Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Gençler Hem Bahar, Hem Gelecektir…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Gençler Hem Bahar, Hem Gelecektir…

Bu yıl, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kimimiz okullarda, resmi kurumlarda görev savmak için… Yüreği Cumhuriyet için atanlar da alanlarda, salonlarda… Atatürk’e saygı sunmaya koşanlarla… Anıtkabir’de gençlerin her zamankinden büyük coşkusuyla kutladık.  Bizim ilçede lise yoktu. Ortaokullular bütün ulusal, özel günlerde başroldeydi. Kız erkek 19 Mayıs’ta, ilçenin küçücük alanında, büyük gösterilerde yer […]

Bu yıl, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kimimiz okullarda, resmi kurumlarda görev savmak için… Yüreği Cumhuriyet için atanlar da alanlarda, salonlarda… Atatürk’e saygı sunmaya koşanlarla… Anıtkabir’de gençlerin her zamankinden büyük coşkusuyla kutladık. 

Bizim ilçede lise yoktu. Ortaokullular bütün ulusal, özel günlerde başroldeydi. Kız erkek 19 Mayıs’ta, ilçenin küçücük alanında, büyük gösterilerde yer alır… Bayraklarla dimdik yürürlerdi. Gözüme öyle büyük görünürlerdi ki… Törenlerin açılış konuşmasını ya bir kız ya bir erkek… Bazen ikisi birden yapar, cızırtılı mikrofonla şiir okurlardı. Onların coşkusunu genç yaşlı herkes paylaşırdı.

Başkentte ortaokul lise çoktu. 19 Mayıs törenleri için… Belirlenen izlencelerde rol alacak gençler kendi okullarından seçilirdi. 19 Mayıs törenine seçilebilmek için kıran kırana yarışırdık… Seçilenler haftalarca okullarında, stadyumda törenin provasını yapar, provalar sürerken birkaç gün derse girmez… Stadyumda tanıştıkları yeni arkadaşlarını, yaşadıklarını coşkulu coşkulu anlatır, bizler de coşkuyla bayramı bekler… 19 Mayıs sabahı, görevimiz varmışçasına stadyuma koşardık. 

Dille birlikte ulusal eğitimle ilgili araştırmalar yapar olduktan sonra çok düşündüm. 1980’lerden başlayarak ulusal günler, bayramlar… Özellikle 19 Mayıslar sıradan törenlerle kutlanır… Dahası yağmuru seli bahane edenlerce kutlanmaz oldu. Oysa bu törenler konuşacak, şiir okuyacak, izleyecek gençleri yakınlaştırıyordu. Cumhuriyet öğretmenlerinin yönlendirmesiyle araştırarak, tartışarak özgüvenle söz sahibi oluyor… Bilgi bilinç düzeyleri yükseliyordu. 103 yaşındaki Cumhuriyet’in son çeyreğinde gençlerimiz, ulusal günlerde tören yüzü görmüyor, törenimsilerde söz sahibi de katılımcı da olamıyorlar. 

Gençlik, toplumsallaşma olanaklarından birini yaşayamıyor! 

2026 kışında baharında çocuklar birbirinin canını yaktı… Ölen çocuk, öldüren çocuk… Basında “suça bulaşmış çocuklar” başlıkları… Acıları Karanfil’e taşımayacağım… 

2026’nın 23 Nisan ve 19 Mayıs’ında birkaç kent ilçe okulunda… Bir halk türküsü eşliğinde  öğretmelerinden güzel oynayan çocuklarla gençlerin görüntüleriyle sevindik.

İnsanın çocukluk gençlik dönemi insana özgü duygulardan, baskılardan, dayatmalardan, olumlu ve olumsuz rüzgârlardan çok etkilendiği… Bu etkilerle bugününün… Yarınının, yani geleceğinin de biçimlendiği çağıdır. İlköğretim çocuğu neye ağlayıp neye güleceğine bile karar veremez… Doğumundan sonra hem sütle hem bilim sanatla beslenen çocuklar liseli olunca farkındalıkları ayırt etmeye başlar. Sözvarlığı genişler, dil kullanımı değişir… Bireysel istekleri, toplumsal arayışı hızlanır. Üniversiteli genç kendi imzasıyla yaratıcılığını kanıtlayabileceği yetişkinler sınıfına geçer… Üniversite, gence yaratıcı olabileceği kapıları açmalı… 

Gençlere verdiğimizden azını alıyoruz… İçtenlikli değiliz… Verirmiş gibi yapıyor… Aldığımıza bakıp kızıyoruz. Birine kızmalı… Gençten iyi günah keçisi olabilir mi? Büyük, ağzına geleni söyleyecek, genç dinleyecek… Dinlemekle kalmayacak, boyun eğecek, eğriye eğri diyemeyecek, bazen başkasının yanlışını da sineye çekecek… Ana baba, öğretmen, siyasetçi, bakkal amca, komşu… Nedense önüne gelen gençlerden yakınıyor. 

Ana babalar, oğluna kızına söz geçiremiyormuş… Gençler, neden ana babasını anlamıyormuş? Aslında bu soruyu  gençlerin sorması gerekmez mi? Bir açıkoturumdaydık… Ağzını açan gençlere giydiriyordu. Tepki gecikmedi.

“Olmuş armut gibi ağaçtan mı topladınız bizi? Ne istiyorsunuz bizden?”    

Bu genç de dertliydi… Kimse onları dinlemiyor, anlamıyormuş. 

Sustuk, dinledik… Anladık mı?

Bireylerin  birbirini doğru anlaması, dili doğru, etkileyici  kullanması… Dil bilinci eğitimle kazanılır, sanatla parlatılarak yaşama biçimine dönüşür. Gençlerde bu bilinci geliştirecek dizgelerde, yöntemlerde… Sunulacak başta dil edebiyat, tüm eğitsel kitaplarda… Öğretmen yetiştiren kurumlarda… Eksiğimiz yanlışımız varsa… Yönetenler yönetilenler dilinin ucuna geleni savuruyorsa… Gençlere çemkirmek niye?

Her fırsatta… Bireysel toplumsal açıdan nasıl yaşayacağımızı… Nasıl yaşanacağını bilemediğimiz günlerin yılların… Yani geleceğin güvencesi gençlikse… 

Genç haklı… Armut gibi dalında olgunlaşmıyorlar ki…

Kızlı erkekli delikanlılar… Doğa, baharda uyanır… Delikanlılar dört mevsim, başında kavak yelleriyle uyumayanlardır.

63 yıl önce haziranda yitirdiğimiz Nâzım Hikmet için…

Gelmiş dünyanın dört bir ucundan

Ayrı dilleri konuşur, anlaşırız

Yeşil dallarız dünya ağacından

Gençlik denen bir millet var, ondanız

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Güçlü Sesi Kerim Afşar

Çok özlediğim(iz) canım arkadaşım Kerim…  Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi’ni sürdürmek için 22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurduk. Derneğin amacı, Türkçe için çalışmak… Kurulması yasak dernek sayıldı, iyi mi? Bir süre arkadaş evlerinde, işyerlerinde çalıştık. Ormancılar Derneği önce küçük, sonra büyükçe iki odasını açtı. Odalar çıplak… Cumhuriyet’e, “Olanaksızı Olanaklı Kılmak” diye yazdım. Bir müdür çalıştığı bankanın […]

Devamını Oku
Gençler Hem Bahar, Hem Gelecektir…

Bu yıl, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kimimiz okullarda, resmi kurumlarda görev savmak için… Yüreği Cumhuriyet için atanlar da alanlarda, salonlarda… Atatürk’e saygı sunmaya koşanlarla… Anıtkabir’de gençlerin her zamankinden büyük coşkusuyla kutladık.  Bizim ilçede lise yoktu. Ortaokullular bütün ulusal, özel günlerde başroldeydi. Kız erkek 19 Mayıs’ta, ilçenin küçücük alanında, büyük gösterilerde yer […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Nerede Serinleyebileceğini Bilen Bir “Yaz”ar

Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]

Devamını Oku
Çalışma

Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık.  Ancak […]

Devamını Oku