve şekildedir.” dedi. Sonra “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı noktalarını açıklığa kavuşturmak lazımdır. Teklifim şudur.” diyerek 5 maddelik tasarıyı Meclis Kâtibi Ruşen Eşref Bey’e uzattı. Tasarı okunduğunda, Atatürk’ün “cumhuriyet” teklif ettiği anlaşıldı. 

Bunun üzerine parti grubunda görüşmeler hemen başladı. Söz alan milletvekillerinin çoğu Atatürk’ün önerisini destekleyip cumhuriyetin öneminden söz ettiler. Örneğin, Tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra kime sorarsanız bu cumhuriyettir, doğan çocuğun adıdır.” dedi. Antalya Milletvekili Rasih Hoca da “Din bakımından da en uygun hükümet şekli cumhuriyettir.” dedi. Sözlerini “Yaşasın cumhuriyet!” diye bitirdi. Grup hareketlendi. Bu arada İsmet Paşa kürsüye geldi. Türkiye’de bir devlet başkanının olmamasının Avrupa ülkeleriyle ilişkileri olumsuz etkilediğini söyleyerek şunları söyledi: “Millet hâkimiyeti fiili olarak eline almıştır. O halde bunu hukuki olarak dile getirmekten neden çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan başbakan seçilmesini teklif etmek kanunsuz olur. Bunda şüpheye yer yoktur. Başbakanın seçilebilmesi için Gazi Paşa Hazretlerinin teklifinin kanunlaşması gerekir.” Sonra Meclis’in en yaşlı üyesi Abdurrahman Şeref Bey kürsüye geldi: “Hükümet biçimlerini birer birer saymak gereksizdir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin,” dedi. 

Ve Mustafa Kemal (Atatürk)’ün cumhuriyet tasarısı, Halk Fırkası (Partisi) grup toplantısında kabul edildi. Milletvekilleri Meclis’e geçtiler. 

Saat: 18.00: Meclis toplandı. Tarihi oturum başladı. Kısa bir süre öncesine kadar petrol lambasıyla aydınlatılan genel kurula elektrik verilmişti. Dinleyici locaları tıklım tıklımdı. Tasarı okundu ve oylamaya geçildi. 11 üye ile toplanan Anayasa Komisyonu, cumhuriyet tasarısını görüşmeye başladı. 

Saat 19.00: Komisyon, düzenlediği tasarıyı ve bu konudaki raporunu Meclis’e sundu. Anayasa Komisyonu’nun Meclis’e sunduğu raporda Kurtuluş Savaşı’nın “hâkimiyet milletindir” ilkesine dayalı biçimde yapıldığı ve cumhuriyetin bunun doğal sonucu olduğu belirtiliyordu. Meclis görüşmeleri başladı. Komisyon Başkanı Yunus Nadi Bey, uzun bir konuşma yaptı. Tasarı hakkında konuşma yapan milletvekilleri, cumhuriyeti desteklediklerini söylediler. Örneğin Vasıf (Çınar) Bey şunları söyledi: 

“O sultan, gözünün önünde Kuran’ın, dininin mabedinin çiğnendiği vakit gözünü kapamıştı, vicdanını tıkamıştı. O sultan, gözünün önünde genç Türk kızlarının ismeti parçalanırken kalbi susmuştu… Türk milleti bundan sonra hiçbir ferdin esiri olamaz. Bundan böyle doğrudan doğruya kendisi hâkim, kendisi efendidir. Mukadderatına kendisi el koymuştur… Türk milletinin kanını emerek, Türk milletini daima ‘köle’ gibi görerek onların arkasında şahsi menfaatlerini gütmek isteyen ve onların peşinde koşan ne kadar hain zümreler varsa hepsi beraber yıkılacaktır…” 

Daha sonra cumhuriyetin öneminden söz eden Mehmet Emin (Yurdakul) Bey ayağa kalkarak üç kere “Yaşasın cumhuriyet!” diye bağırdı. Bu konuşmadan sonra cumhuriyet tasarısı okunarak oylamaya geçildi. 

Saat 20.30: TBMM’de, Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda bazı değişiklikler yapan; Türkiye’yi cumhuriyete ve kabine sistemine geçiren tasarı oylandı. Her milletvekili oyunu bir kaba attı. Oylama 15 dakikada bitti. Cumhuriyet ilan edildiğinde saat 20.30’u gösteriyordu. O gün Meclis’i yöneten Çorum Milletvekili İsmet (Eker) Bey, “Tasarı oy birliğiyle kabul edilmiştir.” diyerek sonucu açıkladı. Oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamı cumhuriyete geçilmesini kabul etmişti. “Yaşasın cumhuriyet” sesleri Meclis duvarlarını aşıp Ankara’nın sokaklarına taştı.  

Saat 20.45: Cumhuriyetin ilanından sadece 15 dakika sonra gizli oyla cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. 42 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), 158 oyla cumhurbaşkanı seçildi. 

Gazi Mustafa Kemal Paşa, alkışlar arasında kürsüye geldi, o gün diş ağrısı çekiyordu, o nedenle kısa bir teşekkür konuşması yaptı. “Asırlardan beri Şark’ta mağdur ve mazlum olan milletimizin, Türk milletinin sahip olduğu vasıfların artık medeniyet dünyasında daha iyi ortaya konulacağını” belirterek ve “Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.” diyerek sözlerini bitirdi. 

“Yaşasın Cumhuriyet”, “Yaşasın Mustafa Kemal Paşa” sesleri Meclis duvarlarını aşıp Ankara’ya, Türkiye’ye yayıldı.

***

10 Ağustos 1915’te, Çanakkale Kara Muharebeleri’nde Conkbayırı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını kurtaran o saat olmasaydı, belki de Kurtuluş Savaşı kazanılamayacak ve cumhuriyet ilan edilemeyecekti. Çünkü Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyerek yönetip başarıya ulaştıran ve Türkiye’yi meşruti monarşiden cumhuriyete taşıyan Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değildi. Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıkmasını sağlayan Çanakkale Kara Muharebeleri ve orada onun hayatını kurtaran o saat, 8 yıl sonra, 29 Ekim 1923’te saat 20.30’da Türkiye’nin saatinin “cumhuriyet saati” olmasını sağladı. 

Cumhuriyet ilelebet payidar kalacak; “Cumhuriyet saati” hiç durmayacak.

Yazarın Diğer Yazıları
Vahdettin’in Kaçışı

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: Vahdettin Efendi, bu gece saraydan kaçmıştır.” (M. Kemal Atatürk, Nutuk) Son Padişah Vahdettin, 17 Kasım 1922’de, İstanbul’u işgal altında tutan İngiltere’ye sığınarak Türkiye’den kaçtı. II. Mehmet (Fatih) 1453’te İstanbul’u fethetmişti. VI. Mehmet (Vahdettin) ise 1922’de İstanbul işgal altındayken İstanbul’u işgal edenlere sığınıp kaçtı.  İNGİLİZ GEMİSİYLE KAÇTI […]

Devamını Oku
Atatürk’ün Cumhuriyeti

Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak; meclis üstünlüğüne, ulusal egemenliğe, laik hukuka, demokrasiye, fırsat eşitliğine, tam bağımsızlığa, ulusal bütünlüğe, kadın haklarına, uygar yaşama sahip çıkmaktır. Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak geçmişe saplanıp kalmak değil, akılla, bilimle aydınlık geleceğe yönelmektir. 1923 yılında Türkiye’de cumhuriyeti ilan etmek hiç de kolay değildi. Aydınlanma ve Sanayi Devrimlerini yapamamış, yüzde 90-95’i okur-yazar olmayan, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku