Haydar Ergülen
Tüm Yazıları
Derken Cumhuriyet
Ana Sayfa Tüm Yazılar Derken Cumhuriyet

“Karanfil deste gider” diyenin şair olduğuna hiç kuşkum yok. O imgeyi destelemiş, biri de gelmiş bestelemiş, bize de “dilden dile” gezdirmek düşmüş ki böylesi bir ‘vazife’ dostlar başına!  Gülün mazmunu varsa, karanfilin de imgesi var! Öyle olunca da desteyle sayılacak, saymakla bitecek gibi değil! İmge deyince akla ilk şiir geliyor, şiir deyince de karanfil! Şurdan […]

“Karanfil deste gider” diyenin şair olduğuna hiç kuşkum yok. O imgeyi destelemiş, biri de gelmiş bestelemiş, bize de “dilden dile” gezdirmek düşmüş ki böylesi bir ‘vazife’ dostlar başına! 

Gülün mazmunu varsa, karanfilin de imgesi var! Öyle olunca da desteyle sayılacak, saymakla bitecek gibi değil! İmge deyince akla ilk şiir geliyor, şiir deyince de karanfil! Şurdan başlasak bir karanfil şiirleri antolojisi yapar çıkarız, hatta Türkçe söyleyelim, biraz da gülün gönlünü alarak, Karanfil Şiirleri Güldestesi olur ki bizim şiirimize de bu yakışır!

‘Yakışır’ redifli de bir şiir yazmaya heves etsek, tabii “kokusu dosta gider” demenin güzelliğini de hiç unutmadan, dosta, hasa, çile çekene, iyiye, haklıya, doğruya, erdeme, adalete, eşitliğe, kardeşliğe. güzele en çok karanfil ‘yakışır’ demenin sevincini duyarız, duymak şiir yazmaktan da öte şiir olmaktır zaten! “derken karanfil elden ele” diyen Edip Cansever’in karanfili de hem yerçekimlidir hem gönülçelendir, o şiir dilimizdeki karanfil olur, elimizdeki karanfil yakamıza takılır, sevdiğimizle el ele Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya gideriz: “Örneğin rakı içiyoruz”  deriz. 

“Derken” demiş ya Edip Bey, işte o da karanfille güzelleşenlerden, şiir zaten güzel de belki bu yazıyı da güzelleştirir diye bir umudum da var! Bazen her şey bir ‘derken’e bakıyor! Şiir karanfile bakıyor, karanfil cumhuriyetin yakasına takılıyor, derken cumhuriyet kalpten kalbe, gönülden gönüle… 

Bazı renkler ve kokular birbirini anımsatır, çağrıştırır, çoğaltır, zenginleştirir. İmge dedikleri böyle bir şey olmalı. İki kere gerçek. Gerçeğin dahası. Rengin kokusu. Kokunun rengi. Karanfil ile mavi. Mavi karanfil de var beyaz da, pembe de var kırmızı da. İkisi de sade renk, çiçek ve koku değil, ayrı ayrı anlam. Karanfil de bin anlama geliyor, mavinin de bin anlamı var. O yüzden tıpkı bizi yaratan, var eden, iyi eden, sağaltan, tazeleyen aşk gibi, nice söylenseler, dile getirilip övülseler eskimiyor, yeniden yepyeni anlamlar oluyorlar.

Karanfil ne çok anlam: Devrim de oluyor cumhuriyet de, aşk da oluyor şiir de… Biri çıkıp derse, iyi de zaten bunların hepsi nerdeyse aynı anlam bahçesinde buluşurlar! Ne diyeceğim, hayır mı, elbette derim, ben de onu söylüyorum! Bir karanfil söylüyorum, bir cumhuriyetle birlikte beliriyor. En kırmızısından, dünyayı tutacak kokusuyla cumhuriyet bahçesinde yerini alıyor. Ben de bu bahçedeyim diyor, “yapraklara dallara/yeşillere allara” dediği bahçe bu Nâzım Hikmet’in, “aşkınla çarpar kalbimiz” der gibi “aşkınla büyür bahçemiz” oluyor! Aşkınla!

Karanfil aşkına! Onda insanın bütün halleri ve dünyanın türlü çeşitli işleri yoksa da, denk düştüğü, karşılığını bulduğu en önemli, hatta en kadim şeyler vardır: Savaş ve Barış! Karanfil savaşa, ülkesini savunmaya, yurdunu kurtarmaya, bağımsız ve özgür bir devlet kurmaya, Cumhuriyet olmaya doğrudur. Kırmızı bir karanfil olarak, tüm çarpışanların haklılığını duyurur. Sonra da barışın rengi olur ve en güzel de şu dizelerde bulunur: “Bir çift güvercin havalansa/yanık yanık koksa karanfil”. Şiirin adı “Anı”, Melih Cevdet Anday, Rosenbergler’in ‘anı’sına yazmış, ama şiir böyle bir şey işte, kederle, acıyla yazılan bir şiir gün gelir barışın, özgürlüğün, iyiliğin sözü olur, sözcüsü olur. Bazen de adı devrimle anılır, bir askerin silahının namlusuna takılır, faşizm yıkılır, Karanfil Devrimi olur, şiirin zenginliği budur.

Zengin karanfil! Dünyayı dünya eden, onu yaşanır kılan, tüm zenginlikleri hünerli elleri, alın terleriyle yaratanların da kimileyin yakasında, kimileyin dudaklarının ucunda, kimileyin de kulaklarının arkasında bir incecik güzellik olarak durur. “Büyük Gurbetçi”mizin “6 Aralık 1945’te “Ve elbette ki sevgilim elbet/dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya/dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla/bu güzelim memlekette hürriyet” şiirinde ‘en şanlı elbisesi’yle ağırladığı işçi sınıfının emek ve dayanışma günü 1 Mayıs baştanbaşa karanfil kesilir yürekler, sözler, sesler…

“Karanfilin moruna/ölüyorum yoluna” diye türkü olur, kadınlara göz kırpar, güne renk katar. O kadınlardan biri de Türkan Şoray’dır, Kırmızı Karanfiller 1962’de çekilmiş, pek bilinmeyen bir filmidir, oyunculuğundan, bakışlarından, gülüşünden gelen sıcaklık bana karanfili hatırlatır hep. İkisi de birbirine sımsıcak yakışır.

Savaş ve barış gibi, aşk ve ayrılışta da karanfil gerekir. Karanfil hem karşılar, hoş gelişler olur, hem de uğurlar, “uğurlar olsun” diye bırakırız onları evvelgiden canlarımızın yanına.

Haldenbilen bir çiçek olmasaydı, türküleri bu denli usul, sade, temiz ve mırıldanır gibi söylenir miydi? Öyle ya hem nohut oda bakla sofalarda hem avludaki iki göz bir odalarda, hem kondularda vita tenekelerinin içinde uyur da büyür müydü? “Belki derdimize çare bir çiçek” olur muydu?

Devrimi varsa cumhuriyeti de vardır, “içimize bir karanfil düşüyor gibi”dir, herkesin bir başkasına ilettiği, elden ele verdiği, gönülden gönüle söylediği ve bir ‘sevdayı büyüttüğü’dür. Sevda büyüktür, adı Cumhuriyet’tir. 

Yazarın Diğer Yazıları
Edebiyat

Bozkırın başkenti, edebiyatın da başkenti mi? Cemal Süreya’ya bakılırsa, onun ‘Başkentim’ diye bir yakını gibi sevgiyle, aşkla seslendiği de anımsanırsa, Can Yücel’in “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi” babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiirindeki “daha başka tür aşklar, geniş sevdalar” dizesinin Ankara’yı sevme duygusunu büyüten bir dize olarak yerini […]

Devamını Oku
Dalokay

Yalnızca dört yıl belediye başkanlığını yapmış o zamanlar büyükşehir olmayan Ankara’nın. Yaşım tuttuğu için aklımda ama, Ankara’nın ‘unutulmayanlar’ı arasında da hatırlı bir yeri var kanımca. Soyadının da hatırlı bir ağırlığı var; Vedat Dalokay, adı ve soyadıyla tam olarak biliniyor da, Dalokay deyince belediye başkanı olmanın da ötesinde bir yerde anıt  anısı kuruluyor, duruyor. Dalokay: Çok […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku