Mayıs ayının ilk hafta sonu, Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Yerleşkesi’nde dolaştırılan semiz bir inek, yağmur sularının etkisiyle boy atmış otlara iştahla bakıyordu. Son yıllarda nasıl kutlanacağı tartışma konusu olan Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’nin İnek Bayram’ı, bu yıl bir hafta sonuna sıkıştırılmış, kutlama alanı Cebeci Yerleşkesi’nin küçük bir bölümüyle sınırlandırılmıştı. Doksan yıla yaklaşan geleneğin baş oyuncusu […]
Mayıs ayının ilk hafta sonu, Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Yerleşkesi’nde dolaştırılan semiz bir inek, yağmur sularının etkisiyle boy atmış otlara iştahla bakıyordu. Son yıllarda nasıl kutlanacağı tartışma konusu olan Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’nin İnek Bayram’ı, bu yıl bir hafta sonuna sıkıştırılmış, kutlama alanı Cebeci Yerleşkesi’nin küçük bir bölümüyle sınırlandırılmıştı.
Doksan yıla yaklaşan geleneğin baş oyuncusu “İmam” da artık kadrodan çıkarılmış, onun yerini bir “Çoban” almıştı. Birkaç yıl önce İmam kimilerine “sakıncalı” görülünce yerini geçici olarak “Filozof Efendi”ye bırakmıştı.
İnek Bayramı Mülkiye’nin Ankara yıllarının geleneği. İstanbul’daki Mülkiye Mektebi, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla 1936 yılında Ankara’ya taşınmıştı. 1859’da kurulan okul, böylece ilk kez kendi binasına kavuşuyordu. İstanbul Yıldız’da Boğaz manzaralı ağaçlıklı tepedeki tarihi binada eğitim dönemi kapanmıştı. Maliye Müfettişi, enerji bakanlarından Cahit Kayra, doğduğu kentten okula gelen öğrencilerdendi ve o yılların izlenimini “okul kupkuru bir binaydı, çölün ortasındaydı” diye özetleyecekti.
Ankara’ya gelen öğrencilerden Kayra’nın yakın arkadaşı “Topik” diye anılan Cihat İren’in okul yemeklerini eleştiren “Kazan’da kıl gezer, o gezer, Hey! Et ne gezer” dizelerini yayımlayan tek yapraklı “dergicik”, gelecekte Kazgan adıyla her yıl yayımlanmaya başlayacaktı.
İnek Bayramı geleneğinin doğuşu aynı yıllara rastladı. 1937 yılının ilk baharındaki şenlikte 1954 – 1956 ve 1961 – 1962 yıllarında dekanlık yapan Prof. Bedri Gürsoy, “Biz başlayalım Mektebimizin Müdîrinden, / Ey Mehmed Emin sineyi aç…” dizelerini okuduğu diploma dağıtımında düzenlenen “imza töreni” yeni döneme geçişin habercisiydi…
Geleceğin idarecisi, milletvekili Seyit Faruk Önder’in kasidesi 1938 diploma töreninde salondakileri coşturmuştu:
“Bu Mekteb-i Mülkiye ki bi misl-ü bahâdır, / Bir ferdine cümle Cebeci halkı fedadır; / Olmaz mı fedâ, Mülkiye geldiği günden, / Beri burada esen hep başka bir hava başka sabâdır.”
Kaside 80 beyitlikti, Mülkiye tarihinin ilk “ferman” metni idi ama törene katkıda bulunan başkaları da vardı. Adını döneminin yetkin öğretim üyeleri arasında duyuracak olan Süleyman Barda “Biz aynı yoldan geldik, / Fakat dört koldan geldik; / Bu sevgili ocakta / Yedik içtik yan geldik” diye başladığı “Son Sınıf Marşı” o günlerde doğdu. Okul Müdürü Mehmet Emin Bey’in sabrı bu kez de “Bir katre alam dersen eğer ilm-i Emin’den / Bir Doktrin’e dal kurtulamazsın temelinden” dizeleriyle denendi.
İstanbul yıllarının öğrencilerinden Nuri Alpün’ün çok ders çalışanlara “kitapların üstüne inek gibi yattın, ezdin ezdin” sözleriyle Mülkiye öğrencilerinin belleklerine giren “inek” kavramı da okulla birlikte Ankara’ya taşınmıştı. Hoşgörü geleneği, “Kazan” dergisi, “ “İmza Merasimi”, “Maskeli Balo” ve yatakhanede icra edilen “yastık kavgaları” ile bütünleşerek 1940 yılında Cebeci sokaklarına taşmaya başlamıştı. O yılın mezunu Mübin Başar, “İnek Seremonisi” bizim sınıfın patentindedir. Vaftiz babası da Paşa Rauf (Sarıtepe)” diye kayda geçirmesi günümüzden yarım yüzyıl önceydi.
Arkadaşları arasında “Kara” lakabıyla anılan maliye bakanlarından 1942 mezunu Ziya Müezzinoğlu, o yıllardan bir anısını şu satırlarla günümüze ulaştırdı:
“Bir gün hep birlikte Dikimevi Kavşağı’na yürümüştük. Çeşitli şakalaşmalar ve sloganlarla süren yürüyüşümüzün dönüşünde, kürsüde Para ve Banka hocamız Namık Zeki Aral’ı tek başına otururken bulduk. Derse neden geç kaldığımızı sordu. ‘İnek bayramında olduğumuzu söyleyince son derece sinirlendi, kürsüye yumruğunu vurduktan sonra hiçbir şey söylemeden kalkıp sınıfı terk etti.”
Para ve Banka dersini veren Merkez Bankası danışmanı Namık Zeki Aral’ın kızı Rahşan Aral, o günlerde 15 yaşındaydı ve 1946 yılında Bülent Ecevit ile evlenecekti.
İmza merasiminden inek bayramına giden yolun okul müdürü Türkiye’nin çok partili rejime geçiş sürecinde de görev üstlenecekti. Ülke 1950 seçimlerini, Mülkiye’nin Ankara yıllarının hoş görülü müdürü Mehmet Emin Erişirgil’in serbest seçimlerin tüm kurallarına uyulmasını sağlayan İçişleri Bakanı olmasıyla kazasız belasız tamamladı.
1953 yılı bayramında ineği Mali şubeden Orhan Yazıoğlu güderken, davulla yol gösteren de Mümtaz Soysal’dı. Soysal, “inek” konusuna yakınlığını, bir yazısında dostu Bilsay Kuruç‘un Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olmadığını anlatırken şöyle ifade edecekti:
“(Kuruç) kitap yerine ‘not’ bekleyen, yani Sütunlu Salon yanındaki Kütüphane’nin cilt yığınları hazır dururken hocaların ders teksirlerini ‘ot’ geviş getirircesine saatlerce okuyarak ‘inek’ rütbesine yükselen kahramanlarımızdan olamadı.”
1960 yılına gelindiğinde İnek Bayramı ile iktidarın tutumunu protesto gösterileri iç içe geçti. 18 Nisan pazartesi gününden itibaren öğrenciler bayram dolayısıyla derslere ara vermiş, konferans salonunda idari şube fermanı okunmuştu.
29 Nisan 1960’ta okulun önünde Atatürk’ün gençliğe hitabesinin okunmasıyla başlayan gösteriler sırasında, kırmızı mürekkeple yazılmış kartonlar binanın çatısından sarkıtılmıştı. Öğrencilerden geleceğin hesap uzmanı ve milletvekili Mustafa Özyürek, yazıyı gören karşı kaldırımda birikmiş halkın, kırmızı boyayı kan diye algıladıklarını anılarında yazacaktı. Kartonu yazan öğrencilerden, geleceğin öğretim üyesi ve Mülkiyeliler Birliği Başkanı Alpaslan Işıklı, durumu daha ayrıntılı anlatacaktı:
“O yılki İnek Bayramı için alınan kırmızı boyalar, bambaşka ve hiç tahmin edilemeyecek bir işlev gördüler. Fakültenin etrafı atlı birlikler tarafından kuşatılınca, bu boyaları kullanarak geniş karton kâğıtlara ‘ya hürriyet, ya ölüm’ yazarak fakülte binasının caddeden görünen duvarına astık. Aceleyle ve özensiz yazıldığı için, boyalar yer yer akıp damlamış, uzaktan bakıldığında kanla yazılmış görüntüsü veriyordu. Bu yazının bizim maksadımızı çok aşan sonuçları oldu.”
İnek bayramına müdahale süreci sonraki yıllarda da sürdü. Bu satırların yazarı okula başladığı yıl katıldığı bayramda bir ineğin peşinden Kızılay’a kadar yürürken dönemin iktidar partisinin genel merkezi önünde, “Ata binmiş eşekler millet sizden ne bekler!” sloganı atmanın zevkini tatmıştı. Mezuniyet yılında ise o dönemdeki adıyla İktisat ve Maliye şubesi adına ferman okumasına rağmen ağabeyleri gibi kent merkezine kadar yürümekten mahrum bırakılmıştı. 12 Mart 1971 Darbesi’nin ardından 1982 yılına kadar mezun olanlar bayram yaşayamadılar. 1982’de geleneğin yeniden diriltilmesinin öyküsünü dönemin öğrencisi İsmail Hakkı Karakelle’den dinledim, 1969 mezunu M. Şehmus Güzel’in derlemesinden okudum.
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde uzun yıllar dekanlık yapan Prof. Dr. Celal Göle’nin belirttiği gibi Mülkiye’de her yıl Mayıs ayında tekrarlanan sadece “bahar bayramı şenliği değildir”, yılların birikiminin ortaya konulduğu “İnek Bayramını esas ön plana çıkaran, öz eleştiri bayramı olmasıdır.”
Ancak, bunu anlamamış olanlar etkinliğe karşı tavır almakta, tehditler savurmakta, saldırılar düzenlemektedir. Son yıllarda bayrama saldırılarda en yaygın kullanılan “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasının mucidinin de bir Mülkiyeli olduğunu tarihe not etmek gerekir. 1956 mezunu Mehmet Şevket Eygi’nin 1960’ların sonunda yayımladığı Bugün gazetesi, İnek Bayramı eğlenceleri sırasında okulda çekilmiş fotoğraflarla öğrencileri “dinsiz ve ahlaksız” olarak niteleyen ilk yayın organı olmuştu.
2016 yılı İnek Bayramında dua sahnesinde geleneksel görevini yerine getiren Mehmet Can Tan hakkında, Eygi’nin iddiasına benzer gerekçeyle dava açıldı. İki yıllık yargı süreci beraatle sonuçlandı.
İnek bayramının tarihsel geçmişine bakılırsa, bayram duasının imamı, adeta Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanındaki İlhami Efendi tiplemesinin sahneye çıkışıydı. Romanın ilk baskısının 1911 Mülkiye mezunu Ahmet Halit (Yaşaroğlu) Bey’in yayınevinden çıkmış olması rastlantısı da günün birinde dava konusu olabilir mi, bilinmez.
Halen Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Halk Bilimi Bölümü’nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Pınar Karataş, İnek Bayramı üzerine yaptığı çalışmayı Millî Folklor Dergisi’nin 2012 yılındaki 96. sayısında yayımladı. Karataş’ın değerlendirmesi işin özünü ve karşı çıkışların nedenini anlamak için yeterli:
“İnek Bayramının protesto, eğlenme, geleneğin kökleşmesini sağlama, kurum kimliğinin oluşmasına destek verme, aynı toplumun üyesi olmaktan dolayı haz duyma gibi pek çok işlevi vardır. Bu işlevler kimlik oluşturma işlevini beraberinde getirmektedir.”
Karataş’ın saptaması, yaklaşık on yıl sonra Dr. Mehmet Özer’in “Öncülleri ve Sonuçlarıyla Marka Aşkı” makalesine de bir başka biçimde yansıdı. Dr. Özer, “Mülkiye Marşı, coşkuyla İnek Bayramını kutlayan, kendini hem gerçek dünyada hem de sanal dünyada Mülkiyeli olarak kimliklendiren öğrenciler, marka aşkı kavramının bu fakültede araştırılmasının önemli olacağını” düşünerek yola çıktı ve “Mülkiye’nin itibarının öğrencilerin okula sevgi duymasını sağladığı” sonucuna vardı.
(*) Vecdi Seviğ Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 1971 mezun, Bilgi Araştırma ve Yönetim Vakfı (BİLAY) Yönetim Kurulu üyesi Vakıf bünyesindeki “Mülkiye Tarihi Araştırmaları Merkezi” yöneticisi.
Mayıs ayının ilk hafta sonu, Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Yerleşkesi’nde dolaştırılan semiz bir inek, yağmur sularının etkisiyle boy atmış otlara iştahla bakıyordu. Son yıllarda nasıl kutlanacağı tartışma konusu olan Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’nin İnek Bayram’ı, bu yıl bir hafta sonuna sıkıştırılmış, kutlama alanı Cebeci Yerleşkesi’nin küçük bir bölümüyle sınırlandırılmıştı. Doksan yıla yaklaşan geleneğin baş oyuncusu […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku