“Gözleri Aşka Gülen”le tanıdığımız besteci Gündoğdu Duran’ın en şahane eserlerinden biri “Ankara Rüzgârı”. Bu muhayyer-kürdî beste, kızlarının vefasızlığından söz etse de Ankara için yazılmış en güzel şarkılardan. Derya Bengi, ’60’lı yılları anlattığı kitabında (Dünya Durmadan Dönüyor / ’60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Yapı Kredi Yayınları, 2022) şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Yazarının hayat öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde, […]
“Gözleri Aşka Gülen”le tanıdığımız besteci Gündoğdu Duran’ın en şahane eserlerinden biri “Ankara Rüzgârı”. Bu muhayyer-kürdî beste, kızlarının vefasızlığından söz etse de Ankara için yazılmış en güzel şarkılardan. Derya Bengi, ’60’lı yılları anlattığı kitabında (Dünya Durmadan Dönüyor / ’60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Yapı Kredi Yayınları, 2022) şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Yazarının hayat öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde, şarkı sözleri, dönemin Ankara şehrinin sosyal manzarasından bir kesiti yansıtmakta hayli mahirdi. Yazar, şarkıda Ankara kızlarına tatlı tatlı sitem ederek Ankara’nın yabancısı olduğunu peşinen itiraf ediyordu.” Kutlu Payaslı’nın yorumuyla bildiğim, Nesrin Sipahi’nin sesinden daha çok sevdiğim şarkının vurucu dizelerinden biri, “indi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına”…
Bahar Ankara’ya biraz geç gelir ama şehri yeşillendirir. Sonrası bitmez bir yaz. Yaprakların dökülmeye başlamasıyla yavaş yavaş sonlanır ama etkisini uzun süre sürdürür. Şu cümleyi kurmak yanlış değil: Ankara’da yaz güzeldir.
Ankara baharı ve hatta sonbaharı kimi şarkılara girmiş ama yaz bu kadar şanslı bir mevsim değil. En fazla Vedat Sakman’ın Zuhal Olcay tarafından da seslendirilen şarkısı “Ankara’da Âşık Olmak”ta karşılaşıyoruz ama onda da Ankara’dan güneye yani denize doğru bir gidiş söz konusu: “Ankara’dan bir kuş uçtu / Güneye doğru…” Bir Bülent Ortaçgil şarkısı olan “Deniz Kokusu” tersine bir rotayı izliyor: “Yarım gün uzakta Ankara / Sokaklarında uslu kentliyi oynamak için / Yine gazeteleri okumak / Yine gece bıkkınlığı / Yine sabah telaşlarına alışmak için…” Bu bir yaz şarkısı çünkü ilerleyen dizelerde “güneş kavurmuş tenimi” dizesine rastlıyoruz. Şarkının başında kulağımıza çalınan “nem sinmiş tuzlu bedenime” cümlesi de bu mevsimi işaret ediyor. Bu bir Ankara şarkısı mı? Değil.
Peki bunların dışında Ankaralı yaz şarkısı var mı? Yok. En azından benim bildiğim bir şarkı yok. Yaz şarkıları ekseriyetle denizden, kumdan, kumsaldan söz ettiği için Ankara hep dışarıda kalmış. Olsun. Yaz şarkıları hep bizim. Dolayısıyla (denizden söz edenler de dahil olmak üzere) bütün yaz şarkılarını Ankara için yazılmış sayabiliriz bence. Ankara’da deniz yok; doğal olarak plaj (ya da eskilerin deyişiyle deniz hamamı) da yok ama ne gam. Bu, Gündoğarken’in -ki kökü Ankara’ya dayanan bir topluluktur- “Yaz Bulutları” şarkısını Ankara için yazılmış saymamıza engel teşkil etmiyor: “Güne selam söylediler yaz bulutları / Yüzleri göründü yeni sevdaların / İlk ışıklar vuruyor pencerelerden / Kurtuluyor günlerim uzun gecelerden…”
Ankara, daha ziyade ayrılıkların şehri. Yaz aylarında sahil şeridinde filizlenen aşkların tasası sonbaharda Ankara’da insanın içine düşüyor. Bir başka Gündoğarken şarkısı, “Bir Yaz Daha Bitiyor”, biraz da bu yüzden dinlediğimiz anda burnumuzun kemiğini sızlatıyor: “Bir yaz daha bitiyor / Gökyüzü bulutlandı / Dalgalar yorgun ağır / Kıyıda soluklanırlar gibi // Çadırlar söküldüler / Pansiyonlar boşaldı / Ağırlaştı yürekler / Ayrılıklar bir oyun gibi…” Yaşar da “Yaz Bitti”de bundan söz ediyor: “Yaz bitti, âşıklar şehre döndüler / Yarıda kaldı sabah biten geceler / Daha vardı yaşanacak tatlı günler / Yaşanamadı erkenden bittiler…” Üstelik bu şarkıda Gündoğarken şarkısına da gönderme var: “ ‘Yazacağım canım’ dendi dolu gözler / Alındı birer birer adresler…” Bu dizelerin Gündoğarken’deki karşılığı şöyle: “Tatlı sözler vefakâr / Adresler telefonlar / Verilip alındılar / Sanki aranacaklar gibi…” Tecrübeyle sabit: Adresler bir defterin sararan yaprakları arasında unutuluyor, yaz aşkları giderek silikleşen hatıralara dönüşüyor, mektuplar hayallerde kalıyor. Yaşar’ın da dediği gibi: “Yazılmadı, postacılar işsiz.”
Adı “Yaz Aşkı” olan ya da yaz aşklarından söz eden onlarca şarkı var; hiç girmeyeyim. Kumsallarda yakılan ateşler etrafında söylenen (“Wish You Were Here”dan “Akdeniz Akşamları”na uzanan) şarkılar da bu bahse dahil. Bu şarkıların vazgeçilmez çiçeği zambak çünkü ömrü yaz aşkları gibi kısa.
Yazıda yazdan söz edecektim, Ankara üzerinden sonbahar hüznüne bulandım. İyisi mi Ankara’yı bir süreliğine unutayım, yaz üzerinden devam edeyim… İstanbul’da olsak kolay: Adalar’dan Moda’lara uzanırız, iş hallolur. Adalar yazlıkçı yeri; bu yüzden oradan söz eden neredeyse bütün şarkılar yaz şarkısı. Her şey bir yana Burgazlı Sait Faik’in tek şiir kitabına adını veren şiir (ve ondan bestelenen Ezginin Günlüğü şarkısı) yeter: “Meydanlarda bağırsam / Sokak başlarında sazımı çalsam / Anlatsam şu kiraz mevsiminin / Para kazanmak değil / Sevişme vakti olduğunu…”
Ankara’da olmayan, sahil gazinoları. Yazı renklendiren mekânlar bunlar. Büyükdere Park Gazinosu, bunlara bir örnek. Döneminin alafranga mekânlarından. 1950’li yıllar boyunca Fehmi Ege Tango Orkestrası sahne almış, pek çok insan solistleri Celal İnce ve Mefharet Atalay’ın seslendirdiği tangolarla kendinden geçmiş. Bir deniz hamamının yanında; insanlar denize girerken onları dinliyor. Bu, başta tepki de çekiyor. Kimileri, gazinonun faaliyete başladığı ’30’lu yıllarda “eşimizin, kızımızın, bacımızın gittiği deniz hamamının yanında içki satılıyor” diyerek mekânın kapatılmasını istiyor. Şikâyetler, yolu bir şekilde oraya düşen Atatürk’e iletiliyor. Atatürk, olaya başka bir yerden yaklaşarak şu cümleleri kuruyor: “Kadın-erkek de ne oluyor? Burada doğru olmayan şey, aradaki mesafenin azlığı değil, deniz hamamında hâlâ haremlik ve selamlık aranmasıdır.”
Yaza geri döneyim ve en güzel yaz şarkılarından birine imza atan Bora Ayanoğlu’na selam çakayım: Zerrin Özer’in sesinden bildiğimiz (Teoman’ın da söylediği) “O Yaz”, külliyatın incilerinden. Ahmet Hamdi Tanpınar göndermesiyle başlar, bir yaz aşkını, belki de ilk yaz aşkını anlatır: “Ne güzel geçmişti bütün bir yaz / Başımda kavak yelleri eser o yaş / Bense hanımeli kadar beyaz / Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz // Nasıl da koşuşurduk bahçelerde / Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde / Sen bana ben sana komşu evlerde / Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”
Neşeli, eğlenceli bir başka şarkı, Okay Ergil Folk Dörtlüsü tarafından seslendirilen “Yaz Günleri Bu Beldede Aşk Böyle Başlar”. Coğrafi işaretlere dikkat edersek bunun bir Ankara şarkısı olduğunu söyleyebiliriz: “Ulu çınarlar altında parlayan gözler / Kulaklarda fısıldanan o tatlı sözler / Bazen neşe bazen sevinç gülümser yüzler // Sıcak güneş altında parlayan saçlar / Yaz günleri bu beldede aşk böyle başlar / Bazen tatlı bazen acı olur satırlar…”
Yazının sonuna yakın dönemde karşımıza çıkan bir Sezen Aksu şarkısıyla ulaşayım… Sözleri Ali İlyas’a, müziği Sezen Aksu’ya ait; yazı ve sevgilisini özleyenlerce söyleniyor: “Yaz bitmeden gel / Yapraklarım solmadan, narlar olmadan gel / Gün devrilmeden / Yeşil erik beyaz örtüye konmadan gel…” Bir yanda tutku var, diğer yanda korku. Bunlar, şarkıyı ele geçiren duygular. “Gel gör ki geçti geçiyor bu yazlar ne hain” dizesi ve “açık seçik” nakaratı bir hayli vurucu ama şarkının en güzel yeri herhalde şurası: “Söz, hiç incitmem, ipek şal gibi akarım omuzlarından / Sen uyurken ben bir sevinç olur geçerim rüyalarından…”
Yaz şarkıları Ankara’yı anlatmasa bile güzel, Ankara’da yaz zaten güzel.
“Gözleri Aşka Gülen”le tanıdığımız besteci Gündoğdu Duran’ın en şahane eserlerinden biri “Ankara Rüzgârı”. Bu muhayyer-kürdî beste, kızlarının vefasızlığından söz etse de Ankara için yazılmış en güzel şarkılardan. Derya Bengi, ’60’lı yılları anlattığı kitabında (Dünya Durmadan Dönüyor / ’60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Yapı Kredi Yayınları, 2022) şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Yazarının hayat öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde, […]
Devamını Oku
Müzik pek çok insan için hayatın anlamı ya da tutunacak bir dal. Hele ki bizim gibi inişli çıkışlı memleketlerde… Şarkılar, türküler, ezgiler, yaşanan nice fenalıkla baş etme yolumuz. En azından benim için öyle. ’90’lı yıllarda üniversitelerde yaşanan hareketliliğin başrolünde müzik vardı. Hak aramak için yan yana geldiğimizde bize şarkılar eşlik ediyordu. Yeni Türkü’nün (Murathan Mungan […]
Devamını Oku
Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]
Devamını Oku
Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık. Ancak […]
Devamını Oku