Karanfil Dergi
Tüm Yazıları
Atatürk’ün Koliba’sı…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Atatürk’ün Koliba’sı…

1926… Güneşli bir nisan sabahı Mustafa Kemal Orman Çiftliğiarazisi içinde dolaşırken Söğütözü mevkiinde bir an duraksar. Gözlerini diker söğüt ağaçlarına. Sessizliği yalnızca kuş seslerinin insana huzur veren o cıvıltısı bozmaktadır. Gazi, ciğerlerini temiz havayla doldururken kısar gözlerini söğütlerin hışırtısına kulak verir. Bir an düşer aklına; Selanik ve o çocukluk günleri. Sonra da birkaç yıl önce […]

1926… Güneşli bir nisan sabahı Mustafa Kemal Orman Çiftliği
arazisi içinde dolaşırken Söğütözü mevkiinde bir an duraksar. Gözlerini diker söğüt ağaçlarına. Sessizliği yalnızca kuş seslerinin insana huzur veren o cıvıltısı bozmaktadır. Gazi, ciğerlerini temiz havayla doldururken kısar gözlerini söğütlerin hışırtısına kulak verir. Bir an düşer aklına; Selanik ve o çocukluk günleri. Sonra da birkaç yıl önce kaybettiği anası, Zübeyde Hanım… İçlenir. Söğütlerin arasından süzülen serin bir nisan rüzgârı Selanik’in o tuzlu, genzi yakan deniz kokusunu getirir burnuna. “Ne güzel bir yer ne kadar da sakin… Burada bir kolibam (kulübem) olmasını isterdim” diye mırıldanır. Ve sonra… Söğütlerin hemen yanı başında bir “Koliba” yani kulübe yapılması için çalışmalara başlanır. 

“Asırlık Bir Kulübe: Koliba”

Koliba’ya ilişkin o günleri anlatan tanıklar nadirdir. Bir başka anlatıda da Mustafa Kemal’in bir köylünün kulübesinde soluklandığı ve ardından da “benim de şurada bir kulübem olsaydı keşke” diye ifade ettiği belirtilir. Gerçek şu ki Gazi, bundan yaklaşık 98 sene önce huzur bulduğu bu yerde bir kulübenin inşa edilmesini istemiştir. Hatta kendisi de yapımı sırasında çalışmaları yerinde takip etmiştir. 

Rumeli şivesiyle “koliba” dediği bu mütevazı küçük kulübe, halen Söğütözü’nde varlığını korur. 1924’ten itibaren Çankaya Köşkü’nde
görev alan gerek özel kalem gerekse genel sekreter vekili olarak çalışan Hasan Rıza Soyak, Koliba’nın yapımına tanık olan nadir isimlerden biridir. ‘Atatürk’ten Hatıralar’ isimli kitabında Koliba’ya dair şu anekdotları paylaşmıştır: 

Balgat köyünün altında “Söğütözü” denilen bir yer vardır; burada oldukça bol su, bir küçük havuz ile ilk zamanlarda belki yüz kadar yetişmiş söğüt ağacı mevcuttu. Atatürk çok beğendiği bu yerde küçük bir köy evi, daha doğrusu O’nun deyişiyle bir koliba (kulübe) ve bir çardak yaptırmak istedi, fakat kulübe ile çardak için ayırdığı parçada 20-30 söğüt ağacı bulunuyordu. Bunları kesmek lazımdı. Daha ilk anda büyük bir güçlükle karşılaşılmıştı; ağaçları bir türlü feda edemiyordu. Nihayet düşünmüş, taşınmış, söğütleri yanlara nakletmek kararını vermişti. Bu kendisi için çok önemli işi bizzat yapacaktı. Çiftlikten lüzumu kadar amele seçildi. Bir gün, kendisi başta faaliyete geçildi. İlkin yerleri değiştirilecek ağaçlar için yeni çukurlar açtırdı. Sonra ağaçlan söktürüp hazırlanan çukurlara diktirmeye başladı. Sabahları gayet erken, iş yerine geliyor, akşam oluncaya kadar işçilerle beraber çalışıyordu. Öğle yemeklerini orada yiyordu. Paydos zamanlan da yere serilen hasır ve seccadeler üzerinde dinleniyordu. Günlük resmi işleri de orada görüyor, hazırlanan evrakı yine orada imzalıyordu. (…) Böylece birkaç gün çalışıldı. Bir akşam artık iş bitmiş, kulübe için seçtiği yer açılmıştı. Kendisi memnun olmakla beraber biraz düşünceli yere çömelmiş, etrafı gözden geçiriyordu; ben ayakta duruyordum. Başını kaldırıp sordu: “Ne dersin çocuk; acaba bu ağaçlar tutacak mı?” 

“Katî bir şey söyleyemem paşam” dedim. Yalnız bendenize öyle geliyor ki, önümüzdeki kış çiftlik yakacak bakımından sıkıntı çekmeyecektir.” 

Yüzü pembeleşti; bıyık altından gülmeye başladı: “Bana da öyle geliyor, hele dur bakalım” dedi.

Hasan Rıza Bey ile Gazi’nin konuşmasında geçen “bu ağaçlar tutacak mı?” sorusu yıllar içinde yanıt bulur. Evet! O sökülen ve başka bir yere nakledilen ağaçlar tutar. Bugün de o söğütler kulübenin etrafında varlığını korur. 

Anılardan öğrendiğimiz üzere Mustafa Kemal, bu Koliba’ya belki de annesinin anısını yaşatmak için ondan yadigâr Ladik halısını, bir gaz lambasını koyar. Çankaya’dan sıklıkla Söğütözü’ndeki bu mütevazı kulübeye gidip istirahat eder. Yeşilliklerin içinde huzur bulan Gazi, hemen yan tarafta iki odalı, içinde ocağı da bulunan bir kulübe daha yaptırır. Bu yapı içine küçük bir ocak konur. Yemek yapmak, çay ve kahve hazırlamak için burası kullanılır. Niyazi Ahmet Banoğlu “Atatürk’ün Kulübesi ve Başyazar Atatürk” adlı kitabında Koliba’nın içinde bulunan sediri ve üzerine serili örtüyü de Zübeyde Hanım’ın ölmeden evvel oğluna hediye ettiğini ifade eder. Ardından da “Belki de annesinin kokusunu taşıyan eşyaların sihirli kuvveti mi kendisini buraya çekerdi?” sorusunu sorar. 

“Başka Anılarda Koliba”

Ankara eşrafından Nezihe Araz da “Mustafa Kemal’in Ankara’sı” adlı kitabında bu yapıya dair bize bilgi verir ve şöyle söyler: “… yaşadığı hayatın yüklerinden, insanların çekişmesinden, o kalabalıklar içindeki yalnızlığından sıkıldığı birçok kez, kimseye haber vermeden Çankaya’dan kaçıp Söğütözü’ne sığınmıştır.” 

Ve bir gün… Koliba’da uyurken hemen yakındaki Ankara eşrafından Kerim Ağa’nın tarlasında çalışan köylüler gürültü yapar. Bunun üzerine yaverlerden biri koşar ve Mustafa Kemal uyanmasın diye köylüleri ikaz ederek uzağa gitmelerini ister. Köylüler öfkelenir. Bu konu daha sonra Gazi’nin kulağına gider ve yanlarına gidip köylülerle görüşür, gönüllerini alır. Ardından da “İşte! Türk köylüsü budur. Toprağından asla ayrılmak istemez. Öfkeleri bundandır. Ama biz anlaştık.” cümlesini kuracaktır.  

“Bugün Ne Durumda?”

Mustafa Kemal’in yemek yediği, kahvesini içtiği, dinlediği bu kulübe bugün Söğütözü’nde Orman Genel Müdürlüğü arazisi içinde ‘Saklı Bahçe’ olarak bilinen ağaçlık alanda bulunmaktadır. Çevresini saran devasa gökdelenlerin bitişiğinde tek katlı, mütevazı bir şekilde, asırlık kerpiç duvarlarıyla zamana meydan okumaktadır. Ayrıca Koliba’nın içinde Gazi’nin kişisel eşyası sergilenir. Annesinin hediye ettiği sedir, gaz lambasının yanı sıra kahve fincan takımı, semaver ve yemek takımı bulunmaktadır. 2000 senesinde dönemin Orman Bakanı Nami Çağan’ın
direktifiyle Mimar M. Fikri Aktan tarafından tadilattan geçirilen yapı 29 Ekim 2000’de tamamlanarak korumaya alınır. Ziyaretçilerinin içine giremediği ve yalnızca dışarıdan görebildiği Koliba bugün “Söğütözü Atatürk Evi (Atatürk Kolibası)” adıyla Aziz Atatürk’ün hatırasını yaşatmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları
Edebiyatçıların Buluşma Noktası: İstanbul Pastanesi

13 Ekim 1923 tarihinde Ankara başkent ilan edilirken aynı zamanda kültürel ve ekonomik bir merkeze de dönüşür. Atatürk’ün çabalarıyla Ankara’nın örnek bir başkent olabilmesi için büyük bir özveriyle çalışmalara başlanır. Bunun için Carl Christoph Lörcher ve Hermann Jansen’e şehir planı hazırlatılır. Ernst Egli, Clemens Holzmeister, Paul Bonatz, Rudolf Belling, Theodor Jost, Robert Oerley, Bruno Taut, […]

Devamını Oku
Geçmişten Günümüze Güvenpark

Türkiye’nin kalbi Ankara’dır, Ankara’nın kalbi ise ‘Kızılay’ dersek sanırım yanlış olmaz. Peki Kızılay’ın kalbi neresidir? Farklı yanıtlar verilir mi bilinmez ama birçoğumuz bu soruya ‘Güvenpark’ yanıtını verecektir. Ankaralıların her gün önünden geçtiği, kimi zaman buluşmak için sözleştiği, kimi zaman da soluklanmak için boş bir bankta oturduğu yerdir Güvenpark… Gelin birkaç ay önce yenilenen yüzüyle Ankaralıların […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku