Serdar Koç
Tüm Yazıları
Ankara Bağları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankara Bağları

İp attım ucu kaldı da Tarakta gücü kaldı Ben sevdim eller aldı Yürekte acı kaldı Astardan urganım var da Yün basma yorganım var O yar senin derlerse On koyun kurbanım var Almayı yüke koydum da Ağzını beke koydum Aldın yâri elimden Boynumu büke koydun Bozlak (Keskinli Seyit Çevik) Ankara’da özellikle de imparatorluğun son çeyreğinden Cumhuriyet’in […]

İp attım ucu kaldı da

Tarakta gücü kaldı

Ben sevdim eller aldı

Yürekte acı kaldı

Astardan urganım var da

Yün basma yorganım var

O yar senin derlerse

On koyun kurbanım var

Almayı yüke koydum da

Ağzını beke koydum

Aldın yâri elimden

Boynumu büke koydun

Bozlak (Keskinli Seyit Çevik)

Ankara’da özellikle de imparatorluğun son çeyreğinden Cumhuriyet’in ilk çeyreğine uzanan dönemde, henüz belleklerde tazeliğini koruyan, şehirdeki evden ayrı bir de bağ evi edinme geleneği vardı. Bu bağ evlerinin bazılarının bahçıvanı da olur, yazları oraya gidilir, bağ bozumunda pekmezler, cevizli sucuklar (köme), pestiller, şaraplar üretilirdi. Bağ evi kültürünün oluşturduğu yazları bağ evlerine taşınma geleneği ailelerin, özellikle de çocukların yaşamını renklendirirdi. Yaz boyu hazırladıkları daha başka kışlık erzak ve anıları da yanlarına alarak şehre dönerlerdi.

Ankara ahalisinin çoğu, yazları bağ evlerinde geçirirdi. Bu bağlarda üzümden öte her türlü meyve sebze yetiştirilir, kümes hayvanları ve kediler, köpekler, koyunlar, keçiler, inekler vb. ev hayatına karışırdı. Ankara Vilayeti Salnamelerinden birinde (1291) bağlarda kırk çeşit armut yetiştiği yazılıdır.

Hatta bir söylenceye göre de Ankara ismi Farsçada üzüm anlamına gelen engür (üngür) sözcüğünden gelmektedir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde üzümü çok olduğu için bu ismi aldığını yazar. Seyahatnamede ayrıca Ankara’da yetişen üzümlerin lezzeti övülür ve yüzden fazla çeşidi olup saraya da gönderildiğinden de bahseder.

(Ankara isminin kökeniyle ilgili rivayet muhteliftir. Bu başka bir yazının konusu olabilir.)

Biz yine mevzumuza dönecek olursak, Ankara’da sonu bağ ile biten otuzun üzerinde semtten bahsedilir. Seyran Bağları, Samanlık Bağları, Frenközü Bağları, Kavaklıdere Bağları, Etlik Bağları gibi…

Ankara ve Anadolu’da Hititlerden bu yana üzüm yetiştirilir.

Ankara’da üzüm bağlarının bolluğunu Kâtip Çelebi de yazmaktadır. Sadece üzüm bağı değil daha geniş anlamda bağ bahçedir burada sözü edilen. Bu bağlara, bahçelere; elverişli iklimi ve bir dereler beldesi olan Ankara’nın sayısız akarsuyu can vermiştir. Eski Ankara, göğünde kuşların, toprağında börtü böceğin cıvıldaştığı yemyeşil bir dereler ve bağlar bahçeler cennetiydi.

(Ki maalesef, dereler yeraltına çekildi artık ve kanalizasyona dönüştü. Bağlar bahçeler kül efil şimdi.)

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Galat, Roma, Bizans’tan başlayarak, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı’ya uzanan dönemleri de kapsayan, dört beş bin yıl öncesinden bu yana, değişik tarihlere ait, muhtelif şekillerde ve ebatlarda, pişmiş topraktan ve altın, gümüş benzeri metallerden mamul şarap kapları ve üzüm kabartmalarının pek çok arkeolojik buluntusu mevcuttur.

Yine arkeolojik metinlerde bağbozumu kavramına da rastlanmaktadır. Anadolu’nun her müzesinde, her beldesinde, şarap ve bağcılıkla ilintili arkeolojik buluntular mevcuttur. Ankara’da üç dört bin yıl öncesi şarapçılık yapıldığı bilinmektedir. Tarihi Gordion şehrinde yapılan kazılarda Frigya devrine ait şarap kapları bulunmuştur. Kendine has üzümüyle ve şarabıyla ünlü Kalecik ilçesi civarında yapılan Arkeolojik kazılarda bulunan üzüm salkımı formunda içki kabı halen Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Ankara’nın leziz üzümlerinden üretilen bu benzersiz şaraplar amforalarla Roma İmparatorluğu’nun payitahtına taşınır, soylu sofralarında şen şakrak kadehlere dökülürdü.

Çivi yazılı Hitit tabletlerinde bağ çubuklarından ve çeşitli şarap türlerinden bahsedilir. Şarap sözcüğü batı dillerine Hititçeden geçmiştir. Asma, dünyaya Anadolu’dan yayılmıştır. Hitit yasalarında şarap ve bağcılıkla ilgili hükümler bulunmaktadır.

Şarap tanrısı Dionysos (Bacchus)’tan bu yana kadim çağlarda şarap; mabetlere, saraylara, evlere, sofralara girmiş, yaşam sembolü olarak kutsanmıştır. Asma ve üzümün anavatanı Anadolu’dur. Bağ bahçe halk yaşamında hep önemli olmuştur. Pek çok ülke, ilk üzüm ve asma kültürünün kendi topraklarında başladığını iddia etse de, bağcılığın anavatanının Anadolu olduğu, konunun uzmanlarının üzerinde birleştiği en güçlü tezdir. Dolayısıyla bu toprakların mitolojisine de, efsanelerine de yansımıştır.

Anadolu’nun yamaçlarına tutunan ve oraları yurt edinen asma kütükleri yüzyıllar yılı inatla direndiler. Cumhuriyetin ilk yarısı boyunca başta Çankaya, Dikmen ve Keçiören olmak üzere Ankara’nın pek çok semtinde devam ede gelen bağ evi geleneği, kentsel dönüşümle birlikte kapitalist getirim (rant) illetinin kurbanı olmuş, beton yığınları altında giderek yok olup gitmiş ve bağ evi kültürünün o güzelim renkli dünyası, hüzünlü siyah beyaz fotoğraflarda kalmıştır.

Ankara, Orta Anadolu bozkırında keyifle demlenen bir vahaydı.

(Laf aramızda, kimsenin olmadığı aralarda bağ evlerinde yapılan kaçamaklar, bazı romanlarda, öykülerde, sohbetlerde anlatı konusu olmuştur.)

Ankara’yı çevreleyen yamaçları süsleyen, bir zamanlar sayıları on bini bulan o güzelim bağlar yok artık. Çoktan maziye karıştı. Bağlara bahçelere has yaşam tarzı da unutulup gitti. Doğayı terk edip dikey beton blokların raflarına çekildi insanlık. Yazık ki binlerce yıllık bir uygarlığın da sonudur bu.

Profesör Doktor Mustafa Nail Oraman tarafından 1937’de yayımlanan “Ankara Vilayeti Bağcılığı ve Ankara’da Yetişen Üzüm Çeşitlerinin Ampelografisi” adlı doktora tezinde, Ankara’daki üzüm çeşitleri şöyle sıralanmaktadır: 1)Erolan, beyaz. 2)Kokulu Çavuş, beyaz. 3)Kokulu Gül Üzümü, pembe. 4)Çavuş, beyaz. 5)Gül Üzümü, pembe. 6)Sungurlu, sarı. 7)Yapıncak, sarı. 8)Erolan, kara.9)Kalecik, kara. 10)Tokat, beyaz. 11)Fesleğen-Misket-, sarı. 12)Yediveren, yeşil. 13)Yatıküzümü, sarı. 14)Keçimemesi, sarı, 15)Tilkikuyruğu, beyaz. 16)Cırtüzümü, sarı. 17)Razakı, sarı. 18)Mevlevi, sarı. 19)Güdül, sarı. 20)Kadın Parmağı, beyaz. 21)Kalecik, yeşil. 22)Karagevrek, kara. 23)Pekmez Üzümü, kara. 24)İzmir Siyahı, kara. 25)Keçimemesi, kara. 26)Sapı Kısa, kara. 27)Güdül, kara. 28)Et Üzümü, kara. 29)Bakır Üzümü, kırmızı. // 30)(…)

Yazarın Diğer Yazıları
2L ‘Bir Hatay Sokağı’

“Atım Arap’tır benim/ Aman amanHaydi/ Yüküm şaraptır benim/ CanımBu yıl böyle giderse/ Aman amanAman/ Halim haraptır benim/ Vay vay”(Mucip Arcıman/ Nurettin Çamlıdağ, Ankara/ TRT THM 3301) Sokaklar genellikle I şeklindedir.L şeklinde sokağa çok seyrek rastlanır. Kızılay’ın L şeklindeki iki sokağından birisidir Hatay Sokak… Selanik Caddesi’ne dik olarak başlar, Mimar Kemal İlkokulu bahçesinin arka duvarı boyunca […]

Devamını Oku
Ankara’nın Kızılay’ı

Asırlık Yalnızlık Akan sular ben olsam Bulanırsam bulansam Virseler sevdiğimi (Gonduralım)  Dilenirsem dilensem (Gonduralım) Sarı lira virelim gandıralım  Yönünü de bu tarafa döndürelim Gül koydum çeçeriye Yâr geldi penceriye Yâre gurban olalım (Gonduralım)  Alalım içeriye (Gonduralım) Sarı lira virelim gandıralım Yönünü de bu tarafa döndürelim Kaynak Kişi ve Yöre: Veli Öksüz, Ankara, Şereflikoçhisar, Solakuşağı Köyü […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku