Zülfü Livaneli
Tüm Yazıları
Atatürk Sevgisi Büyüyor
Ana Sayfa Tüm Yazılar Atatürk Sevgisi Büyüyor

Kim ne derse desin, hangi yıkıcı propaganda yapılırsa yapılsın, bu ülkede Gazi Mustafa Kemal’i seven milyonlarca insan var ve hiçbir kuvvet bu sevgiyi onların kalbinden söküp atmaya yetmeyecek. Tersine, Atatürk sevgisi gittikçe büyüyor; halka, gençliğe daha çok yayılıyor. Yaşı müsait olanlar hatırlar: 1981’de Kenan Evren “Atatürk Yüz Yaşında” kampanyası yaparken, bu sevgi ve coşku yoktu. […]

Kim ne derse desin, hangi yıkıcı propaganda yapılırsa yapılsın, bu ülkede Gazi Mustafa Kemal’i seven milyonlarca insan var ve hiçbir kuvvet bu sevgiyi onların kalbinden söküp atmaya yetmeyecek. Tersine, Atatürk sevgisi gittikçe büyüyor; halka, gençliğe daha çok yayılıyor. Yaşı müsait olanlar hatırlar: 1981’de Kenan Evren “Atatürk Yüz Yaşında” kampanyası yaparken, bu sevgi ve coşku yoktu. Çünkü devletin resmi bir kutlaması sözkonusuydu. Bir de bugüne bakın. Onun aziz anısına halkı sahip çıkıyor. 

Rahatlıkla söyleyebilirim ki ben Türkiye’de Atatürk sevgisinin bu kadar yükseldiği hiçbir dönem görmedim (Belki de Cumhuriyet’in ilk yıllarında böyleydi ama o günleri yaşamadım). Bir 10 Kasım sonrasında büyük devrimciyi sevgiyle, saygıyla anarken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Atatürk’ü sevmek ve anlamak aynı şey değil. 

Elbette onu hem seven hem anlayan insanlar var ama bazen Atatürk’ün sevildiği kadar anlaşılmadığı düşüncesi oluşuyor bende. Bu iddia, kısa bir yazıya sığamayacağı için üzerinde düşünmek amacıyla sadece satır başları vereyim: Atatürk milliyetçiliği ile Enver Paşa milliyetçiliği arasındaki fark çok önemlidir. Enver Paşa ne kadar hamasi, hesapsız kitapsız ve savaş yanlısı ise Gazi o kadar gerçekçi, soğukkanlı ve barışçı bir hesap adamıdır. Atatürk’ü sevenler onun “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü tekrar tekrar düşünmeli ve özellikle bugünün koşullarında “Yurtta barış”ın ne anlama geldiği üzerinde kafa yormalıdır.

Barışa, kültüre değer veren; duygulu, incelmiş zevklere sahip, hümanist bir aydındır o. Hayvan kesilirken bakamaz, kesilen bir ağaca ya da ölen atına ağlar. Sık sık gözyaşı döken, kibarlığı asla elden bırakmayan, küfretmeyen, en ağır lafı “Şaşarım senin akl-ı perişanına” olan medeni bir İNSAN’dır. Cumhuriyet’i korumak ve kollamak için sadece; “yeni Cumhuriyet insanı”nı oluşturacak kültüre ve eğitime inanmıştır. Savaştığı ülkeleri bile incitecek bir söz çıkmamıştır ağzından. Nihai amacın barış olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır. Dünya tarihinde; “Eğer vatan savunması için şart değilse her savaş bir cinayettir.” diyebilen tek komutandır. 

Aristokrat bir aileden gelmemesine, yoksul ve yetim bir çocuk olmasına (yani o sahte deyimle Beyaz Türk olmamasına) rağmen azmiyle yabancı dil öğrenmiş, zevklerini ve kültürünü en üst seviyeye çıkarmıştır. Halkı için istediği de budur. 

Diktatör değildir. Sultan ve halife olma tekliflerini elinin tersiyle itmiştir. Samimi olarak bir demokrasi âşığıdır. Yoksa bütün gücü elinde tutarken bir muhalefet partisi yaratmak için girdiği onca zahmete ne gerek vardı? Onu kim zorlayabilirdi? Hayatında bir tek kuruş haram paraya tenezzül etmemiştir. 

Yolsuzlukların ayyuka çıktığı çöküş yıllarında da, yeni bir devlet kurduğu dönemde de paraya-pula metelik vermemiştir. Arnold Toynbee, onun bu özelliğini İngiliz hükümetine yazdığı raporda, biraz da hayretle belirtmiştir. Namuslu, ilkeli, yüksek ahlak ve merhamet sahibi bir insandır.

İslam konusunda hutbe verecek kadar bilgili olmasına ve mesela Yalova’daki evinde başucunda Kuran bulunmasına rağmen hiçbir zaman din sömürücülüğü yapmamıştır. 

Anlaşıldı ki bu yazı sonlanmayacak çünkü onun özelliklerini saymakla bitiremiyorum. Onu kaybettiğimiz günün yıldönümünde benim aciz fikirlerime değer veren gençlere bir tek şey söylemek istiyorum: Hangi partiye, hangi görüşe, hangi bölgeye ait olursanız olun; unutmayın ki bu ülkede başı dik yaşamakta oluşumuzu, tarihin en büyük insanlarından birisi olan Gazi Mustafa Kemal’e borçluyuz. 

O sizi sevdiği için siz de onu seviyorsunuz. Ama onu sevmenin yanı sıra daha çok anlamaya, Atatürk istismarcılarına kanmamaya ve onun fikirlerine doğrudan doğruya ulaşmaya çalışın.

Yazarın Diğer Yazıları
Dünya Her Şeye Rağmen Güzel

Dünyada bunca acı, bunca eziyet, bunca haksızlık; savaş, işkence, ölüm, yıkım, hastalık var. Ama yaşamak yine de güzel. Zorlukları görüp de yaşamaktan umut kesmiyoruz hiçbirimiz. “Zaten ölecek olan insanoğlu niye doğar?” diye sormuyoruz kendi kendimize. Bize ayrılan ömür dilimini, kendi iklimimizde, kendi dilimizde, onurluca yaşamaktan başka bir arzumuz yok. Türkiye’deki yazarların, düşünürlerin eleştirilerine üzülmeyin. Bu […]

Devamını Oku
En Güzel Çocuk Henüz Büyümedi

Şiirin gücü nerededir? Şair, herkesin bildiği kelimeleri başka türlü kullanarak nasıl bir büyü yaratır? Neden dolayı şiir derimizin altına geçer, yüreğimize dokunur? Bu soruların cevabını vermek kolay değil. Baksanıza koca Mevlana, 800 yıl önceden gelen dizeleriyle (hem de Farsçadan çevrildiği halde) bizi can evimizden vuruyor. İnancını ve düşüncesini söz sanatıyla anlatmayı seçmiş bu bilge kişilik, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Nerede Serinleyebileceğini Bilen Bir “Yaz”ar

Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]

Devamını Oku
Çalışma

Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık.  Ancak […]

Devamını Oku